Erdoğan: Ben taarruzdayım, kitabımda geri adım atmak yok

0

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Meclis grup toplantısında yaptığı konuşmada, TBMM’nin 1 Ekim’de başlayan yeni yasama yılı çalışmalarında milletvekillerine tekrar başarılar diledi.

TBMM’ye sundukları 2022 yılı bütçe kanun teklifinin AK Parti’nin damga vurduğu 20’nci, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ise 4’üncü bütçesi olduğunu belirten Erdoğan, bütçenin, hazırlıkları haziranda başlayan ve aralık sonuna kadar devam eden, geniş bir zamana yayılan, büyük bir emek ve zahmet gerektiren bir çalışma olduğunu dile getirdi.

Bakanlıklar ile ilgili tüm kurumlar ile sivil toplum kuruluşlarının içinde yer aldığı uzun bir maratonun ardından ortaya çıkan bu bütçe teklifinin, Türkiye’nin yol haritası mahiyetinde olduğuna işaret eden Erdoğan, eylül ayı başında yayımladıkları Orta Vadeli Program’da, bütçenin ana omurgasını oluşturan hedeflerin zaten yer aldığını hatırlattı.

Erdoğan, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşmelerine başlanan ve 6 Aralık’tan itibaren Genel Kurulda devam edecek müzakerelerde, bütçe rakamları ve bunlara bağlı ekonomik gelişmelerin enine boyuna değerlendirileceğini kaydederek, “Meclis’e sunduğumuz bütçe teklifinde, merkezi yönetim bütçe giderleri 1 trilyon 751 milyar lira, bütçe gelirleri 1 trilyon 473 milyar lira, bütçe açığı da 278 milyar lira olarak öngörülmektedir. Tabii bu ihtiyatla hazırlanmış bir bütçe teklifidir. Yıl sonu gerçekleşmelerinin çok daha iyi olacağına inanıyoruz. Toplam 224 kamu idaresini kapsayan merkezi yönetim bütçe ödeneklerinin dağılımı, ülkemizin kalkınma hedeflerini ve milletimizin ihtiyaçlarını gözeten; adil, gerçekçi, sürdürülebilir bir anlayışla yapılmıştır.” değerlendirmesinde bulundu.

“Sağlığa ayrılan payda da ciddi artış yaptık”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bütçede en büyük payı her zaman olduğu gibi eğitimin aldığını vurgulayarak, “Bu yıl bütçede sağlığa ayrılan payda da ciddi artış yaptık. Aynı şekilde sosyal harcamalar için tahsis edilen kaynağı da ihtiyaç sahibi tüm vatandaşlarımızın daha güçlü şekilde yanında olabilmek için bütçenin yüzde 6’sı seviyesine yükselttik. Sanayicimizden esnaf ve sanatkarımıza kadar her seviyedeki işletmelerimize verilecek destekler de bütçenin kayda değer kalemleri arasında yer alıyor.” diye konuştu.

İçinden geçilen kritik dönemde savunma sanayisini güçlendirecek kaynağı da ihmal etmediklerine işaret eden Erdoğan, “Sonuç olarak merkezi yönetim kapsamındaki idarelerin bütçelerinde ortalama yüzde 30 artışa gittik. Böylece dünyada yaşanan çok boyutlu dalgalanmalara karşı ülkemizin güçlü bir duruş sergilemesini sağlayacak manevralar için gereken mali altyapıyı oluşturduk. Amacımız, koronavirüs salgını olarak başlayıp üretime, lojistiğe ve giderek tüm ekonomik sisteme sirayet eden küresel krizi ülkemiz için fırsata dönüştürmektir.” görüşünü paylaştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerin, istisnalar haricinde neredeyse tamamının küçüldüğü geçen yılı, Türkiye’nin büyümeyle kapatıp bu doğrultuda ilk işaretleri verdiğini vurguladı.

Ülke ekonomisinin bu yılın ilk iki çeyreğinde de oldukça güçlü bir büyüme performansı sergilediğini dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:

“Üretimde kapasiteleri sonuna kadar kullanıyoruz. İhracatımız rekor üstüne rekor kırıyor. İstihdamda salgın öncesinin de üstünde bir yere geldik. Yatırımcılarımız üretimi artırmak için makine ve ham madde peşinde koşuyor. Geçtiğimiz 19 yılda kurduğumuz güçlü altyapı üzerinde yeniden yapılanan küresel siyasi ve ekonomik sistemde ülkemizin hak ettiği yeri alması için çalışıyoruz. İnşa ettiğimiz eğitim kurumlarının, hastanelerin, yolların, tünellerin, barajların, sulama tesislerinin, organize sanayi bölgelerinin önemi bu süreçte çok daha iyi anlaşılmıştır. Türkiye’nin, kendini, küresel kriz ikliminden pozitif yönde ayrıştırarak üretim ve ihracat üssü haline gelmeye başlamasının gerisinde işte böyle bir emek, böyle bir birikim bulunuyor.”

“Türkiye’ye Yeşil İklim Fonu’ndan 3 milyar 157 milyon dolar kaynak sağlanacak”

Erdoğan, gelecek yılın bütçesini, küresel krizlerin etkilerine rağmen kalkınma hedeflerinin çıtasını yükseltmek üzere şekillendirdiklerini söyledi.

Koronavirüs salgınının üstesinden güçlü sağlık altyapısıyla gelindiğini, iklim değişikliğinin yol açtığı sorunları da Yeşil Kalkınma Devrimi ile aşacaklarını dile getiren Erdoğan, Milli Teknoloji Hamlesi’nin, Türkiye’yi savunma sanayi başta olmak üzere orta-yüksek teknoloji gerektiren alanlarda önemli bir yere taşıdığını belirtti.

Yeşil Kalkınma Devrimi ile de aynı başarıyı “karbon nötr” hedefli yatırımlarla her alanda yakalamakta kararlı olduklarını vurgulayan Erdoğan, “Ülkemizi her karış toprağı ile geliştirecek, milletimizin her bir ferdinin refahını artıracak projeleri hayata geçirmeye, yatırımları yapmaya, eserleri inşa etmeye devam edeceğiz. Bu vesile ile bir süredir müzakereleri yürütülen, ülkemize Yeşil İklim Fonu’ndan 3 milyar 157 milyon dolar kaynak sağlanmasıyla ilgili mutabakat zaptının geçtiğimiz günlerde imzalandığının müjdesini sizlerle paylaşmak istiyorum.” diye konuştu.

Erdoğan, Hazine ve Maliye Bakanlığının, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının ve Dışişleri Bakanlığının 2018’den beri takip ettiği bu mutabakatın imzalanmasıyla kamu ve özel sektörün iklim değişikliği ile ilgili projelerine uzun vadeli ve cazip finans desteği sağlanabileceğini, bu kaynağın 12,5 milyon dolar ile 66,5 milyon dolar arasındaki bölümünün de hibe olarak kullanılacağını kaydetti.

“Çiftçimizi en güçlü şekilde destekliyoruz”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir yandan yangınlarla diğer yandan sellerle boğuşulan bir yılın ardından şimdi de kuraklık tehdidi ile karşı karşıya olunduğuna dikkati çekerek, “Ekim ayının sonuna gelmiş olmamıza rağmen ülkemizin önemli bir kısmı halen tarım üretimi için ihtiyacımız olan yağışa kavuşamadı.” dedi.

Kuraklığın, 2020’de pek çok yerde rekoltenin düşmesine yol açtığını anımsatan Erdoğan, dünyadaki genel ekonomik çalkantıların ülkeleri gıda tedariki konusunda endişeye sevk ettiğini, bu durumun da stokları yükseltme eğilimine, dolayısıyla küresel düzeyde fiyatların yükselişine neden olduğunu anlattı.

Bu tablo karşısında tedbirleri aldıklarını vurgulayan Erdoğan, “Öncelikle kendi çiftçimizi en güçlü şekilde destekliyoruz. Hükümetlerimiz döneminde verdiğimiz tarımsal destek rakamı bugünkü fiyatlarla 396 milyar lirayı bulmuştur. Bu yıl gübre desteğinde yüzde 100 artış yaparken mazot maliyetinin yüzde 50’sini karşılamayı sürdürdük. Özellikle arz açığımızın olduğu ürünlerin üretimi hususunda çiftçimizi daha çok destekliyoruz. Bu anlayışla yağlı tohumlu bitkilerin üretimi ve hayvancılık gibi alanlara özel önem veriyoruz.” şeklinde konuştu.

Kırsal kalkınma yatırımlarını destekleme programları kapsamında bugüne kadar 13 bin 634 projeye 3,6 milyar lira hibe verdiklerini bildiren Erdoğan, böylece 108 binin üzerinde yeni istihdamın ortaya çıkmasını sağladıklarını söyledi.

“Çiftçilerimizin yaşadığı sıkıntıları yakından takip ediyoruz”

Toprak Mahsulleri Ofisini hem ürünlerin hak ettikleri fiyattan alımı hem de çiftçilere uygun fiyatlı hububat ve yem bitkisi satışı konusunda etkin şekilde kullandıklarını belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

“Tarım Sigortası’ndan sonra Gelir Koruma Sigortası uygulamasını da hayata geçirerek çiftçilerimizin alın terini güvence altına almaya gayret gösteriyoruz. Çiftçimizi kuraklık karşısında korumaya yönelik sigortalardaki devlet desteğini verim değerinde yüzde 80’e, primde yüzde 70’e yükselttik. Bu yıl TARSİM kapsamında düzenlenen poliçe sayısı 1 milyon 810 bine, prim desteği miktarı da 1,8 milyar liraya çıktı. Topraklarımızın verimini artıran sulama sistemlerini yaygınlaştırıyoruz. Bugüne kadar 600 baraj ve 1457 sulama tesisi inşa ederek ülkemizin hizmetine sunduk. Hükümetlerimiz döneminde 20 milyon hektar yeni alanı sulamaya açarak yılda 60 milyar liralık zirai gelir artışı sağladık. Geçtiğimiz hafta tamamlanan Su Şurası’nın ardından ülkemizin kısa, orta ve uzun vadeli su stratejilerini kamuoyuyla paylaştık. Elbette son dönemde her kesim gibi çiftçilerimizin yaşadığı sıkıntıları da yakından takip ediyoruz.”

Erdoğan, salgınla birlikte başlayan küresel üretim ve lojistik krizinin, tarım sektöründe gübre, yem ve enerji fiyatlarında çok ciddi artışlara yol açtığına işaret ederek, “Küresel gelişmeler kaynaklı girdi maliyetlerindeki artışları üreticilerimize en az şekilde yansıtmak için her türlü gayreti gösteriyoruz. Üreticilerimizden ricam, tek karış boş araziyi bırakmadan tarlalarını ve seralarını ekmeleri, ahırlarını dolu tutmalarıdır.” dedi.

“Tarım sektörü en az savunma sanayi kadar önemli”

Dünyadaki bu dalgalanmanın bir müddet daha süreceğinin anlaşıldığını dile getiren Erdoğan, şunları söyledi:

“Bu zor dönemde yapılan hiçbir fedakarlığın, verilen hiçbir emeğin, dökülen hiçbir alın terinin karşılıksız kalmayacağından emin olmanızı özellikle istiyorum. Açıkladığımız alım fiyatlarını bu anlayışla en yüksek seviyede belirliyoruz. Tarım ürünlerinde fiyat istikrarı ve üretim planlaması için sözleşmeye dayalı yeni modeller geliştiriyoruz. Bizim için tarım sektörü en az savunma sanayi kadar önemlidir. Üreticiyi koruyan, tüketiciyi kollayan bir yaklaşımla çiftçilerimizin yanında yer almayı sürdüreceğiz. Meclisimizin de bu konuda üzerine düşenleri yapacağından şüphe duymuyorum.”

Milli iradenin tecelligahı olan Meclis’te hayata geçirilen her bir faaliyetin hem demokrasinin güçlenmesine hem de milletin geleceğine daha güvenle bakmasına vesile olduğunu ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti:

“Yasama sorumluluklarınız yanında cumhur ile Cumhuriyetin tüm kurumları arasındaki en güçlü ilişkiyi de sağlayan milletvekillerinin üzerlerindeki ağır yükün farkındayız. Bu kutlu çatı altında görev yapan her bir parlamenter için milleti temsil etme şerefinden daha değerli bir paye olamaz. Her bir milletvekili, seçildiği günden itibaren ismini tarihe altın harflerle kazımaya başlamış demektir. Görev süreleri boyunca seçim bölgelerinde ve Meclis’te ortaya koydukları gayretle, elde ettikleri başarıyla, geride bıraktıkları hayırlı izlerle her milletvekili kendi karnesini kendi eliyle doldurmaktadır. Yaptıkları hizmetler ve insanlarla kurdukları gönül köprüleri ile milletin kalbini kazanmayı başaran milletvekili, nesiller boyunca unutulmaz, hep saygı ile sevgi ile takdirle yad edilir. Siyasetini bu çıtaya yükseltmeyi başarmış milletvekili emeğinin karşılığını sandıkta da mutlaka alır.

AK Parti kurulduğu günden itibaren siyasete hep bu anlayışla yaklaşmıştır. Girdiğimiz ilk seçimden tek başına iktidar olarak çıktığımızdan beri aynı ilkelerle yolumuza devam ediyoruz. Bu sayede parti olarak katıldığımız her milletvekili ve belediye başkanlığı seçimini her halk oylamasını birincilikle tamamlamayı başardık. Aynı şekilde doğrudan halk tarafından belirlenmeye başladığı 2014’ten beri de Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ipi göğüsleyen hep biz olduk.”

“Büyük ve güçlü Türkiye’nin inşasını adım adım gerçekleştiriyoruz”

Erdoğan, AK Parti’nin 20 yıllık geçmişindeki başarı zincirinin kendi kendine ortaya çıkmadığını söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Her dönemde sahada milletimizle bağımızı en güçlü şekilde tutarken yönetim seviyesinde de zorlu bir mücadele verdik. Tıpkı Türkiye’nin ve milletimizin bu coğrafyadaki varlığını bin yıldır hazmedemeyenler olduğu gibi AK Parti’nin 20 yılı geride bırakan iktidarını da hala kabullenemeyenler var. İlk günden beri söylediğimiz gibi bizim tüm bu başarılarımızın tek formülü Allah’ın ipine sarılmak ve milletimize güvenmek, milletimize dayanmaktadır.” diye konuştu.

Mehmet Akif Ersoy’un “İmandır o cevher ki İlâhî ne büyüktür, imansız olan paslı yürek sinede yüktür” dizesini hatırlatan Erdoğan, “Biz imanımızla, inancımızla, azmimizle, gece gündüz çalışmakla bugünlere geldik. Karşımıza çıkan her engeli, önümüze kurulan her tuzağı, arkamızdan yazılan her senaryoyu bu şekilde aşarak yolumuza devam ettik.” dedi.

AK Parti iktidarının ilk gününden itibaren sürekli rejim tartışmalarının yürütüldüğünü belirten Erdoğan, “Aradan 20 yıl geçti. Hala aynı tartışmanın ekmeğini yemeye çalışanlar olduğunu görüyoruz. Halbuki Türkiye bu süreçte demokraside, ekonomide, diplomaside, temel hizmet altyapılarında nice tarihi reformları hayata geçirdi. Eğitimiyle, sağlığıyla, güvenliğiyle, adaletiyle, ulaştırmasıyla, enerjisiyle, sanayisiyle, tarımıyla, şehirciliğiyle, sporuyla, turizmiyle, sosyal yardımlarıyla, her alanda ülkenin çehresini biz değiştirdik.” değerlendirmesini yaptı.

Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ülkemize kazandırdığımız eser ve hizmetlerle, refah seviyesi yükselen, hayat kalitesi artan, ufku genişleyen milletimiz geleceğine güvenle bakmaya başlamıştır. Buna rağmen kendi siyasi ve şahsi ikbalini çalışmak ve proje üretmek yerine ülkenin ve milletin felaketine bağlayanların çırpınışları, hezeyanları, yalan ve iftira kampanyaları hiç durmamıştır. Türkiye’ye husumet besleyenler veya besleyen çevreler, terör örgütleriyle, küresel şer çeteleriyle birlikte çalışmaktan çekinmeyecek kadar gözü dönen, eşi benzeri görülmemiş bir ekiple karşı karşıyayız. Bunlar sürekli olarak ‘Ülke çöktü, devlet battı, millet bitti.’ edebiyatı yapmaktadır. Kalbinin ve kafasının pusulası, kendi ülkesini ve milletini değil de başka yerleri gösterenler ile bu toprakların asil evlatları arasındaki mücadele hiç bitmedi, bitmeyecek.

Biz düşmanın fiziki olarak bu topraklardan attık ama geride bıraktığı zihniyet kirinden hâlâ kurtulamadık. Tarihi veya güncel konular üzerinden ülkemize yönelik her saldırının gönüllü fedaisi olmayı, varlık gayeleri haline getirenlere en güzel cevabı yine merhum Akif veriyor:

‘Âfâkına yüklense de binlerce mehalik, batmazdı bu devlet, ‘Batacaktır!’ demeyeydik. Batmazdı, hayır batmadı, hem batmayacaktır; tek sen uluyan ye’si gebert, azmi uyandır. Kâfî ona can vermeye bir nefha-i îman; davransın ümîdin, bu ne heybet, bu ne hirman? Mâzideki hicranları susturmaya başla; evlâdına sağlam bir emel mâyesi aşla. Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete râm ol; yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.’

Nice aşılmaz sanılan engelleri aştığımız, bitirilemez sanılan sıkıntıları bitirdiğimiz gibi bu kirli, karanlık, bozguncu zihniyetin de köklerini Allah’ın izniyle kurutacağız. Umutsuzluk ve kötümserlik yerine azmi ve çalışkanlığı esas alan bir yaklaşımla milletimizin her meselesinin çözümü için gayret göstermeyi sürdüreceğiz. Büyük ve güçlü Türkiye’nin inşasını adım adım gerçekleştiriyoruz.”

“HDP’lilere ağızlarının payını vermesi beklenirdi”

Dün TBMM Genel Kurulunda, Türkiye’nin Irak ve Suriye topraklarına terörle mücadele amacıyla sınır ötesi operasyonlar yapabilmesi için Cumhurbaşkanına verilen yetkinin 2 yıl uzatılması ile ilgili bir tezkere oylandığını anımsatan Erdoğan, esasen bu tezkerenin Türkiye’ye yönelik sınır ötesi terör tehditlerine karşı uzun yıllardır devam eden rutin bir uygulama olduğunu; son 71 yılda 76 ayrı tezkerenin Mecliste görüşülüp ve kabul edildiğini söyledi.

“Suriye ve Irak ile ilgili tezkerenin amacı da sınırlarımız boyunca kurulmak istenen terör koridoruna izin vermemek ve ülkemize yönelik terör saldırılarını kaynağında kurutmak.” diyen Erdoğan, bu tehdidin PKK, YPG’nin yanında DEAŞ gibi terör örgütlerinden de kaynaklandığını ifade etti.

Son tezkere oylaması öncesinde HDP yöneticileri CHP’ye bir çağrı yaptıklarını hatırlatan Erdoğan şunları kaydetti:

“Bu çağrıda, HDP’nin içinde fiilen yer aldığı ama resmen varlığının inkar edildiği siyasi ittifakın devamı, CHP’nin tezkereye destek olmaması şartına bağlanıyordu. Hatta bununla da kalınmayarak CHP açıkça tehdit ediliyordu. Tabii böyle bir durumda onurlu bir partinin ve liderin çıkıp ‘Siz kim oluyorsunuz da bizi tehdit ediyorsunuz, biz kendi politikamızı kendimiz belirleriz.’ diyerek HDP’lilere ağızlarının payını vermesi beklenirdi. Ama karşımızda maalesef artık böyle bir CHP mevcut değildir. CHP yönetimi oylamaya saatler kala tezkereye ‘hayır’ diyeceklerini ilan etti. Biz bugüne kadar nasıl CHP ve iplerini ellerine verdiği efendilerine rağmen ülkemizin güvenliğini sağlayacak adımları atmışsak bundan sonra da atmayı sürdüreceğiz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan CHP'ye tezkere tepkisi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Azerbaycan ziyareti dönüşünde uçakta gazetecilere değerlendirmelerde bulundu, gündeme ilişkin soruları cevapladı. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in davetine icabetle yaptığı günübirlik çalışma ziyaretinin verimli geçtiğini vurgulayan Erdoğan, Azerbaycan’ı son olarak haziranda ziyaret ettiğini, Aliyev ile Şuşa’nın ardından bu defa da işgalden kurtarılan Fuzuli ve Zengilan’da bir araya geldiklerini söyledi.

Erdoğan, Azerbaycan’ın işgalden kurtarılan topraklarında hayata geçirdiği yeniden imar ve kalkınma çalışmalarını yakından gördüğünü, bölgedeki ekonomik kapasitenin canlandırılmasına, ulaştırma hatlarının ihyasına ve yenilerinin inşasına dair faaliyetleri incelediğini belirterek, “Azerbaycan’ın başarılarıyla, en az Azerbaycanlı kardeşlerimiz kadar biz de mutlu oluyoruz. Türkiye olarak bu projelerin parçası olduğumuz için gurur duyuyoruz.” diye konuştu.

Ziyareti kapsamında, 8 ay gibi rekor sürede tamamlanan Fuzuli Uluslararası Havalimanı’nın açılışını Aliyev ile yaptıklarını dile getiren Erdoğan, böylelikle kilit önemdeki bir hava ulaştırma güzergahının hayata geçirilmiş olduğuna dikkati çekti.

Havalimanının, sadece Azerbaycan için değil, Kafkasların geneli için de ulaştırma konusunda katma değer sunabilecek potansiyele sahip olduğuna işaret eden Erdoğan, “Azerbaycan’ın, bölgenin kalkınma önceliği yönündeki iradesinin tezahürü olan ve çok kısa sürede tamamlanan bu önemli ulaştırma merkezinin faaliyete geçirilmesinde emeği bulunan herkesi tebrik ediyorum.” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bölgedeki ulaştırma için önemli bir yere sahip olan kara yolları inşasıyla ilgili çalışmaları da yerinde incelediğini ve temel atma törenine katıldığını anlatarak, bölgede sürdürülen kara yolu inşaatı çalışmaları hakkında yetkililerden ve çalışanlardan bilgi aldıklarını aktardı. Erdoğan, Türkiye olarak, bölgesel barış ve istikrarın tesisinde ulaştırma hatlarının önemini her zaman vurguladıklarını hatırlattı.

Bölgenin yeniden kalkındırılması amacıyla başlatılan akıllı tarım projeleri kapsamında, Zengilan’ı da ziyaret ettiğini, buradaki Akıllı Tarım Kampüsü’nün temelini Aliyev ile birlikte attıklarını dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:

“İşgalden kurtarılan bölgelerde tarım üretiminin modern ve sürdürülebilir yöntemlerle yeniden başlamasını, 30 yıla yakın süren işgalin çevreye verdiği tahribatın yaralarının sarılması bakımından önemsiyoruz. Azat edilen Azerbaycan topraklarının, yakın zamanda bölgede örnek birer üretim ve refah merkezi olacağına gönülden inanıyorum. Tüm bu alanlarda ilgili kurumlarımız, kuruluşlarımız ve firmalarımız, Azerbaycanlı kardeşleriyle omuz omuza çalışıyor.”

“Türk firmaları altyapı ve üstyapıda Azerbaycan’da ciddi bir potansiyele sahip”

“Bu büyük değişimin bölgeyi, Türkiye’yi, diğer ülkelerle ilişkileri nasıl etkileyeceği” yönündeki soru üzerine Erdoğan, Türk firmalarının altyapı ve üstyapıda Azerbaycan’da ciddi potansiyele sahip olduğunu, altyapı inşaatlarında ciddi işler aldığını anımsattı.

Erdoğan, Fuzuli Havalimanı’nda 12 Türk firmasının Azerbaycanlı kardeşleriyle çalıştığını ve 8 ayda havalimanını yetiştirdiğini belirterek, iki havalimanının daha inşasının devam ettiğini, onların da 1 yıl içinde bitirilmesinin planlandığını bildirdi.

Türkiye-Azerbaycan birlikteliğiyle, akıllı tarımla ilgili çalışmaların da kararlılıkla yürütüldüğünü dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bunun yanında hayvancılıkta da şu anda başarılı bir çalışmanın olduğunu bizzat gördük. Bu başarılı çalışmayla birlikte bir taraftan mayın temizliği de sürüyor. Mayından arındırılmış arazilerde şu an itibarıyla gerek Azerbaycan’a gerekse Türkiye’ye yönelik kazan-kazan esasına göre, tarım ve hayvancılık başlamış vaziyette. En az 5-10 bin kadar angus türü hayvan buraya getirilmek suretiyle burada besi hayvancılığı cinsinden bir çalışmanın yapılacağını, bununla da özellikle Azerbaycan’ın et ithalatını minimize edeceklerini bizlere söylediler. Bu da gösteriyor ki şu anda tarımda ve hayvancılıkta bu noktada çok ciddi sıçrama olacak. Aynı şekilde altyapı ve üstyapıda yine Türkiye-Azerbaycan iş birliğiyle çok ciddi kararlı bir adım atılmış vaziyette.”

“Ülkeler birbirlerinin karar mekanizmalarını etkilememeli, etkileyemez”

Erdoğan, “İran son dönemde ‘İsrail’i buraya getirdiniz’ bahanesiyle Azerbaycan’ı tehdit ediyor, diğer taraftan da Ermenistan ile yeni iş birliği arayışlarına girerek sanki sizin ve Sayın Aliyev’in çabalarını baltalamaya çalışıyor. Siz bunu nasıl yorumluyorsunuz?” sorusunu şöyle yanıtladı:

“İlham Bey ile bu konunun da müzakeresini yaptık. İlham Bey kararlı bir duruş içerisinde ve o kararlı duruşundan da herhangi bir taviz vermiyor. Dedi ki: ‘Bizim İsrail’e yönelik verilmiş bir tavizimiz yok. Biz İsrail ile her türlü mal mübadelesi içerisinde adım atabiliriz. Farklı ülkelerle nasıl adım atıyorsak burada da aynı şekilde İsrail ile bu tür ilişkilerimiz vardır ve bundan sonra da olacaktır. Bu konularda da ülkeler birbirlerinin karar mekanizmalarını etkilememeli, etkileyemez. Temennimiz odur ki İran da burada aklıselimle hareket ederse İran ve Azerbaycan arasında herhangi bir sıkıntı yaşanmamış olsun.”

“Viyana Sözleşmesi’nin 41. maddesini onlara hatırlatmış olduk”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, tutuklu Osman Kavala’nın serbest bırakılması için 10 büyükelçinin çağrı yapması ve sonrasında Türkiye’nin verdiği tepkiye ilişkin, “Aslında sizin yaptığınız bu çıkış, Davos’taki ‘one minute’ çıkışına benzeyen bir çıkış olarak nitelendirildi. Ne yaşandı bu süreçte? Biden ile görüşme öncesinde Amerika Birleşik Devletleri’nden geri adım mantığındaki adım, süreci nasıl etkileyecek? Bundan sonrası için süreç nasıl olmalı?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

“Bizim atmış olduğumuz adım birilerine gövde gösterisi değil, sadece Türkiye’de görev yapan büyükelçilerin Türkiye’nin iç işlerine müdahil olmaması anlamındadır. Herhangi bir büyükelçi görev yaptığı ülkenin iç işlerine müdahale yetkisine sahip değildir. Viyana Sözleşmesi’nin 41. maddesini bunların benden daha iyi bilmeleri lazım. Çünkü büyükelçilerin kendileriyle ilgili bu tür sözleşmeleri adım adım uygulaması lazım, adım adım takip etmesi lazım. Kaldı ki sen Türkiye’de görev yapıyorsun, Türkiye’de görev yapan bir büyükelçinin, Türkiye’nin bir kabile devleti olmadığını bilmesi lazım. Türkiye gibi böyle kadim bir tarihe sahip olan bu ülkede görev yapan büyükelçinin neyin, nereye varacağını çok iyi bilmesi lazım. Eğer bunu bilmiyorsa Viyana Sözleşmesi’nin 41. maddesini onlara hatırlatmış olduk. Olay bu kadar basit. Tabii Amerika’nın büyükelçisi de bu işe karıştığı için herhalde Biden nezaket gösterisinde bulundu ve ilk açıklama oradan geldi. Zaten Amerika’dan açıklama gelince diğer 9 tanesi de ona tabi olmak suretiyle bu iş böylece kapanmış oldu.”

Erdoğan, Amerikan gazetelerindeki “Erdoğan krizden kaçtı, geri adım attı” gibi manşetleri nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine, “Ben nasıl geri adım attım? Ben taarruzdayım. Benim kitabımda geri adım atmak yok.” diye konuştu.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin kasım sonunda Türkiye’ye ilişkin bir süreç başlatabileceği hatırlatılarak, “Eğer bu tarihe kadar Osman Kavala serbest bırakılmazsa AİHM’in vereceği bir görüş bu anlamda belirleyici olacak herhalde. Beklentiniz nedir?” sorusunu da Erdoğan, şöyle yanıtladı:

“Benim herhangi bir beklentim yok. Benim sadece tek beklentim var; biz bildiğimizi okuruz. Konsey bildiğini mi okur, okusun. Onlar ne okuyor, dinleriz, görürüz. AİHM’inkini de Konsey’inkini de dinleriz. Dinledikten sonra da biz üzerimize düşeni yaparız. Gereği neyse bunu yapacağız. Ben, Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı olarak bu makamda bulunduğum sürece üzerime düşen görevi dört dörtlük yaparım. Acaba şu ne der, bu ne der, bunlara hiç bakmam. Benim aldığım terbiye bu, yetişme tarzım bu. Ölene kadar da aynen bu istikamette devam ederim, devam edeceğim.”

Erdoğan, büyükelçilerin açıklaması konusunda CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve bazı çevrelerden “Nazikçe uyarıyorlar, bunlara neden tepki gösteriyorsunuz?” gibi açıklamalar geldiği, “Non grata ilan etmek bizi yalnızlaştırır” diyenlerin, büyükelçiler geri adım attıktan sonra da bunun “diplomatik başarı olduğunu” söylemeye başladığı hatırlatılarak, değerlendirmesinin sorulması üzerine, şunları kaydetti:

“Bunlardan biri de geçmişte Bakü’de büyükelçi olarak görev yapmıştı, şimdi CHP’de güya siyaset yapıyor. İlham Bey ile konuşurken o bile ‘Ben bu adamı bir daha bu kapıdan içeri sokmam’ dedi. Çünkü Azerbaycan’a da ihanet etti. Sen önce bir defa büyükelçilik yaptığın ülkenin siyasetine saygılı olmayı öğren. Bunu öğrenmedi ki bu adam. Şu anda da rastgele işte nasıl olduysa siyaset yapıyor. Biz bu tür siyasetçileri cepten çıkarıyoruz. Bunların siyaseti öğrenmeleri için daha çok fırın ekmek yemeleri lazım. Bunlar büyükelçilik yapmış, siyasetçilik değil. Siyasetçilik başka bir şey, büyükelçilik başka bir şey.”

“ABD Başkanı Biden’la Glasgow’da görüşmemiz olacak”

Roma ve Glasgow’da dünya liderleriyle görüşme yapacağı hatırlatılarak özellikle ABD Başkanı Joe Biden ile görüşmesine ilişkin sorusu üzerine Erdoğan, Roma’nın gündemi ile Glasgow’un gündeminin şu anda değişmiş gibi gözüktüğüne işaret etti. Erdoğan, şunları söyledi:

“Büyük ihtimalle Roma’da değil ama Glasgow’da görüşmemiz olacak. Bu görüşmede de tabii ki en önemli maddemiz; malum bizim F-35 konumuz var. F-35’le ilgili olarak bizim 1 milyar 400 milyon dolarlık yapmış olduğumuz bir ödeme var. Bu ödemeyle ilgili olarak da tabii ki bunun bize geri ödeme planının nasıl olacağını kendileriyle görüşmemiz gerekecek. Bu konuda mükaleme ne getirecek ne götürecek; onu kendileriyle görüşerek öğreneceğiz. Alt düzeyde aldığımız bazı bilgiler var. Bize F-16 verme konusunda gelen bazı bilgiler… Bize gelen bilgi, bunlarla bu işi ödeme gibi bir plan olduğu yönünde. Bu doğru mudur, değil midir; bunları kendilerinden öğreneceğiz. En üst düzeyde de bunu tabii benim Sayın Biden ile konuşmam isabetli olacaktır. Eğer böyleyse ona göre bir anlaşma yoluna gitmiş olacağız.”

“(Anayasa) Tabii Meclis’te bir altyapı olmasının gereğine inanıyoruz”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile görüşmesinde Siyasi Partiler Kanunu ve yeni Anayasa çalışmasının gündeme gelip gelmediği ve Cumhur İttifakı olarak ortak teklifin kamuoyuyla ne zaman paylaşılacağının sorulması üzerine Erdoğan, tarih ve takvimden öte şu anda Cumhur İttifakı ile müşterek attıkları adımı Genel Başkan Bahçeli ile görüştüklerini ifade etti.

MHP’den Anayasa çalışmasıyla ilgili hazırlıkların kendilerine geldiğini belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu bizim çalışmalarımıza da aynı şekilde bir destek oldu. Onu da zaten planlıyoruz, değerlendiriyoruz. Seçim Yasası ve Siyasi Partiler Kanunu’yla ilgili de Feti Bey’in bizim arkadaşlara vermiş olduğu çalışma metni de arkadaşlarımızın elinde. Burada özellikle yüzde 5, yüzde 7 meselesi gündemdeydi. Bu konuda Devlet Bey, benim yüzde 7 teklifimi kendileri de aynen kabul ettiler. ‘Bu noktada siz nasıl uygun görüyorsanız bizim için o kabuldür’ dediler. Dolayısıyla bu yüzde 7 meselesinin kanunda bu şekilde olmasını bizler de arkadaşlarımıza söyleyeceğiz. Onun üzerinden hareket edeceğiz.”

Öbür tarafta Anayasa ile ilgili çalışmaların da aynen devam edeceğine işaret eden Erdoğan, “Arkadaşlarımız, bu çalışmayı tamamen bitirdikten sonra o da Meclis gündemine gelecektir. Ama biz de tabii Mecliste bir altyapının olmasının gereğine inanıyoruz. Bu konuda gönül arzu ediyor ki Meclisteki diğer siyasi partiler de buna hazır olsunlar, onlar da bu konuda ‘Tamam biz de yaparız’ desinler ama şu anda onlardan aldığımız ses seda tam aksine, böyle bir şey yok.”

“Her türlü iftirayı attılar, her türlü yalan dolanı söylediler”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir basın mensubunun “Son zamanlarda özellikle milli olan bütün kurumlar saldırı altında. Bunlar içerisinde TÜGVA da var; TÜRGEV de Ensar da var. Çok ciddi iftiralar atıldı, çok ciddi saldırılar yapıldı. Bu vakıflar neden saldırı altında” sorusunu yanıtlarken, şu ifadeleri kullandı:

“Bay Kemal ve yandaşları bir defa hukuk tanımaz bir güruh. Diyelim ki TÜGVA 10 yıllık bir anlaşmayla adadaki bu yeri kiralamış. Anlaşma 10 yıllık bir süre tanıdığı halde daha üçüncü yıldayken kalkıp bunların kiraladıkları yeri zabıtalarla basıp oradan bütün demirbaş eşyalarına varıncaya kadar hepsini dışarı atma gayretleri bir defa bunların tıynetini göstermektedir, bunların cibilliyetini göstermektedir. Bu konuyla ilgili de açıklamaları ilgili bütün arkadaşlarım yaptılar, yapıyorlar. Aynı şey TÜRGEV için geçerli, aynı şey Ensar için geçerli. Her türlü iftirayı attılar, her türlü yalan dolanı söylediler. Bu bir şeyi gösteriyor, bunların ne denli hukuk tanımaz olduğunu ortaya koyuyor. Eğer bunlarda hukuka saygı olsa, zaten böyle bir adımı da atmazlar, atamazlar. Bu bir şeyi daha ifade ediyor, Allah bunların eline bu milleti düşürmesin. Bunların eline bu ülke kalacak olursa, bu ülkede nelerin olacağını, olabileceğini artık düşünün. Bunların yapmayacakları iş yok. İnsanların sırtındaki ceketi bile alır bunlar. Başka bir şey söylememe gerek var mı?”

“Bunlar bu parayı almamış olsalar ayakta duracak mecalleri kalmaz”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “CHP Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun, ‘Biz belediyeler olarak hükümetten eşit kaynak alamıyoruz, Belediyeler Birliğinden alamıyoruz’ gibi CHP’li belediyelerin ayrımcılığa tabi tutulduğu yönünde bir basın toplantısı yaptı. Hizmet üretemeyişlerinin bir bahanesi mi oluyor bu? Nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusunu şöyle yanıtladı:

“Hepsi yalan. Bir defa yasal olarak belediyelerin hakları neyse bu haklarını İller Bankasına yönelik olanı oradan, Hazine Maliye’den almaları gerekeni oradan hiç istisnasız kesinlikle alıyorlar. Bunlar bu parayı almamış olsalar ayakta duracak mecalleri kalmaz, maaş ödeyemezler, yatırım yapamazlar, o derece ciddi manada sıkıntıya girerler. Bütün bunları aldıkları içindir ki bu kadar rahat sağa sola parayı dağıtıyorlar. Bu dediğiniz isim demek ki ne maliyeyi biliyor ne vergi denilen olayı biliyor ne de belediyelerin hangi kaynaklardan nasıl gelir elde ettiğini biliyor. Bunların hiçbirini bilmiyor. Önce bunu öğrensin. CHP’li belediyelerde hizmetlerin ne kadar aksadığını, ne kadar eksik olduğunu herkes görüyor.”

Ankara’da Atatürk Kültür Merkezi’ni millet bahçesine dönüştürdüklerini, Ankara’nın göbeğine 637 bin metrekarelik muhteşem bir millet bahçesi yaptıklarını hatırlatan Erdoğan, “Gerçekten çok çok güzel bir yer oldu. Onun açılışını perşembe günü yapacağız.” dedi.

“Terörle mücadelede millet bizimle beraber”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM’de kabul edilen TSK’nın terörle mücadele için sınır ötesine operasyon yapmasına izin veren tezkereye ilişkin, “CHP grup kararı olarak ‘hayır’ oyu verdi tezkereye. Daha öncesinde de HDP eş başkanlarının tezkereyle ilgili ‘hayır’ oyu verilmesi çağrısı vardı CHP’ye. Bir anlamda HDP’nin çağrısına olumlu yanıt vermiş oldular. ‘CHP yerli, milli değil’ diyoruz ama bu çok sembolik oldu açıkçası. Hakikaten CHP’li seçmeni bile şaşırtacak denli bir durum. Çünkü halihazırda Türkiye sınırın ötesinden terör tehdidiyle muhatap.” şeklindeki ifadeler üzerine şu değerlendirmede bulundu:

“Bunlardan farklı bir şey beklenir mi ki… CHP ve HDP’nin verecekleri oy zaten belliydi. Bunlar cibilliyetlerinin gereğini yaptılar. Orada sadece İP (İYİ Parti) farklı bir karar ortaya koymuş oldu ama HDP ile CHP orada zillet ittifakı olarak cibilliyetlerinin gereğini yaptılar. Biz terörle mücadeleyi onların desteğini alarak değil, onların desteğinin tamamen dışında zaten sürdürüyoruz. Bundan sonra da yine aynı kararlılıkla terörle mücadelemizi sürdüreceğiz. Hiç endişeniz olmasın, terörle mücadelede millet bizimle beraber. Ordumuz, jandarmamız, bu noktada bizlerle beraber. Biz terörle mücadelemizi kararlı bir şekilde de Gabar’da, Cudi’de, Tendürek’te, Bestler-Dereler’de, sınır ötesinde, sınır berisinde her yerde sürdürüyoruz.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here