Dünyevîleşme prototipi (kadim örneği), Karun

0

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,

Allah’a hamd, Resulüne salat, selam olsun.

Dünyevîleşme prototipi (kadim örneği), Karun

Karun; M.Ö 1500 yıllarında, Hz Musa zamanında yaşamış bir kişiliktir. Hz. Musa’nın yakın akrabalarından (amcası veya amcasının oğlu) olduğu rivayet edilir.

İsrailoğulları’nda zenginliğiyle meşhur olan ve bu yüzden kendisini her şeyin sahibi gibi görmeye başlayıp, serveti ve parası ile her şeyi yapabileceğine inanan, hatta Allah’a  karşı bile büyüklenen Karun, belki de dünya kapitalistlerinin en eskisi ve en büyüğü-babası olan kişidir.

Kur’an’da Kârûn’dan, 3 surede (Kasas, 28/76-83, Mü’min, 40/24  ve  Ankebût, 29/39 ayetlerinde) bahsedilir.

Dünyevileşme prototipi (kadim örneği) olan Karun’u Kur’an; her devirde görülebilecek bir  karakter olması açısından ümmet-i Muhammed’in dikkatlerine sunar.

“Karun’u, Firavun’u ve Hâmân’ı da helâk ettik. Yemin olsun, Mûsâ onlara apaçık delillerle geldi. Öne geçemedikleri halde yeryüzünde büyüklük tasladılar” (Ankebût, 39) buyurulur.

Karun hakkındaki ayetlerden çıkardığımız bu sonuçlara göre Karun, İsrâiloğulları içerisinden çıkmış olmasına rağmen, İsrailoğulları’na  karşı Firavunla işbirliği yapacak kadar alçalabilen bir işbirlikçidir (Mü’min, 40/24).

Kendi ulusundan çıkan peygambere karşı, mazlum ulusunun düşmanı olan zâlim Firavun’la, servet yapma hatırına işbirliğine giriyordu.

Ona yalakalık/dalkavukluk yapıyordu. Zaten, mantıken böyle yapmasa ne o serveti edinebilir, ne de elinde tutabilirdi.

Karun’a, “Allah’ın sana verdikleri içinde âhiret yurdunu ara” uyarısı kendisine yapılınca;

“Bu servet bana, bendeki bir bilgi sayesinde verildi’ biçiminde cevap vermiştir.

Bu, günümüz kapitalizminin yetiştirdiği rantçı insan tipi mantığıdır.

Ayette, bu tiplerin, bilinçsiz yığınların imrendiği tipler olduğu ifade edilmekle, dünyalığın ehl-i dünya yığınlarını nasıl da cezbettiği vurgulanmaktadır.

Ancak, Karun’un kötü âkıbetine şahit olan aynı yığınların, ne kadar günübirlik düşündüğü de, cezalandırmanın ardından söyledikleriyle ortaya çıkıyor.

İşte Karun’nun hikayesi ve onun hakkındaki ayetler;

 “Karun Mûsâ’nın kavmindendi. Onlara karşı taşkınlık/şımarıklık etti. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki, onun anahtarlarını taşımak, güçlü-kuvvetli bir topluluğa dahi zor geliyordu.

Kavmi ona demişti ki: ‘Şımarma, Allah şımarıkları sevmez.’ Allah’ın sana verdikleri içinde âhiret yurdunu ara, dünyadan da nasibini unutma. Allah’ın sana lütufkâr olduğu gibi sen de lütufkâr ol, yeryüzünde fesat isteme, çünkü Allah fesatçıları sevmez.  

O dedi ki: ‘Bu servet bana, bendeki bir bilgi sayesinde verildi.’ Peki, o bilmedi mi ki Allah, önceki nesiller içinden ondan daha güçlü, sayıca da daha çok olanları bile helâk etmiştir.

Günahlarının ne olduğu günahkârlardan sorulmaz. Karun, süsü-püsü içinde toplumun önüne çıktı.  

Dünya hayatını isteyenler dediler ki: ‘Keşke Karun’a verilenin bir benzeri de bize verilseydi. O, cidden çok şanslı biri.’

İlim verilenler ise şöyle dediler: ‘Yuh size, iman eden ve sâlih amel işleyen kimseye Allah’ın vereceği karşılık daha hayırlıdır. Fakat buna yalnızca sabredenler kavuşturulur.  

Nihâyet, Karun’u da sarayını da yere geçirdik.

Allah’a karşı kendisine yardım edecek yandaşları da yoktu. Kendi kendisine yardım edebileceklerden de değildi.

Akşam onun yerinde olmayı isteyenler, sabah şöyle demeye başladılar:

‘Vay be! Demek, Allah kullarından dilediğine rızkı genişletiyor, dilediğine de kısıyor. Allah bize lütufta bulunmasaydı, vallahi bizi de batırmıştı. Demek ki kâfirler asla iflâh olmazlar.” (Kasas, 76-82)

Kur’an’daki hikayesinden yola çıkarak Karun hakkında şu tesbitleri yapabiliriz:

1-Karun, Hz. Mûsâ’nın toplumuna mensup, hazinelere sahip olacak kadar zengin biridir.(Kasas, 76)

2- O, Hz. Mûsâ’nın yakını olmasına rağmen, ona karşı, serveti hatırına, Firavun ve Hâmân’la birliktedir. (Mü’min, 24)

3- Servetiyle böbürlenip şımarmış, elindeki ekonomik imkânı vahye karşı kullanmıştır.(Ankebût, 39)

4- “Bu servet bana bilgim sayesinde verilmiştir” diyerek, mülkün asıl sahibini unutmuştur. (Kasas, 78)

5- Sonunda servetiyle birlikte yerin dibine geçmiş, helâk olmuştur. (Kasas, 81)

Bu günkü dünyevîleşme mantığıyla, eski çağlardaki ilkel dünyevîleşme mantığı arasında şaşılacak kadar benzerlik vardır.

Aslında bu şaşılacak bir şey de değil. Çünkü insanın tabiatı, zamanın değişmesiyle değişmiyor. İnsanın menfaatleri, zaafları karşısında aldığı tavırlar, genellikle her zaman aynıdır.

Sonuç itibarı ile;

Dünyevî belâların çoğu, uhrevî cezaların tümü;

dünya-âhiret dengesini kuramamak,

dünyayı âhiret için yaşayamamak,

dünya hayatını asıl gaye edinmekten kaynaklanır.

Dünyevîleşmiş İnsan tipi; dindarsa dinini, ideolojisi varsa ideolojisini, dâvâsı varsa dâvâsını, her fırsatta ranta, menfaate ve paraya tahvil eden tiptir.

Kur’an’ın Karun üzerinden verdiği bilgilere ibretle bakılırsa;

Her devirde Karun’laşan/dünyevileşmiş şahsiyetler bulunacaktır ve bunların  vardıkları son nokta yok olmaktır.

Bu tiplere yaşadığı toplum; önce imrenerek, özençle bakarlar, sonra da kutsallarının suistimal edildiğinin farkına varınca lanetlerler veya yok olmaya başlayınca, biz onlardan değiliz derler.

Ancak gerçek iman/samimi ve sâlih amel; insanı dünyevileşmeden ve dünya hayatının aldatmasından koruyabilir.

İslam ahlakında genel kaide; Karun değil, Harun olmak esastır.

Vesselam.

Kaynak:

D.İ.B. Hadislerle İslam III Dünyevîleşme ve Tamahkârlık, s,634.

Kur’an Kavramları, Ahmet KALKAN, Dünya Hayatı ve Dünyevileşme,mad, s,989.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here