Dört bir yanımızdaki çirkinlik abideleri ruhumuzu kararttı

0

Modern dünya düzeni yaşamımızı kolaylaştırmada büyük adımlar atılmasını sağlamış olsa da köyden kente göç birçok sorunu da beraberinde taşımakta.

Çarpık kentleşme, gecekondulaşma, barınma, hava ve su kirliliği, altyapı ve ulaşım sorunları, kamu hizmetlerinin yetersizliği, kentin genişlemesiyle fabrikaların yaşam alanları içinde kalması, gelişmişlik düzeyindeki dengesizlik, doğal çevrenin tahribi, yeşil alan eksikliği kent kimliğinin ve kentsel estetiğin kaybolmasındaki sorunları da beraberinde getiriyor.

İnsan ve mekân arasındaki ilişki bozuldu, kentlerin çoğu plansız ve koruma kaygısı taşınmayan alanlara dönüşmüş durumda.

Ben kendi kendime küçük oyunlar oynamayı çok severim.

Mesela dikkatinizi özelden genele doğru yoğunlaştırıp kendinizden, karşınızdaki insandan, odadan, evden, doğadan ya da dünyadan uzaklaşıp her şeye üç boyutlu olarak bakmayı hiç denediniz mi? Olayın ya da durumun içinde olduğunuzda göremediğinizi görür, duymadığınızı duyar; tamamen farklı bir bakış açısı yakalarsınız.

İşte böyle benliğimden sıyrılıp çevreme dikkat kesildiğimde gözüme çarpan en önemli şey ne oluyor biliyor musunuz? Bitmeyen bir görüntü kirliliği.

Çarpık yapılaşma her yanı sarmış durumda, çevresinde yeşilin esamisi okunmayan, hiçbir ruhu olmayan birbirinin tıpkısı beton binalar sanki toprağa saplanmış duruyor. Kafanızı hangi yana çevirseniz zevksiz dış cephe kaplamaları, sıvasız evleri, sağdan soldan sarkan yağmur borularını, uydu antenlerini, çanakları görüyorsunuz. Şehrin içine sıkıştırılan üstü derme çatma kapatılan otoparklar, tee geçen seçimden kalma bir elektrik direğinden diğerine sallanan parti flamaları, leş gibi çöp konteynerlerı…say say bitmez.

Zevk ve estetik konusunda açıkçası halimiz içler acısı.

Hele hele o birbirinden çirkin ve kalitesiz reklam panoları, düzensiz ilanlar ve ışıklı tabelalar ve estetikten tamamen uzak rengârenk aydınlatmalarla adeta pavyona dönen sitelere ne demeli. Tam bir facia!

Bir de bunlar yetmezmiş gibi bilboardlar, megalightlar, raket reklam ve elektrik direklerine alınan reklamlar da eklenince ortalık tam bir curcunaya dönüyor.

Her yanımızı saran bu görüntü kirliliğinin sadece estetik açıdan değil sağlık açısından da insan bedeni üzerinde birçok negatif etkiye sahip olduğu söyleniyor.

Dikkat dağınıklığı, verimsizlik, isteksizlik, gözlerde yorgunluğa neden olduğu gibi tekdüzelik nedeniyle uyarılmada, duygusal dönüşüm ve düşünce çeşitliliğinde azalmaya da neden oluyormuş.

Karmaşa nedeniyle öfke, sinirlilik, uyum güçlüğü ve davranış bozukluğu da görülebiliyor.

Devamlı kötü görüntüler ile karşılaşma nedeniyle insanda yaşam sevincini yitirme ve kötümserlik peydahlanabiliyormuş.

Özellikle ışık kirliliği nedeniyle yanıp sönen ışıklar görme bozukluğuna, stresin artmasına, migreni olan insanlarda baş ağrısına, şeker, hatta yüksek tansiyona bile neden olabiliyormuş. E daha ne olsun!.

Sevgili Kerstin Mutlu’nun son yazısında dikkat çektiği gibi ben de neden acaba çoğumuz güne yorgun başlıyor ve ortalıkta depresif depresif dolaşıyoruz diyorum. Müsebbibi anlaşılan o ki sadece sonbahar değil; baksanıza geçim sıkıntısı, gelecek kaygısı, adaletsizlik derken bir de dört bir yanımızdaki çirkinlik abideleri hepten ruhumuzu kararttı. Dış mihraklara gerek yok biz kendi kuyumuzu kendimiz kazarız.

Türkiye’de çevre sorunları ile mücadele konusunda en önemli yasa 2872 sayılı Çevre Kanunu. Ancak ulusal düzeyde bir görüntü kirliliği yönetmeliği ne yazık ki bulunmamakta.

Hatırlarsınız Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, cadde ve sokaklarda tabelaların oluşturduğu görüntü kirliliğini engellemek için 2014 yılında bir çalışma başlatmıştı. Güya plastikten, demirden, alüminyumdan oluşan tabelalar kaldırılacak yerine ahşap ve renk olarak birbirine uyumlu olanlar asılacaktı. Aradan uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen yetkililerin konu üzerinde ihtimamla durup, somut adınlar attığını söylemek imkânsız. Hâlâ ne ebat, ne de renk konusunda bir uyum yakalanmış görünmüyor.

Bir seyahatim sırasında Milano’daki dünyanın ilk AVM’si olarak da nam salmış olan Galleria Vittorio Emanuele’yi görmüş ve hayran kalmıştım. Yapı içindeki birbirinden ünlü dükkânların kapısında kentin tarihi dokusuna aykırı, büyüsüne uzak tek bir tabela bile görmeniz olanaksızdı.

Oysa bizim İstiklal Caddemizin bugün geldiği duruma bakın. Ardından tutun bakımsızlıktan için için ağlayan Kapalı Çarşı’yı sorgulayın. Adı anılmayan hanlarımız, unutulmuş hamamlarımız, yalağı çöp kutusuna çevrilen çeşmeler, içinde ot biten şadırvanlarımız var. Yazık vallahi yazık!

Demek ki şehircilik anlayışı şehrin en yüksek tepesine altmış-yetmiş bin kapasiteli camii inşa etmekle bitmiş olmuyor. Olaya bütüncül bir bakış açısı ile yaklaşmak gerekiyor.

Hollywood filmlerinde acaba neden hep bizi geri kalmış Arap ülkeleri gibi tasvir ettiklerini hiç düşündünüz mü? Ben düşündüm.

Biz bunları hak etmiyoruz.

Belediyeler, bazı merkezi idare birimlerinin ve kimi sivil toplum örgütleri görüntü kirliliğini önlemek adına tabela yönetmeliği yürürlüğe koyma çalışmaları yapmaktaymış. Ancak iş yerlerinin yoğun olduğu bölgelerde hiçbir kural kaide tanımayan İngilizce, Arapça, Türkçe artık Allah ne verdiyse tabela terörü hız kesmeden devam ediyor.

Yüz yıllık binaları kebapçı salonu, bin yıllık su sarnıçlarını nargile kafe olarak görmek inanın insanın içini sızlatıyor. Sahip olduklarımızın kıymetini acaba ne zaman anlayacağız. Hep bir bana dokunmayan yılan bin yaşasın zihniyeti, hep bir adam sendecilik. Fonda bin yıldır çalan hep aynı melodi “Dokunmayın Hasan’ıma gariptir, ilişmeyin Hasan’ıma öksüzdür.”

Böyle olmaz, olmuyor.

Tuğlaları yerinden oynatmazsak, duvarı yıkıp yeniden yapmazsak, suya sabuna dokunmadan yaşarsak düşlediğimiz ve hak ettiğimiz o yüksek kalitede yaşama erişmek ne yazık ki hep hayal olarak kalacak.

İstanbul’daki taksi sorununun çözümü konusunda olduğu gibi sürdürülebilirliği yara almış yönetmeliklerin yeniden canlandırılıp hayata geçirilmesi için kim elini taşın altına koyacaksa artık koyması gerekiyor.

Elbette büyüklerimiz her şeyin en iyisini benden iyi biliyor.

Dört bir tarafı istiridyedeki inciler gibi birbirinden eşsiz güzellikler saklı olan bu güzel ülke hepimizin. Lütfen daha duyarlı davranarak atalarımızdan miras kalan, çocuklarımızın emaneti, eşsiz vatanımıza ihanet etmekten artık vazgeçelim.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here