Doğu Türkistan’ın – Uygurların stratejik önemi

28

Türkistan; Rus ve Çinliler tarafından paylaşılmış, işgal edilmiş Türkün toprakları.

Türklerin “Ata Yurdu”.

Ne kadar farkındayız?

Google’ın yaptığı analize göre Türkiye’de en çok aranan kelimeler; seçim gibi, spesifik konuları dışarıda tutarsak, 2018’de dolar-bedelli askerlik, 2019’da ise sigara fiyatları, dolar gibi kelimeler olmuş. Meşgul olduğumuz alanlar belli.

Bu nedenle “Osman Batur-Bakhtur-Bahadır” kim diye sormak istemem, Doğu Türkistan neresi diye sormak istemem, Uygurlar kim desem “reyna”-“ışid” demelerinden korkarım.

2015 yılında Erdoğan’la Çin’e giden “gazeteci” Verda Özer’e sorsam; “Uygurlar tarih boyu Çinlilerle yaşamışlar, niye kargaşa çıkarıyorsunuz” der. Demiş de zaten. 

En iyisi ben sormayayım, yazayım. Belki okuyan çıkar.

Doğu Türkistan, Çinlinin “Xinjiang-Sincan-yeni ülke” dediği topraklar. Uygurlar ve Kazaklar gibi, Türkiye’yi çok yakından ilgilendiren topluluklar yaşıyor. 

Reklam

Bu topluluklar Çinliler tarafından yok edilmeye çalışılıyor. Kimlikleri, dinleri, adetleri, nesilleri, toplum olarak varlıkları yok ediliyor. Zulmün haddi hesabı yok. Milyonlarca insan “toplama kamplarında” Çinlileştiriliyor. Ne Kazakistan Devleti ve ne de Türkiye Devleti bu meseleye ilgi göstermiyor.

Türkiye de, Kazakistan da, Çin’in “milyarlarca dolarlık yatırımları hatırına” sus pus vaziyetteler.

İnsanlık için hepimiz sesimizi yükseltmeliyiz. Bildiğimiz bütün dillerde Doğu Türkistan’da yaşayan “Uygurların-Kazakların feryadını” duyurmalıyız. Hani zamanı geldiğinde diyoruz ya “biz ne büyük milletiz, biz Türkler, biz Müslümanlar, biz insan hakları savunucuları filan filan”.

Hong Kong’da olanları takip etmişsinizdir. Özgürlükleri için aylardır mücadele ediyorlar. Onlar bile destek oluyor Uygurlara. Türkiye’de sadece cılız sivil toplum ses veriyor, devlet ise yok.

Ben bu yazıda işin bir başka boyutunu dikkatinize sunmak istiyorum. İşin “stratejik boyutunu”.

Ama önce çok kaba hatları ile Çin’den bahsetmeliyim. İnsan “ürküyor” değil mi? Koca Çin’e karşı Doğu Türkistan’dakiler, “bizler” ne yapabiliriz ki?

Çin’in stratejik problem alanlarını iyi anlarsak, Doğu Türkistan mücadelesini daha doğru bir zemine oturtur, kuru milliyetçilik söyleminden çıkarabiliriz. Çin “problemli” bir ülke, “yenebiliriz”, orada da “demokrasi” olabilir. Doğu Türkistan da yalnız değil.

C:\Users\Balkan Tv\Documents\haritalar mart 2019\internet kullanımı\çin işgal ettiği topraklar t87rls2vcya31XXX.jpg

Çin; etrafındaki birçok ülkeyi işgal etmiş ve ciddi kriz alanları olan bir ülke. Doğu Türkistan, Tibet ve İç Moğolistan, Hong Kong bunların en büyükleri. Hatta Mançurya. Çin’in işgal ettiği ülkeler, bağımsız olabilmek için ciddi çalışmalar yapıyorlar ve uluslararası destek de görüyorlar.

Reklam

Demek Doğu Türkistan yalnız değil. Bunu koyalım cebimize.

Çin, Amerika ile “Pasifik’te üstünlük mücadelesi” içinde. Çin’in Pasifik çıkışları oldukça problemli. Kendilerine ait olduğunu iddia ettikleri “Çin Denizi” bölgedeki diğer ülkelerin “hak ve pay” iddia ettikleri bir yer. Bu bölge petrol ve doğalgaz zengini. Petrol ve doğalgazdan; Brunei, Endonezya, Malezya, Filipinler, Tayvan ve Vietnam da pay istiyor. Adaların aidiyeti de tartışmalı. Ayrıca Malacca Boğazından geçişlerde, Çin deniz ulaşımı olumsuz etkileniyor. ABD bu bölgede açık deniz ulaşımında üstünlüğü önemsiyor. Çin ve ABD bölgede ciddi miktarda askeri yığınağa sahip.

Yani, Çin için her şey o kadar kolay değil. En stratejik bölgede ciddi rakipleri var. Bunu da koyalım cebimize.

Çin’in rekabet ettiği ülkelerden birisi de Rusya. Türkistan’ın bir kısmını da Ruslar işgal etmiş vaziyette. Altaylar mesela. Ruslar ve Çinliler Türkistan coğrafyasını rekabet alanı olarak görürler. Ya paylaşırlar, ya güçlü olan kazanır. Halen paylaşım dengesi var. Ama yarın bilinmez.

Yani Rus da çok rahat değil, Çin’in kendine yakın gelmesinden. Bunu da koyalım cebimize.

Bu rekabete Japonya’yı da ilave etmeliyiz. “Mançurya” bölgesi Japonların tarihi emellerinin olduğu bir bölge. Japonlar da Uygur bölgesindeki durumdan rahatsız. Bu da cepte.

Çin’in problemlerini araştırmaya devam edelim.

Çin şüphesiz dünyanın en büyük ikinci ekonomisi. Bu ekonomi; enerji, ham madde ve sanayi altyapısı açısından dışa bağımlı. Ekonominin kurumsal altyapısı sistemi yönetemiyor. 

Ayrıca, “Çin’in üretim ve ihracatının sürdürülebilirliği şartlara bağlı”.  Tam bir kaynak ve enerji bağımlısı bir ekonomi. Çin’in ürünlerini pazarlara hızlıca ulaştırabilmesi için; dünya çapında yaygın, güvenli ve hızlı bir ulaştırma şebekesine ihtiyacı var. Üretirsin ama ulaştıramazsın. Üreteceksin ama hammadde yok, enerji yok. Çin enerji verimliliğinde dünyanın en kötüsü.

Gelecek yıllarda Çin sanayisinin günlük petrol ihtiyacı 17 milyon varil. Bunun 13 milyon varilini dışarıdan getirmek zorunda. Yarısı Ortadoğu ve İran olmak kaydı ile. İran’da savaş çıksa Çin ekonomisi çöker. Petrolden daha fazla da gaza ihtiyacı var. Dünyanın en büyük enerji tüketicisi. Madenler açısından dışa bağımlı. Dünyanın hammadde tüketiminin lideri Çin ve çoğu dışarıdan.

Yani “dışarıdan gelen ve dışarıya satmak zorunda olan”, “sürdürülebilir olmayan” ve zorla çalıştırılan “ucuz işçi” dışında “rekabet gücü zayıf” bir ekonomi. Bunu da koyun cebinize.

Çin ekonomisinde çok kritik bir konuya daha değinerek, Çin’in “dev olmadığını” anlayalım. Çin’de 500 milyona yakın insan hala günlük 5,5 dolar gelir seviyesinin altında. Yani günde 1-2 dolara çalıştırılan işçiler ile sanayi döndürülmeye çalışılıyor. Devlet yapısı tam bir komünist diktatörlük. Diktatörlük yönetiminde, dışarıya karşı “kapitalist mantık”, içeridekilere ise “kaşığın ucuyla” verilen bir “tüketim hakkı”. 

Yani “sosyal patlama” kapıda. Bunu da koyun cebinize.

Çin; işte bütün bu “hengameyi” atlatabilmek için, halkını; “diktatörlük rejimi” ile “silahlı kuvvetlerin gücü” ile ve de “dünyaya kapalı” vaziyette tutan, faşist bir imparatorluk.

Çin her adımında bu riskleri dikkate alıyor. Çin; kendisine tehdit oluşturabilecek ülkeleri (Rusya-Kazakistan-Türkiye-Pakistan gibi) sağladığı veya sağlayabileceği “finans desteği ile pasifize ediyor”. Çin sanayisi için gerekli olan hammadde ve enerjiyi, Afrika ülkeleri gibi yoksul ülkeleri “enerji ve hammadde yatırımları ile bağımlı hale getirerek” elde ediyor. Esaret altında tuttuğu; Uygurlar, Tibetliler, Moğollar, Hong Konglular, hatta Keşmirliler gibi toplumları, güçlü ordusu, güvenlik güçleri, istihbarat unsurları ile baskı altında alıyor. Çin en çok dinden korkuyor. Müslümanların kutsal kitabı Kur’an’ı bile değiştirerek, toplama kamplarında milyonlarca insanı “Çinlileştirerek”, sosyal patlama risklerini minimize etmeye çabalıyor. 

Çin; üretmek ve satmak zorunda. Aksi halde; ekonomi işlemez ve ülke ayakta duramaz.

C:\Users\Balkan Tv\Documents\haritalar mart 2019\internet kullanımı\çin için hedef bir kemer bir rota The-Belt-and-Road-Initiative-Roadmap-including-REE-sources-found-in-countries-involvedXXX.jpg

Çin; ekonomisinde sürdürülebilirliği sağlamak için; “One Belt One Road- Bir kemer Bir Rota” veya Çince “I dai, I lu” dediği bir ulaştırma projesini, Asya ve Avrupa ülkelerine kabul ettirmeye çalışıyor. 

Proje ile gelecek 50 yılı hedefliyor. Projeye harcamayı düşündüğü para 10 trilyon dolar. 65 ülkeye ve 3 milyar nüfusa ulaşmayı amaçlıyor.

Belt-Kemer’de; kara yolu-demiryolu-gaz-petrol boru hatları, Road-Rota’da ise; deniz limanları, kıyı altyapıları-gümrük ve depo-antrepo alanları olacak. Çin bu sistemi kurarken; mevcut limanları uzun süreli kiralamayı, yapılan otoyollarında viyadük vb. maliyetleri üslenerek, demiryollarına iyileştirme finans destekleri sağlamayı öngören “ortaklık katkıları” yapıyor.

Yukarıdaki haritada “proje” ayrıntılarını görebilirsiniz.

Avrupa’nın büyük ülkeleri ve Rusya, bu projeden tedirgin ve projeye mesafeli.

Projede net gördüğümüz; sarı noktalar ile işaretli ülkelerden hammadde garantisini oluşturmak, ürettiği malları Avrupa ve Rusya’ya satarak, sürdürülebilir bir “döngü” oluşturabilmek. Ayrıca güneye inen düz beyaz iki hat ile Hindistan’ı bypass edecek iki ticaret koridoru oluşturmak ve anakaradan Hint Denizine karşılıklı ticari akışı sağlamak öngörülüyor.

Merkez Asya’dan akacak ana güzergah, hem demiryolu, hem karayolu, hem de petrol ve gaz boru hatları, Doğu Türkistan’dan geçmek zorunda. Ayrıca Pakistan ticaret koridoru da Doğu Türkistan “bağlantı noktasından” başlıyor. 

Yani Doğu Türkistan Belt-Kemer projesinin tam düğüm noktasında. Bunu da cebe koyalım.

Çin, Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC) için Pakistan’a 46 milyar dolar yatırım yapacak. Ancak Taliban’ın ve ondan türeyen cihatçı unsurların arkasında Pakistan olduğu unutulmamalı ve Pakistan bu grupları ne ölçüde kontrol edebilir veya Hindistan-Pakistan çekişmesi-Keşmir sorunu düşünüldüğünde kontrol eder mi, büyük bir soru işareti. Keşmir konusunda Çin ve Pakistan aynı safta. Bölgenin stabil olması; Afganistan, Çin, Hindistan ve Pakistan arasında varılacak bir uzlaşıya ihtiyaç gösteriyor. Amerika ve Rusya’nın bölge menfaatleri de bununla uyumlu olmak zorunda. Kolay değil.

Kazakistan ve Türkiye bu projeye balıklama atlayan ülkeler arasında. Kazakistan petrol ve gaz kaynaklarına Çin çok önemli yatırımlar yapmış. Ayrıca Kazakistan petrolünün Çin’e aktarılması için boru hatları yapılmış. Çin’in son projesi kapsamında ise, Doğu Türkistan’dan Kazakistan Horgos kentine demiryolu yapımı tamamlanmış. Burada dünyanın en büyük kara limanı inşa edilmiş. Karşılığı elbette Doğu Türkistan’daki 2 milyon Kazak Türkünün Çin’e entegresine ses çıkarılmaması.

Çin Türkiye’yi önemli “geçiş güzergahı” olarak değerlendiriyor. Henüz bir termik santral dışında ciddi bir yatırıma sahip değil, ancak 4 milyar dolarlık bir yatırım öngörüyor. Çin’in esas hedefi ulaştırma güzergahının iyileştirilmesi. Türkiye’deki 3‘üncü köprü ve bazı otoyolların satışı şimdiden gerçekleşti. Çanakkale köprüsü de bu proje kapsamında Çin’in hedefleri arasında.

Çin, Türkiye ve Kazakistan’a, yapmış olduğu yardımlar karşısında bir tek talepte bulunmakta: Doğu Türkistan halkının insan hakları mücadelelerine destek vermemeleri. İki hükümet de söz verdikleri gibi Doğu Türkistan’a destek vermemekte, soykırıma gözlerini kapatmakta. 

Ancak, Çin’in ulaştırma projesi, çok ciddi risklerle karşı karşıya. Çin denizindeki geçiş yerlerinin çatışma alanı olması, Pakistan üzerinden yapılacak ticaret koridorunun Taliban ve Keşmir krizinden etkilenmesi ve Hindistan’ın projeye olumsuz tavrı, Kazakistan istikametinin Rusya’nın projeye endişeli ve soğuk duruşu, projenin geleceği konusunu şüpheye sokmakta.

Çin kemer-rota projesi, diğer ülkeleri kalkındırmaya değil, kendi hammadde ve enerji güvenliği ile pazarlara malının ulaştırılmasını garanti almaya yöneliktir. Bu Çin’e önemli avantajlar sağlayacaktır elbette. Ancak ABD-AB-Rusya gibi, büyük üretim kapasitesine sahip ülkelerin bu projeyi engellemek için ellerinden geleni yapacakları da unutulmamalıdır.

Çin proje için sadece küçük ölçekli ülkeleri ikna edebilmiştir. Balkanlar ve Doğu Avrupa’daki birkaç ülke ulaştırma alanında Çin ile ortak çalışmalar yapmışlardır. Ancak Almanya gibi önemli ülkeler konuya soğuk durmaktadır.

Yani, Çin’in kemer-rota projesi “büyük güçlerin” direnciyle karşı karşıya ve halen “hayal”. Bunu da cebe koyalım.

Gerek Kazakistan, gerekse Pakistan istikametine gidecek yolların Doğu Türkistan coğrafyasına bağlı olması, Doğu Türkistan’ın stratejik önemine ciddi katkı sağlamakta, ayrıca Doğu Türkistan’ın; petrol, doğalgaz, uranyum, kömür, altın ve gümüş madenleri bakımından oldukça zengindir. Bu avantajlar Doğu Türkistan’ın stratejik değerini artırmaktadır.

Yani Doğu Türkistanlıların eli güçsüz değildir. Oyun kuralına göre oynanırsa stratejik avantajlar pazarlık olarak kullanılabilir.

Gerek Amerika’nın gerekse Almanya’nın politik açıdan Uygur meselesine sahip çıkması da çok önemli bir avantaj. Dünya Uygur Kongresinin geçmiş ve mevcut başkanlarının ABD ve Almanya’da olmaları çok önemli. AKP iktidarı Kader hanımı kabul etmedi Türkiye’ye.

Çin “düşman bir bölgede ilerlediğinin farkında”. Ürkütmeden adımlarını atmaya gayret ediyor. Orhun kitabelerinde yazdığı gibi, “Çinin gülen yüzüne kanmamak” gerek. Çin’in yatırımları Kazakistan, Türkiye, Pakistan gibi ülkelere cazip gelse de, Çin’in ikinci bir Moğol istilası gibi batıya doğru ilerlemeye çalıştığı unutulmamalı.

Doğu Türkistan için durum hiç “ümitsiz değil”, aksine Doğu Türkistan çok sayıda avantaja sahip. Her ne kadar AKP hükümeti gözlerini kapatsa da, gelecek iktidarların konuya gereken önemi vereceklerinden emin olsunlar.

Doğu Türkistanlılar sadece Türkiye ve Kazakistan’a baskı uygulamakla yetinmemeli. Özellikle zulme uğrayan, işgal edilmiş; Tibet, İç Moğolistan, Hong Kong ile dayanışma içine girmeleri ve ortak politikalar geliştirmeleri çok önemli. Ayrıca ABD ve AB kamuoylarına, Japonya’ya konunun aktarılması ve güçlü baskı oluşturma taleplerinde bulunmaları gerekir. Japonya’nın bölgesel politikaları Doğu Türkistan’a ilgi duymasını gerektiriyor, unutulmamalı. Avrupa’dan çok sayıda ülke son günlerde meseleye hayli ilgi göstermiştir. 

Doğu Türkistanlılar; meseleyi “din-ırk konteksinden” çıkartıp, “ağır insan hakları ihlali ve soykırım” noktasından dünya kamuoyunun gündemine taşımalı. Türkiye kamuoyundan böyle daha çok destek alabileceklerdir. Sol kesimlerin desteği önemsenmelidir.

Uygurlar; cihatçı karakterli-silahlı olayların içerisinde hayli görülüyorlar. Bu kendilerine yapabilecekleri en büyük kötülük olur. Çin de bu konuyu istismar ediyor. Çok dikkatli olunmalı.

Türkiye sivil toplum kuruluşlarının; anlamsız “din ve ırk söylemlerini” terk etmeleri ve netice getirmeyecek gösteriler yerine, ABD, AB ve Japonya’da yoğun temaslar geliştirmeleri, BM kurumlarını etkin bir şekilde kullanmaları, İslam İşbirliği Örgütü ve Amnesty International gibi örgütlerle temas kurmaları daha uygun olacaktır.

Bu arada TİKA gibi kamu kuruluşları ile Türkiyeli sivil toplum kuruluşları; Doğu Türkistan ahalisinin insan kaynaklarının yetiştirilmesi, mikro sermaye kapasitelerinin artırılması, belediyeler ile yerel işbirlikleri geliştirilmesi üzerinde önemle durmalı. Ticaret yapacaklar, Çinli firmalardan mutlaka Doğu Türkistan’lı ortaklar talep etmeli.

Çin’in, yerel demokrasi konusunda cesaretlendirilmesi de elbette çözüme katkı sağlayacaktır.

Doğu Türkistan mazlumdur, soykırıma uğramaktadır. Ancak güçlüdür. Şartlar aleyhine değildir. Ümit çok güçlüdür. Onlar nice Osman Batur‘lar çıkarabilecek kahraman insanlardır.

Lütfen desteğimizi esirgemeyelim.

28 YORUMLAR

  1. Bahsettiğiniz grupta bende maalesef bende varım ama ilk defa Türkistan ve çinle ilgili mukayeseli bir makale okuma fırsatını sunduğunuz için teşekkür ederiz.
    Bugün farkettim ki pek çoğumuz dikkatimizi hep batıya vermişiz, ders kitaplarımızda da Çin ya da Doğu Türkistanla ilgili bir iki cümle dışında malumat yok idi hatırladığım kadarıyla vakti zamanında çinlilerle çok mucadelemiz olmuş, birbirimize düştüğümüzde mağlup olmuşuz. Çinliler yüzyıllardır hep aynı coğrafyada, hani belki toprağı kazsanız 2 bin yıl önceki çin kültürünün izleri görülebilir. Türkler ise müslüman olmadan önce bile yayılmacı, ya da farklı şartlara adapte olabilen göç kabiliyetine sahip bir topluluk idi. Öyleki asyadan avrupa içlerine kadar gelebilmiş tek millet belki de Türklerdir. Çinlilerin dini inanışları ve kültürlerinde İslamiyet ya da hristyanlıktaki gibi tebliğ, cihat, davet gibi yayılmacı kavramlar olmadığından belkide o bölgelere yakın coğrafyalar Çin kültüründen nisbi olarak daha az etkilenmişlerdir. Bu denli yoğun bir nufusun yayılmacı bir kimliğe sahip olmaması Allah’ın bir lutfudur. Lakin Mao devriminden sonra çinde oluşturulan kültür devriminde eski kültür yıkılmaya çalışılıp yeni ve komple materyalist, rekabetçi bir anlayış oturtulmaya çalışılmıştır. Bence Çin son 50-60 yıldır büyük bir gayretle kendini dönüştürüp hem ekonomik hem askeri hem de siyasi açıdan, uzun vadeli, eski çinde olmayan, dünyaya hakim olma planı yapıyor, belli bir güç dengesine kavuşana kadar etliye sütlüye pek karışmadan kendi büyümesini organize ediyor, bugün için Doğu Türkistanda yaşananlar Çinlilerin bu emelinin belki de ilk göstergesi. Hakkaten anlayamadığım bu konu hakkında Türk ve müslüman ülkelerdeki tepkilerin cılızlığı.. Bizler sosyal medya gruplarında bu konuyu işlemekten başka napabiliriz bilemiyorum..

    • Alper bey merhaba. Çin’in tarihinde nadir hareketlendiği anlardan, zamanlardan birini yaşıyoruz. Tespitinize aynen katılıyorum. Benim bir kısmını inceleyebildiğim Çin, görünür ki aslında çok da rahat pozisyonda değil. Rus imparatorluğunun akibeti onu da yakalayacak, hem de kendi içinden. Bize düşen akıllı hareket edebilmek. Alper bey eğer kamuda birilerine sesiniz ulaşırsa, teknik insan yetiştirilmesine ağırlık verilsin. Tamircilerden tutun, sağlıkçı, tarımcı, elektronikçi. Yani hayatın içinde Uygurları güçlendirmek gerek. Ayrıca 1000-2000 dolarlık mikro finans destekleri ile küçük ama gelir elde edebilecekleri basit işler kurdurulabilir. Sivil toplum böyle reel işlere odaklansın. Ayrıca uluslararası kuruluşlarla çalışabilecek uzmanlar yetiştirilmesi gerek. Japonya, Tibet, Moğolistanda lobi unsurları kurulmalı. Kolay gelsin.

      • Yorum cevabınız için teşekkür ederiz. İnşallah dediğiniz gibi olur, bende öyle düşünüyorum, çin halkının dünyayla iletişimi artıkça mebcut otoriteye karşı tepki ve talepleri artacaktır diye düşünüyorum ama bugüne kadar da hem o kadar düşük ücretlerle hemde yoksunluk durumlarına katlanabilmiş olmaları bu yöndeki beklentimi de zayıflatıyor doğrusu. İmkanım olursa önerilerinize riayet edeceğim inşallah.

  2. Önce
    Bu kadar detaylı bir çalışma yaptığınızdan dolayı tebrik ve teşekkürler…
    Konu dikkatimi çekince bugün en başta sizin yazınızı dikkatle okudum…
    Sonra
    Fehmi Koru’nun yazısı ve diğerleri…
    Yerli otomobil ve Necmettin Erbakan’ın mücadelesi de öylesine önemli ki…
    Neyse
    Gerçeklere gelelim hayallerle birlikte!
    Evet, gerçekler ve de hayaller diyorum ve sebebi var!
    Sebep mi?
    Ergün Diler’in bugünkü yazısı!
    Uzunca yazının ikinci bölümü aynen şöyle:
    “Ama “KANAL İSTANBUL neden yapılır?” diye kendi kendime sormadım değil. Çok düşündüm üzerinde… Çünkü yazılanlar çizilenler bilinen şeyler… EN azından beni ikna etmiyor. Bu sebeple gelin birlikte hayal kuralım… Çünkü TÜRKİYE ABD’nin rotasının dışında artık. Bunu bildiğiniz zaman HAYAL KURMA zor olmasa gerek…
    Başlayalım… Türkiye’nin son dönemde ‘yedek’ oyuncu değil ‘asıl’ oyuncu olmak istediği biliniyor. Ortadoğu’da özellikle Suriye’de dengeleri Washington aleyhine bozan ülke olduğunu görüyoruz.
    Çünkü Türkiye, Akdeniz’e sınırı olan en önemli ülke. O nedenle Akdeniz’de ne planlanıyorsa, plan yapıcılardan biri olmak istiyor. Ancak son 100 yıla baktığımızda Türkiye’nin sessizliğini görüyorduk. İçerdeki sorunlar, terörle yaşamanın sonucu Türkiye oyuna hep sonradan dahil oluyordu. KATILMAYAN VAR MI? Sanırım yok…
    Devam o zaman…
    Türkiye’de çok özel bir proje ilan edildi. Kanal İstanbul… Ne zaman duyduk? 2011’de! Uzaktan da baksak içinden de baksak RASYONEL değil. Ne itiraz edenler ne savunanlar ikna edici değil… HAYALİ senaryom şöyle…
    2011’de KANAL İSTANBUL duyuldu açıklandı… Üzerinden 1 yıl geçmeden dünyanın önemli BANKALARI devreye girdi. İLK 10’u görüşme istedi… Dikkat edin ilk 10’u… İçlerinden bazıları resmen “KANAL İSTANBUL’un içinde olalım” teklifi yaptı. Hayal bu ya Absa Group Limited (Güney Afrika), Credit Agricole (İsviçre) ve Toronto Dominion Bank (Kanada), Kanal İstanbul’un yakınlarında kurulacak finans merkezinde yer almak istediklerini bildirdi. Hatta bazı Türk yetkililerle bir araya gelen bankaların önemli isimleri, Kanal İstanbul’un Karadeniz’den girişine yakın bir bölümde inşa edilmesi için ada talebinde bulundu.
    Yapay ada finans merkezinin simgesi olacak. Büyük bir de anıt da yapılacak…
    Güzel mi? Güzel… Peki böyle bir HAYAL Türkiye’ye ne getirir?
    Gözlerim kapalı devam ediyorum…
    Sonuca ulaşmak için aklımı zorluyorum…
    Öncelikli olarak ilk etapta 500 milyar dolarlık kapital bu merkeze aktarılacak.
    En az 500 milyar DOLAR! Ancak dünyanın en büyük 100 şirketinin değişik noktalarda parası olduğu bilinen bir SIR!
    Dünyanın en zengin 10 isminin de bu hesaplarda parası olduğunu bilmeyen yok. O nedenle güçlü devletler bu hesapların ana güvencesi. TÜRKİYE dünyanın en iyi bankaları tarafından tercih ediliyordu. PARA ve BANKA GÜVEN isterdi. Gelip parasını park etmek için! Türkiye’nin tercih edilmesinin nedeni ise elbette İpek Yolu… Çin, İngiltere ile yaptığı anlaşmada Türkiye’nin merkez olması konusunda anlaştı. Tabii Türkiye’nin de bu anlaşmayı kabul etmesi önemliydi. Önceleri Türkiye’nin itirazları vardı. Kanal İstanbul projesinin ilk adımında bu bankacılık sistemi yoktu.
    Sonrasında bu olgu ile birlikte Kanal İstanbul, para merkezi olarak görülmeye başlandı. Çin de bu fikre sıcak baktı.
    ABD de, yıllardır birlikte yürüdüğü Türkiye’yi Çin ile aynı yolda görmek istemezdi. Aynı noktada buluşmasını engellemek için de birçok adım atardı atacaktı. Doğu Türkistan, Amerika Birleşik Devletleri’nin elindeki en büyük ve güçlü kozlardan sadece biri!
    Bu da son günlerde konuşulmaya başlandı! GARİP! ABD’nin ne yapıp yapamayacağını göreceğiz. Güçleri yetecek mi yetmeyecek mi anlayacağız…
    Ancak Türkiyesiz olamayacaklarını çok iyi biliyorlar. Siyasi türbülans uluslararası alanda sürerken Kanal İstanbul’la ilgili birçok önemli YABANCI şirket de Türkiye ile ortak çalışmak istiyor. Mesela Japonya, Kanal İstanbul’un güzergahının önemli bir noktasına Japon mahallesi inşa etmek istiyor. Bu konuda Japon İmparator Akihito kendisinden sonra tahta geçen oğlu Naruhito’ya bu konuda önemli bir dosya verdi. Her ne kadar Çin’le sorunlar yaşasa da Japonya, projenin içinde olmak için çok istekli.
    Aynı Şekilde Singapur, Malezya ve Katar da projede yer alacak ülkeler. Çin zaten içinde… O nedenle Kanal İstanbul Süveyş ve Panama kanalıyla kıyaslanamayacak kadar önemli. Altını tekrar çizmek istiyorum yazdıklarım HAYALİM…
    KANAL İSTANBUL yapılacaksa böyle bir proje için yapılır. Böyle bir vizyon için kazma vurulur! Konuştuklarımız bu nedenle yetersiz ve anlamsız.
    TÜRK DEVLETİ gibi AKILLI bir yapı gidip oraya PARA gömer mi! Asla ve kat’a gömmez. KANAL İSTANBUL’u tartışacaksak böyle büyük dengeler üzerinden tartışmalıyız… Yoksa diğerleri ucuz ve kısır… Ben TÜRKİYE’nin çok büyük olacağını DEV olacağını biliyorum.
    Nasıl olacak yaşayan görecek. Ne zaman olacak? Bilemem ama çok sürmeyecek bu! “ABD ve NATO çizgisinden kopan TÜRKİYE ne aldı da diğer tarafa gitti” sorusu olanları anlamak için yapılması gereken ilk şey! KANAL hayalimi yazdım.
    Sizler de düşünün bakalım. “Kanal İstanbul ne gerekçe ile yapılacaktır” diye…
    NOT: OLAYLAR, KİŞİLER, ŞİRKETLER TAMAMEN HAYAL MAHSÜLÜDÜR… Unutmadan hayalim biterken ORMAN YANGINLARINI GÖRÜYORDUM… Kışın ortasında KARADENİZ’de! Acaba neden?
    Kim itiraz ediyordu? Ve neye?.”

    • Reşat bey sizden bir istirhamım var. Lütfen benim köşeme başkalarının yazılarını koymayınız. Şahsi ikbal peşinde koşanlarla mefkure peşinde koşanların yan yana durması ahlaki değil. Türkiye medyasını tanıdığınızı ve kimin neye hizmet ettiğini bildiğinizi biliyorum. Ben kirlenmek istemiyorum. Zulmün tezgahına su taşıyanların benim yazımı kirletmesine tahammülüm yok. Bunlar bana göre değil.

      • Ergün Diler komplo teorileri ve hayeller kuruyor. Yazdıklarınız da gayet aydınlatıcı. Fakat olaya tek taraflı bakmamak lazım; Türkiye’yi ABD ve Avrupa ülkeleri sıkıştırıyor, üzerimize saldırtmak için terör devleti kurdular, Akdenizdeki kaynaklarımıza göz dikiyorlar, ekonomik sıkıntı içerisinde ülke vs. Yani iki arada sıkışmış bir ülke. AKP sonrası iktidarlardan da pek ümitli olmayın. AKP, Çin’e Uygurlar için “meydan” okusa, Çin Türkiye’ye yaptırımlar yapsa, ülke ekonomik sıkıntıya girse, millet “zulma karşı duruyor” diye AKP’ye destek mi olur yoksa “ekonomi kötüleşti” diye AKP’ye desteği keser mi? Milletin tek derdi para olursa, iktidar da ona göre olur.

        • CahilAdam merhaba. Katılımınız için teşekkür ederim. Ben sizin dediklerinizi demedim. Konumuz Uygurlar, Kanal İstanbul yazısının benim yazıma yapılan yorumda ne işi var. Kolay gelsin.

        • Çin in hertarafı yaptırım uygulasa ne olur.Petrol mü alıyoruz, doğalgaz mı?Türkiye nin ihracatının yüzde 60 a yakını Avrupa ya ve karlı olan kısmı zaten. Mübarek İpek Yolunu yaptırıp ayağına kurşun sıkarsan işte o zaman Çin e ebedi muhtaç kalırsın.
          Ki bunlar sözkonusu olmazsa bile insanlık onuru diye bir şey var,dini etnik kökeni ne olursa olsun bütün mazlumlara sahip çıkmak boynumuzun borcudur.
          Bırakın milyonları, tek bir kişinin onuruna,kişiliğine,
          bedenine zarar geleceğine milyarların maddi zararı olsun.
          İlkelerimiz bu yönde olmalı

          • woodstock merhaba. Değerli katılımız için teşekkür ederim. Düşüncelerinize katılıyorum. İnsan olduğumuzu unutmamalıyız. Kolay gelsin.

    • sizin bu gece uykunuz kaçmış veya rüyanıza şehriyar girmiş 1000 bir gece masallarını şehrazadın anlatımıyla yorum halinde bizlere aktarmışsınız.
      inanın sizin bu anlattıklarınız tayyip erdoğan ve akıl hocalarının akıllarına gelmemiştir.onların aklı 500 bin nufuslu akıllı şehir kurup oradaki arazileri pazarlamaktan ibaret.
      akıllı olan türk devletinin 2002 de dış borcu 130 milyar dolar 2018 de 500 milyar dolar.nasıl bayağı akıllı bir devletmiş değilmi.
      panama kanalı yolu 13000 km kısaltıyor süveys 6000 km.
      kanal istanbul yolu 47 km uzatıyor.
      siz hayaller kurmaya devam edin.

      • Efedamat merhaba. Değerli katılımınız için teşekkür ederim. Kanal konusunda verdiğiniz iki rakam çok önemli, Süveyş ve Panama. Ayrıca bunların ticarete ve deniz ulaşımlarına katkısı bambaşka. Biri Akdeniz havzasına muhtelif limanlardan gelen ticari akışı en kısa yoldan Hint Okyanusuna ulaştırıyor, diğer ise Atlas ve Pasifik okyanusları arasında Avrupa-Afrika ticaretini Uzak Asya’ya Çin, Avustralya, Japonya gibi, bağlayan yegane geçiş yerleri. Kanal İstanbul bunların yanında “hendek” ölçeğinde, fonksiyonu açısından. Bedava geçiş yerine paralı alternatif yapmak ama daha fazla yol kat edilmesi zorunda bırakmak. Aklın işi değil. Kolay gelsin.

    • Kanal İstanbul ile finans merkezinin ilintisini kavrayamadım doğrusu, bir çok yerde Çininismi geçiyor, Çinin bahsedilen yatırımları yapmasıyla kanal İstanbulun ne alakası var, finans adasını mevcuttaki boğazın karadeniz çıkışına yapsınlar. Yatırım kaygılarıyla tepkisizlik arasında umarım bir ilinti yoktur.

      • kesin var çinliler kendi tanıtım amaçlı makalelerde açıkça yazmış, uygurlarla ilgilrnmeyeceksiniz anlamında talep olacaını, onların da kabul edeceğini.

  3. Yine çok önemli bir konuyu gündeme getirip yazdığınız ve bizleri bilgilendirdiniz için çok çok teşekkür ederim.Çok haklısınız bu konu ne hükümetin gündeminde ne de adı STK olan ama aslında SDK (sİVİL DEVLET KURUMU) gündeminde.Size sadece yaşadığım şehirde (BURSA) bir STK (yUSUF YÜZLÜLER DERNEĞİ)’nin bir faaliyetin esnasında yaşadğım olayı anlatayım.”DOĞU TÜRKİSTAN KAN AĞLIYOR,KARDEŞLERİNE SAHİP ÇIK” konulu bir panel düzenlendi.Paneli organize edenler de Uygur Türkü Öğrencileri Topluluğu.Bursa’da okuyan öğrenciler.Oraya davetlilerden birisi de AKP milletvekili Av.O.M idi.Konuşmasında ne oradaki zulümlerden ne de diğer panelistlerin ortaya koyduğu problemler ve onların çözüm yollarından bahsedebildi.Sadece çok önemli meclis çalışmaları olmasına rağmen bu davete icap ettiğini anlattı.hepsi bu kadar.Bu mevcut iktidarın Doğu Türkistan’a bakış açısını net gösteriyor.Küçük ortak da bir partinin verdiği önergeye sırf muhalefet tarafından verildiği için katılmıyor.İşte halimiz bundan ibaret .Allah sonumuzu hayreyleye.Kolay gelsin Allah sana ,yüreğine ve kalemine güç ve kuvvet versin.Gökbayrağın tekrar özgürlüğüne kavuştuğu günleri hep birlikte görmek üzere

  4. ilave bir not:Uygur Türkleriyle ilgi bir gazetede çıkan yazı üzerine yorum yapmıştım.Bursa olayını anlatarak.İsrail’e ‘ONE MINUTE” diyenler niye Çin’e aynı tepkiyi gösteremiyorlar diye. Bir yorumcu ”Ne yapsın Çin’e savaş mı açsın? ”diyerek yorumuma tepki göstermişti.Şimdi daha iyi anlıyorum.köprü meselesi gündemdeymiş.

    • Kazım bey merhaba. SDK tespitiniz beni güldürdü. Haklısınız. AKP Dünya Uygur Kongresi eski lideri Rabia Kader hanımı da Türkiye’ye sokmamış idi. Yanılmıyorsam bizzat Erdoğan’ın karşı çıkışı söz konusuydu. Şimdi bu hanım Amerika’da soruyorlar ona neden Türkiye’ye seni almıyorlar diye, o garibim de ağlıyor. AKP ve Bahçeli koalisyonu bu meseleleri Türkiye’nin gündeminden çıkarttı maalesef. Türkiye’yi batağa sapladılar. Kurtarmak isteyenleri de bölgeye yaklaştırmıyorlar. Kolay gelsin.

  5. merhaba adelin hanım konuya vakıf olmama rağmen geniş bir şekilde ele almanızdan dolayı bir kere daha teşekkürlerimi arz ederim varolun

  6. Adelina Hanım
    Yazınızı okuyunca kendimden utandım.Malesef çok duyarsız olduğumu hissettim.
    İlk defa Doğu Türkistan ile ilgili eskilerin “Efradını cami ağyarını mani” dedikleri bir yazı okudum.Sizi ve sizde emeği olanları kutluyorum.Vefat edenlere rahmet hayatta olanlara da sağlık ve afiyet dilerim.
    Aslında çok yazmak istiyorum. Ancak büyük düşünür merhum Mehmet Akif Ersoy gibi”Aczimin giryesidir bence bütün âsârım!
    Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem;
    Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzârım!” Diyerek bitireyim.
    Rabbim sağlık huzur ve afiyet versin inşallah.

    • CK merhaba. Değerli katkılarınız için teşekkür ederim. Akifin şiiri için ayrıca teşekkür ederim. Akif Kosovalı biliyorsunuz. Baba Arnavut, anne Türkmen. İpek’in köyünden. Kolay gelsin.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here