Efendim şuranın da kötüsü var!

0

Hep merak etmişimdir şuranın da kötüsünü!

Her yerin bir kötüsü olduğunu söylerler ya.

Hani peş parmağın beşi “bir” olmaz ya.

İnsan evladı çiğ süt emmişmiş.

Sanki geriye kalan tüm türler haşlanmış süt içiyor, bir tek insan evladı çiğ süt içiyor.

Oysa içlerinden bir tek insan evladı ısıtılmış, kaynatılmış, bilmem laktozlu, laktozsuz bilumum kendisinin zevkine göre çeşitlediği süt çeşitlerini içiyor.

Ha bu arada bu da iyi bir gelişmedir, zira insan evladı yarattığı bu farkla hayat kavgasındaki seçeneklerini artırmış, kendisini alt türlerden daha üstün bir hale getirmiştir.

Peki o kötü “bir” insan nereden geliyor?

Hani kötüyü bir de “bir”le sınırlamaları var ya, ha işte o kötü! 

Demek ki o “bir”i kötüdür, geriye kalanları iyidir.

İyi o zaman, o “bir”ini yok edelim geriye hep iyiler kalsın!

Gerçekten buna inandınız mı?

Peki o kötü kim?

Muhtemelen herkes kendi kafasındaki kötüyü gösterecek, öyle ya ona göre o kötüdür.

Göre aynı zamanda görece demektir; bunun anlamı kötünün size göre kötü, başkalarına göre de iyi olabileceği anlamına gelmektedir.

Yani?

Yani o kötü siz olabilirisiniz ki, bana göre o kötü sizsiniz!

Kaldı ki adil olursanız bana hak vereceğinizi de biliyorum!

Nerden biliyorum?

O iyinin de siz olduğunu bildiğimden biliyorum.

Lafın kısası iyilik görece ise, o zaman kötülükte görecedir ve bizim iyi dediğimiz kişi başkaları için kötü olabiliyorsa, bu pek ala bizim kötü dediğimiz kişinin de başkaları için iyi olabileceği anlamına geliyor.

O zaman biz bir yerin iyisine “kötü” ve kötüsüne de “iyi” demiş olabilir miyiz?

Bunun birileri için öyle olduğu muhakkaktır ve bu birileri için öyle ise, bu bizimde o kötünün arkasında durarak kötülükten yana tavır aldığımızı gösterir ki, bu aynı zamanda bizimde o birileri için kötü olduğumuz anlamına gelir. 

Dahası, kaldı ki onlar öyle demese de biz zaten kötüyüz!

Nasıl mı?

Çok basit ya onlar kötü olduğumuzu görmüyorlar ya da bizimle aynı kötülüğü paylaştıkları için kötülüğümüzü görmezden geliyorlar.

Ama biz aynı zamanda iyi olanız!

Bu nasıl oluyor, diye sorarsanız sanırım aynı cevabı vereceğim; o zamanda ya iyi olduğumuzu görmüyorlar ya da bizimle aynı iyiliği paylaştıkları için bizim de kendileri gibi iyi olduğumuzu düşünüyorlar. 

Peki bir insan hem iyi hem kötü olabilir mi?

Aslında bir insan kötü değilse iyide olamaz, iyi değilse kötüde olamaz ve dahası bu iki neticeyle müşerref olmamışsa bu iki özellik hakkında bir hükümde de bulunamaz; çünkü o zaman iyilik ve kötülük hakkında bir fikri olamaz.

İnsanın hem iyi hem de kötü olması kuşkusuz başkalarının takdiridir, çünkü kendi takdiri hep iyi olduğu yönündedir ve velev ki yer yer kötülük yapsın, onun buna mutlaka haklı bir mazereti vardır ve başkaları mazeretine inanmasa da kendisinin buna inanması yeterdir.

Devam edelim:

Yani aslında her yerin bir kötüsü yoktur, oradaki herkes kötüdür ve her yerin bir iyisi de yoktur, yine aynı şekilde oradaki herkes iyidir, onların iyiliği veya kötülüğü size göre bir ifade bulduğu için onlar size göre iyidir veya kötüdür.

Tabii herkesin onay verdiği müşterek iyiler veya kötüler diye sormadan yapamayacağınızı biliyorum!

Öncelikle müşterek bir onay yoktur, müştereklerin seçeneklerle sınırlanması sonucu seçenlerin seçeneklerden birisini seçmek zorunda kalması vardır.

Diğeri ise, seçim iyilik ile kötülük seçenekleriyle sınırlandığında herkesin iyilik seçeneğini seçeceğidir.

Nasıl olur, derseniz, hani herkes iyiydi ya!

İyi olduğunu düşünen kişi neden kötülük seçeneğini seçsin ki?

Demem o ki, aslında müşterek bir iyilik veya kötülük yoktur, seçilmiş davranış kalıpları vardır ve bunlar kimileri için iyi olabilirken kimileri içinde pek ala kötü olabiliyorlar.

Siz, iyilik orta yerde dururken insanlar nasıl oluyor da bu kadar çok ayrışıyorlar sanıyorsunuz?

Siz yoksa fikir ayrılıklarını yok mu sayıyorsunuz?

Bir Polinezyalı yüzüne tükürüldüğünde kendisini kutsanmış, kabul görmüş sayıyordu; bir Japon ise tam tersine lanetlenmiş, aforoz edilmiş kabul ediyordu ve bu işi ancak Spuku, bizdeki ismiyle harakiri yaparak çözüyordu; zira Spuku yapmadığında o şerefsizliği kabul etmiş saylıyordu, ama Spuku yaptığında bu seferde ihale ona bu suçlamada bulunanın üzerinde kalıyordu, onunda şerefini kurtarması ikinci bir Spuku gerektiriyordu ve o da ancak Spuku yapınca şerefini kurtarıyor, ortadaki şerefsizlik buharlaşıyor, herkese şerefi iade ediliyordu!

Artık mezarda iki şerefli adam yatıyordu!

İtiraf ediyorum, doğru olsa da kötü bir örnek oldu!

Başka bir örnek verelim:

Eski bir İskandinav sümkürdüğü suyla -en azından- ağzını çalkalamayan adamı kendisine hakaret etmiş sayıyor ve düelloya davet ediyordu; adil bir düello kimin suçlu olduğunu tayin ediyordu ve suçlu da düellonun mağlubu olduğu için olay öylece adil bir şekilde kapanıyordu!

Ne adalet ama!

Bir Rus ise o suya sümkürdüğünüzde onu kendisine hakaret alıyor ve sizi düelloya davet etmediğinde şerefsiz bir adam olarak anılmaya başlıyordu, ta ki toplumsal baskı onu adamı düelloya davet edene dek. 

Rus’un adil tarafı şuydu; ilk hamle hakkı hakarete uğrayana veriliyordu, ama başarısız kalırsa bu hak seferde ona hakaret edene geçiyordu. 

Anlayacağınız Ruslarda intikam alırken eliniz titremeyecekti, ıskaladığınızda işin ucunda bir şerefsiz olarak ölmek vardı. 

Neyse uzatarak midenizi kaldırmamayım, iyiliğin her yerde ve herkesçe aynı şekilde kabul görmediği noktasında birleşiyorsak mesele yoktur. 

Farklı mı düşünüyoruz?

Ee, zaten bende onu diyorum!

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here