Diyanet’in TOKİ Fetvası Üzerine

6

Birkaç gündür Diyanet’in TOKİ kredisi ile ilgili verdiği fetvayla ilgili yazılar okuyorum. Bu tartışma önemli, çünkü yüz yıllardır faizsiz kredileşmenin nasıl yapılacağını tam olarak çözemeyişimizin bir göstergesi bu.

Diyanet’in açıklamalarından benim anladığım şu:

  1. Her türlü faiz haramdır.
  2. Faizin Diyanet’e göre tanımı: taraflardan birinin, sözleşmede karşılığı olmayan bir fazlalığı şart koşması ve bununla haksız bir kazanç elde etmesidir.
  3. Aylık %0.49 (yıllık yaklaşık %8) faiz enflasyon oranının altında olduğu için devlet buradan bir kar elde etmemektedir.
  4. Devlet bu işten zarar ettiği için bu faiz değildir.
  5. Bundan dolayı da bu işlem caizdir.

Başka bir deyişle, Diyanet TOKİ faizi negatif reel faiz (yani faiz oranı ile enflasyon arasındaki farkın) olduğu ve bunu devlet verdiği için faiz değildir, o yüzden de helaldir diyor. Buradaki önemli nokta negatif reel faiz, yani faizin enflasyon oranından düşük olması.

Diyelim ki siz birisine %10 faiz ile 100 lira borç verdiniz. Yıl sonunda enflasyon oranı %30 oldu, yani eskiden 100 lira ile aldığınız şeyleri artık 130 liraya alabiliyorsunuz. Mesela 100 lira olan ayakkabı 130 lira oldu. Faiz ödemesi gerçekleştiğinde elinize 110 lira geçtiğine göre, aslında 20 lira zarardasınız demektir. Artık bir ayakkabı alacak bir paranız bile yok. Yani negatif reel faiz aslında borç veren için zarar demektir.

Bu fetva beraberinde bir tartışma başlattı ve bazı soruları beraberinde getirdi. 

  • Neden sadece devlet negatif reel faiz ile kredi verebilir? Çünkü kredileşme sözleşmesi yapılırken hiçbir tarafın karşılığı olmayan bir fazlalığı elde etmemesi gerekir. Halbuki negatif reel faizde borçlu kişi fayda sağlıyor. Örneğimizi hatırlarsanız, borcu alan kişi bir ayakkabı parasına borçlandı, ama yıl sonunda ödediği para ayakkabı parasından bile az. Dolayısı ile borçlu bu anlaşmadan kâr etmiştir. O yüzden bu caiz değildir. Ama devlet zaten görevi gereği vatandaşlara karşılıksız yardım edebilir, mesela sağlık hizmetlerini ucuza sağlayabilir. Dolayısı ile devlet bu tip kendisinin zarar ettiği anlaşmaları yapabilir, o yüzden de negatif reel faiz sadece devlete helaldir.
  • Neden Diyanet sıfır reel faiz (ya da enflasyon oranında faiz) helaldir demiyor? Bunun nedeni basit: faiz sabit, enflasyon ise değişkendir ve önceden bilinmez. Bugün yıllık enflasyon %10 diye %10 ile faizli borç verdiğinizi düşünelim. Eğer önümüzdeki sene enflasyon %5 olursa, aradaki fark kadar reel faiz elde etmiş olacaksınız. Dolayısı ile 0 reel faizin ne olduğu önceden bilinemeyeceği için her türlü faiz haramdır. 

Bu mantıkla bakarsak Diyanet’in TOKİ fetvasında bir sorun var. Diyanet fetvasını verirken aylık %0.49 faizin yıllık %8’e denk geldiğini ve enflasyondan düşük olduğu için zarar ettiğini söylüyor. Yani negatif reel faizin kesin olduğu gözüyle bakıyor.

Burada iki sorun var. Birincisi ödemeyi yıllık değil aylık yapıyoruz. Dolayısı ile faizi aylık enflasyon ile kıyaslamalıyız. Örneğin haziran ayında aylık enflasyon %0.03’tü, temmuz ayında ise %1.36. Yani bu mantıkla haziran ayında krediyi ödediğinizde haram, temmuz ayında ödediğinizde ise helal oluyor. İkinci sıkıntı ise, hükümetin enflasyon hedefi %5 ve hükümet enflasyonun çok sert şekilde düşeceğine inanıyor. Yıllık bazda hesap yapsak bile şu an devlet zarar etse de uzun vadede kâr etmeye başlayacak. Bu iki nedenden ötürü fetvada bir tutarsızlık olduğunu düşünüyorum.

Enflasyonun belirsizliği yüzünden de enflasyon oranında faize helal diyen bir din adamı daha görmedim, sadece ödeme vakti geldiğinden enflasyon oranı kadar bir fazlalığın eklenmesinin helal olduğunu söyleyen din adamları var. Bu işlemin aslında basit bir adı var: enflasyon oranına endeksleme.

Reklam
  • Madem önceden belirlenen faiz oranı sorunludur, neden TOKİ ödemeleri enflasyona endekslemiyor? Aslında bu sorunun cevabı da basit: “100 Bin Sosyal Konut Projesi”ne kadar, TOKİ, ödemeleri memur maaşlarına endeksliyordu. Anladığım kadarıyla faizli krediye bu son proje ile başlandı. Hatta bu olay “düşük faiz müjdesi” olarak duyuruldu. Diyanet TV’de yayınlanan Mizan programına katılan Prof. Dr. Abdullah Kahraman endeks sisteminin belirsizlik yarattığı için pek talep edilmediği, bu yüzden de TOKİ’nin alternatif olarak faizli krediyi getirdiğini söylüyor.

Bana göre bu şüpheli bir sisteme geçiş nedeni olamaz. Belirsizliğin insanların bütçe planlaması üzerinde sorun yarattığı bir gerçek. Ama faize karşı savaş açmış bir hükümet, sırf bu yüzden adında faiz geçen bir sisteme geçmemeliydi. Onun yerine enflasyonu daha stabil, daha öngörülebilir hale getirip, belirsizliği ortadan kaldırmalı. Bunu başarmak bazılarına zor gözükebilir, ama Maliye Bakanı Albayrak her konuşmasında bunun yakın bir zamanda olacağını söylüyor. Yapılması gereken faizli sistem yerine, endeksle borçlananlara yakında belirsizliğin kalkacağını belirtmek olmalıydı.

  • TOKİ neden faizli kamu bankaları yerine kamu katılım bankalarını tercih etmedi? Birçok din adamı vadeli-taksitli satışın helal olduğunu söylüyor. Katılım bankaları da genellikle bu sistemle konut kredisi veriyor. Yani sizin adınıza 100 bin liralık evi alıp, size 110 bin liraya taksitle satıyor. Eğer katılım bankaları TOKİ için bile kullanılmayacaksa, devlet neden birçok katılım bankası açtı? Dahası, eğer bu tartışmalar olmasaydı, büyük ihtimalle katılım bankasından krediyi almak imkansız olacaktı. Çünkü katılım bankaları Diyanet’in açıklamasından sonra, 15 Ocak günü TOKİ projesine dahil edildi. Yani bu son tartışmaya kadar devletin aklına katılım bankaları gelmemiş miydi?

Bana göre konut kredisinde vadeli satıştaki kar payı ile faiz arasında bir fark yoktur. Ziraat Katılım’ın sitesinden ya da Ziraat Bankasının sitesinden ödeme planı çıkartırsanız, size aynı ödeme planını verecektir. Dolayısı ile ikisi arasında ödemeyi zamanında yaptığınız sürece hiç bir fark yoktur. İki banka da size gecikme cezası uygulayacağından, ödeyemediğinizde de ikisi arasında pek bir fark yoktur. O yüzden devlet katılım bankalarını umursamamış olabilir. Eğer öyleyse, neden katılım bankalarının kurulduğu sorusu daha da önemli hale gelmiştir. Burada daha derin bir soru var: neden katılım bankaları icara yöntemiyle değil de vadeli bir şekilde konut kredisi vermektedir? Ama bu tartışmanın dışında bir soru olduğu için şimdilik geçelim.

  • Neden kredileşmeyi Türk lirası yerine altın üzerinden yapmıyoruz? Her ne kadar bu sorunları çözüyor gibi gelse de, bu başka sorunları beraberinde getiriyor. Altının değeri enflasyondan bağımsızdır. Son bir yıl içerisinde altının getirisi %30’un üzerindeyken enflasyon %10 civarında. Yani altının reel getirisi %20. Ev almak için altın üzerinden borçlansaydınız, dört yıl içerisinde iki ev parası kadar borcunuz olacaktı. Altına endekslemektense enflasyona endekslemek sanıyorum daha mantıklı olduğu için bunu yapan yok.

Ben müçtehit değilim, dolayısı ile ne helal ne haram deme yetkim yok. Ama eğer birisi bana TOKİ’den kredi almak ile ilgili fikrimi soracak olsaydı, ben de bu işlemin haram olmadığını söylerdim. Çünkü başka bir alternatif verilmediğine göre, burada çok fazla bir seçim yok. Ha katılım bankasından vadeli kredi almışsınız ha faizli kredi, ikisi de ekonomik olarak aynı etkiye sahiptir. Birisi ne kadar zararlı ise, diğeri de o kadar zararlıdır. 

Hükümetten birisi bana bu işin doğru olup olmadığını sorsaydı, onlara da yanlış yaptıklarını, vadeli satış yerine icara sistemini kullanmalarını önerirdim. İcarada konutun ilk gün el değiştirmesindense, borçlu, ödediği taksit miktarı kadar evin sahibi olur ve her ay evin kirasını öder. Ödeme gerçekleştiği sürece matematiksel olarak faiz ile bir farkı yoktur. Fark ödeme gerçekleşmediğinde olur, çünkü burada gecikme cezası olmaz. Onun yerine borçlunun evdeki hisseleri geri alınır. Diyelim ki 100 bin liralık bir ev alındı ve borçlu 10 bin liralık taksit ödemesi yaptı. Bu durumda borçlu evin onda birine, banka ise onda dokuzuna sahiptir. Kiranın da bin lira olduğunu varsayalım (bankaya ödenecek kira 900 liradır). Eğer borçlu ödemeyi yapmazsa, o zaman evin hisseleri bankaya geçmeye başlar, ay sonunda borçlunun taksit ödemesi 9100 liraya düşer.  Eğer borçlu kirasını birkaç ay daha ödemez ise ev satışa çıkarılır. Böylece borçlu borcunu ödeyemediğinde borcu katlanarak artmaz.

Peki bu işlem zaten bilindiğine göre, neden katılım bankaları bu sistem yerine faize daha yakın olan vadeli satış işlemini uygular?

Bu soruya cevap vermeden faizli sisteme alternatif geliştirmek pek kolay gözükmüyor.

6 YORUMLAR

  1. Güzel güzel açıklamışsınız.
    Kaydi paranın hüküm sürdüğü yerde faiz hesaplaması biraz zor.
    Genelde faiz ile tefecilik karıştırılıyor.
    En doğru olanı altını baz alarak borçlanılmalı diyeceğim ancak uluslarası piyasalarda altın bile spekülatif kar amaçlı olarak kullanılıyor.
    Neresinden bakarsanız bakın bir tarafı düzgün durmuyor.

  2. Sevgili Ömer Faruk bey,

    “Ha katılım bankasından vadeli kredi almışsınız ha faizli kredi, ikisi de ekonomik olarak aynı etkiye sahiptir. Birisi ne kadar zararlı ise, diğeri de o kadar zararlıdır.”
    ifadesine katılmam mümkün değil. Çünkü Kamu bankası da olsa, faizli bankada altına imza attığınız sözleşme bir faiz akdini içeriyor.

    “neden katılım bankaları bu sistem yerine faize daha yakın olan vadeli satış işlemini uygular?”
    ifadesinin de sorunlu olduğunu düşünüyorum. Matematiksel yakınlık ile hukuki yakınlık farklıdır. Hesaplamanın aynı yapılıyor olması bir işlemi helal veya haram yapmaz. İcara yöntemi tercih edilebilir. Fakat vadeli satışta en az icara kadar helaldir.

    “Ben müçtehit değilim, dolayısı ile ne helal ne haram deme yetkim yok.” görüşünüze tamamen katılıyorum. Nitekim bende müçtehit değilim 🙂

  3. Bankaya gidersin paranı yatırırsın ay sonunda ne kadar faiz alacağını bilirsin.
    Katılım bankasına yatırırsın bir sözleşme imzalarsın.
    O sözleşmede katılım bankasının parayı ışleteceği bu işlemden kar ve zarar olması durumunda belirli olanlarda paylaşılacağı yazar.
    Bugüne kadar pratikte zarar olmamıştır.
    Bunun nedeni işlemlerin bir havuzda toplannasıldır.
    Katılım bankalarının fetva kurulları vardır.yapılan işlemleri islam dini açısından deneterler.
    İslami bankacılık ülkemizde en ideal şekilde değil ideale yakın olarak yapılmaya çalışılıyor.
    Piyasa hakimiyeti faizli bankacılıktadır.
    Katılım bankacılığı faizli bankacılıkla aynı kefeye koyarsanız.
    Faiz konusunda hassas kesimi bunaltırsınız.

  4. Sayın yazar, icara olarak bahsettiğiniz mevzu azalan müşarekeye/diminishing musharakah benziyor. yani aylık taksitler halinde ödemeler yapıldıkça bir tarafın ortaklık hissesi azalırken diğer tarafın hissesi aynı miktarda artmakta. dikkatinize sunarım

  5. Bir bankanın kredi verebilmesi için önce mevduat toplaması gerekir. Öncelikle katılım bankalarının (devlet veya özel) mevcut dağıtabileceği kredi miktarı muhtemelen çok yetersizdir, çünkü toplam bankacılık içindeki payları düşük zaten. Bu nedenle TOKİ faizli devlet bankalarına yönelmiş. İkinci olarak bu bankalar mevduatı faizle toplamıyor mu? Yani parayı yatırana bir faiz vaadediyor ve topladığı mevduatı daha yüksek fazile kredi isteyene satıyor (toki hariç normal kredi işlemleri için). Toki de düşük faizle yani banka zararı göze alarak kredi verecekmiş. Şimdi birincisi mevduat alırken faiz ödenen, satarken faiz alınan bu işlemde “kredi faizi enflasyondan düşük, helaldir” demek için baya geniş meşrepli olmak gerekir. İkincisi burada devlet bankası zarar yazacaksa sonuçta bu tüm milletin sırtına yüklenecek bir durum yaratıyor. Hükümetin Toki üzerinden bu şekilde bir işleme girişmesi, servet aktarımı açısından ayrı bir siyasi konu. Yıllarca millete tekel bayinden sakız bile almayın haramdır diyenlerin şimdi faize helal demeleri ise milletin takdirine bırakılacak bir gelişme!

  6. Osman Ünlü Hoca İbni Abidin in kitaplarında evi olmayanın sadece oturacağı evi için faizle kredi almasının caiz olduğunun yazdığını söylüyor. İkinci ev için caiz değil ama ilk ev için caiz diye İbni Abidin de yazıyor diyor. Bu fetva bence yeterli.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here