Doktordan Az Kullanılmış İkinci El Hayat

0

Son günlerde sosyal medyada ardı ardına paylaşılan hocamız Prof. Dr. Mehmet Ceyhan’ın yanındayız etiketlerini görünce merak ettim, ne oluyor bu güzide ülkemizde diye. En son Türk Pediatri Derneği de yönetim kurulu adına hocaya destek bildirgesi yayınlayınca olayın sadece basit bir saldırı olmadığı ortaya çıktı. Çünkü farklı görüşlere tahammülü olmayan insanların birbirleri hakkında ileri geri konuştukları, göz önünde olanların payına da herkesten daha fazla hakaret ve tehdit düştüğü aşikâr. Olay münferit olmaktan çıkmış anlaşılan. Soru şu olmalı: Bir internet portal üzerinden ülkenin yetkili makamlarına yağdırılan şikâyetler bir anlam ifade eder mi? Aslında etmemeli! Ama maalesef hekimleri sindirme ve değersizleştirme kampanyasının koşar adım gittiği dönemde, haklarında saçma sapan şikâyetler nedeniyle açılan soruşturmalara dayanamayıp intihar eden genç hekimlerin cansız bedenlerine şahit olduk hep beraber! Atfedilen suçun içeriği, kimden geldiği ve hangi amacı gözettiğine bakılmaksızın şikâyetlerin itibar görmesi…

Pandeminin başından beri Amerika’da Dr. Fauci, ülkemizde ise Dr. Mehmet Ceyhan, söyledikleri ile dikkat çeken iki isim. Söylemleri genel olarak veriler üzerine dayanan, politik manipülasyonlara izin vermeyecek şekilde yalın bir dil kullanan bu iki hekimin özelliği de enfeksiyon hastalıkları ve epidemiyoloji bilimi hakkında tecrübeli olmaları. Sivil toplum kuruluşlarının neden bağımsız ve çok sesli olmaları gerektiği, medyanın özgür olmasının bir zorunluluk olduğu, özellikle zor zamanlarda daha da iyi anlaşılıyor. Gerçeklerin farklı gösterildiği, üstünün örtüldüğü dönemlerde, yalnız kalsa da doğruyu söyleme becerisi, yetisi ve cesareti olan kişi ve kurumlara her zaman ihtiyaç vardır. Ülkemizdeki Bilim Kurulu, tüm eleştirilere rağmen sesini çıkarmazken- ki kuruldaki kişilerden özellikle birkaçını şahsen tanıyorum ve tıp öğrencisi- asistan olarak kendilerinden ne kadar da çok faydalandığımı ve her birinin ne kadar değerli bilim adamı olduklarını ilk elden bildiğimi eklemem gerekir- şahısların ve birkaç uzmanlık derneğinin doğruları söylemeye devam etmesinin kıymeti inkâr edilemez!

Ben, her konuda karşıt fikirde olan insanların seslerinin çıkmasına, tezlerini özgürce ifade edebilmelerinin son derece önemli olduğuna inanırım. Amerika’daki COVID-19 aşısı karşıtlarının seslerine bir kulak verseniz, çıldırırsınız inanın. En son haber Florida’dan geldi. Özel bir okul, çalışan öğretmenlerinin aşı yaptırmamasını tavsiye etmenin ötesine geçmiş, aşı yaptıran öğretmenleri işten çıkartmaya başlamış. Çünkü özellikle mRNA aşısı yaptıranların spike proteinlerini etrafa yaydıkları, o nedenle de aşı yaptıranlara yaklaşılmaması gerektiğini duyurmuş! Doğal olarak, öğrencilerini koruma amacında olan veliler de, aşı yaptırmış olan öğretmenlerin olduğu sınıflara çocuklarını vermeyeceklerini ilan ederek okul yönetimine destek olmuş! Kulağınızı mı tırmaladı bu haber? Tırmalamasın efendim. Sonuçta, her türlü teknolojik gelişmeyi ret ederek, halen izole yerleşim yerlerinde at arabaları ile hayatlarını idame ettiren toplulukların olduğu bir ülkeden bahsediyoruz (Amish toplumları).

Bilimsel verilere- yani ispatlanabilir veya veriler ile ret edilebilir- dayanarak ileri sürülen savlara karşı etrafta dolaşan popülist söylemler, bir taraftan bizleri irrite etse de, çok sesliliğin olmazsa olmazıdırlar. Tam tersine, herkesin oybirliği ile aldığı kararlarda sorun vardır, emin olunuz! Çünkü her konuda oybirliği, insan doğasına aykırıdır. Biliniz ki, asıl orada bir sorun vardır. Herkesin aynı karara vardığı toplumlarda insanlar muhtemeldir ki fikirlerini beyan etmekten çekiniyorlardır…

Fikir özgürlüğü kavramını topluma yerleştirmek elbette kolay değil, zamana ihtiyaç var. Suç nedir, ceza ne işe yarar ve hangi şartlar altında kime, ne amaçla ceza verilmelidir, üzerinde çok tartışmamız gerekiyor. Elbette akademik ortamlarda bu konu tarihi ile, felsefi ve bilimsel alt yapısı ile enine boyuna tartışılıyordur, ona şüphem yok! Ama topluma difüzyon ile yayılacak şekilde özgürlük, eşitlik, suç ve ceza gibi konularda daha yüksek sesle konuşulması gerektiği; okullarımızdaki eğitimin de gelecek nesilleri bu yönde yetiştirmesi için gerekli değişikliklerin yapılması gerektiği mutlak! “Devlet, yönetici erkler itaat ister; soru soran, sorgulayan bireyler istemez!” diyerek toplumdaki her bir bireyin bu konuda üstüne görev düştüğünü ekleyerek yazımızı noktalayalım. Zaten o aşamaya ulaştığımız zaman değerli insanların tek tek arkasındayız diye bildiri yayınlamamız da gerekmez!

Esen kalın

NOT: Sadece ülkemizde değil, dünyada da insan yaşamına kasteden, onu hiçe sayan gelişmeler gözlerimizi kanatırcasına günbegün artarak gerçekleşmekte. Filistin’de, Uygur’da, Myanmar’da ve gündemimize adı bile hiç girmemiş daha nice kara parçasında trajediler devam etmekte. Ramazan Bayramı’nı sevdikleriniz ile doyasıya kutlayın diyerek son noktayı koymak isterdim; ama insanca yaşayabileceğimiz bir dünya dileklerimi iletmek daha uygun olacak sanırım…

Önceki İçerikBi Derdi Olmak !
Sonraki İçerikBayramda nasıl beslenelim?
Doğum yeri olan Kuzey Ren Vestfalya’ya (Almanya) doktora sonrası araştırmacı olarak geri döndüğü zaman, Essen Uni Klinik’te yaptığı deneysel çalışmaların hayatının dönüm noktası olacağını bilmiyordu. Eğitim hayatına Ankara’da başlayan ve her zaman bir parçası olmaktan onur duyduğu Hacettepe Tıp Fakültesi’nde devam eden Dr. Altınbaş’ın önüne serilmiş yeni bir dünya vardı artık. İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji uzmanı bir kliniysen hekim olarak, Başkentin en yoğun akademik ortamlarında çalışma fırsatı bulan ve yaptığı klinik araştırmalar ile Doçent Doktor ünvanı elde eden Dr. Altınbaş’ın son durağı Harvard Üniversitesi olmuştur. ABD Boston’da geçirdiği iki yılın sonunda, artık yaşayacağı son durağı belirlemiştir. Yeni çalışma ortamı, Yale Üniversitesi’dir. Bilimsel olarak odaklandığı karaciğer hastalıkları oluşum mekanizmaları dışında, yaklaşık 10 yıl boyunca bir Amerikan şirketinde “Gerçek Dünya Verileri” alanında Medikal Danışman/ Direktör olarak görev almıştır (STATinMed Inc.). Ulusal ve uluslararası kongrelerde onlarca sunum yapmış, ülkemizde çalıştığı kurumlarda tıp öğrencisi, iç hastalıkları asistanı ve gastroenteroloji yan dal asistanı eğitimlerinde aktif rol almıştır. İlk yazılarının (Almanca şiir dahil) yayınlandığı, üretmenin zevkini ilk olarak tattığı dergi, Dr. Altınbaş’ın “Şu kısa yaşantımda özlemle andığım ve gençlik yıllarımın geçtiği, olgunlaştığım yer!” dediği, Büyük Kolej okul dergisidir. Üniversite yıllarında başkanlığını da yaptığı Tıp Fakültesi Bilimsel Araştırmalar Topluluğu (HUTBAT) ve kurucular kurulunda yer aldığı Türkçe Topluluğu bünyesinde çıkartılan dergilerde editörlük ve yazarlık yapmıştır. İngilizce ve Türkçe dilinde basılmış 10 adet tıp kitabında bölüm yazarlığı olan Dr. Altınbaş’ın, uluslararası arenada yer alan saygın hakemli dergilerde 100’e yakın bilimsel yazısı yayınlanmıştır. Ulusal ve Uluslararası 20’ye yakın tıp/ bilim dergisinde hakem olarak görev alan Dr. Altınbaş, Kasım 2020’den itibaren Ocak Medya’da medikal ve para-medikal yazılar yazmaktadır. Evli ve iki çocuk babası olan Dr. Akif Altınbaş, İngilizce ve Almanca bilmektedir.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here