Erdoğan’ın bir hayali var

6

Her 40-50 yılda bir lider gelir ve o lider o ülkenin geleneksel politikasını değiştirir. Belli ki halkta aynı geleneksel politikadan sıkılmış olacak ki, gelen o lidere farklılığından dolayı güven oyu verir, onu ülkenin başına geçirir.

Çünkü geleneksel politika değişme umudunu tüketmektedir ve doğrusu Türkiye’de muhalefet uzun bir süredir kendisini o geleneksel politikaya rehin vermiş, onunla birlikte yurttaşlarının umudunu tüketmiş bulunmaktadır. Erdoğan ise tam olarak bu farkla geldiği ve o umudu bu fark yeşerttiği için alternatifsiz bir lider olmuştur. Muhalefet ise belli ki bunun farkında değil, bir gelecek umudu inşa edeceğine, hala umut diye ısrarla geçmişi pazarlamaya çalışmaktadır.

Bir ülkenin geleneksel politikası genelde belirli politik, askeri veya ekonomik sebeplerle oluşturulur, onu yıkmaya kalkarken de iki kez düşünmek gerekir, çünkü onu yıkınca o politikaya sebep, yani o politikaya hayat veren uluslararası dengelerin değişmesi söz konusu olacaktır.

Örneğin Türkiye’nin dış politikası -korunması zor olsa da- komşularıyla iyi ilişkiler sürdürme üzerineydi ve bu politika Türkiye’ye ilişkilerini komşularıyla hem barışçıl yollarla götürme şansı veriyordu hem de hükümetlerine ülke refahına zaman ayırmaları fırsat veriyordu.

Ancak ekonomik anlamda kalkınmak Türkiye için bir hedef olsa da, bu hiçbir zaman tam anlamıyla bir başarı hikayesi olmadı, çünkü Türk siyasiler ne içerden ülkenin kalkınmasına ayak bağı olan sorunları çözme basireti gösterdiler ne de komşu ülkelerle olan sorunları. Ülke nüfusunun yarısı devletin kuruluş felsefesine aidiyet esası üzerinden yaklaşıp eski geleneksel statükoyu koruma muhafızlığına soyunurken, diğer yarısı da kendi anladığı şekilde ülkeyi ele geçirme ve ülkeye kendi anlam dünyasını ikame etme mücadelesi verdi. Bu da genelde müreffeh bir devlette birlikte, barış ve kardeşlik içinde yaşama tezini öncelikli talep olmaktan çıkardı.   

Ve ne hikmetse her iki tarafın sorunlara yaklaşım biçimi o eski geleneksel algıya göre oldu, o da genelde karşılarındaki eşit güçlerle pazarlık koşuluna rıza gösterme, zayıf olanlara ise güç dayatarak kendi reçetelerini dayatma.

Türkiye bu konuda yani sorun çözme konusunda hanesine başarı yazamamış, uzlaşma kültürü zayıf siyasilere sahip şansız ülkelerden biridir.  Bu siyasetsizliktir, sorunları güç üzerinden çözme geleneğinin bir devamıdır. Oysa güçlü sahip olduğu güç itibariyle diğer güçlü rakiplerle sorunlarını çözme basireti gösterse de esas ayak bağı zayıf görülenin çözüme kavuşturulamayan sorunlarıdır ve güçlü bir devlet kısa vadede diğer güçlü bir devlete çok şey kaybettirse de, güçsüz devletin veya halkın çözümsüz bırakılan sorunları uzun vadede güçlü devletlerden daha fazla kaybettirmektedir.

Diğer yandan, her ülkenin yapısı, coğrafyası, stratejik konumu vs. belirli bir temel üzerine yapılanmıştır ve bu yapı genelde diğer o rakip devletlerin de rıza gösterdikleri bir neticedir, durumun olası değişmesi diğer devletleri de rahatsız etmektedir, çünkü olası güç dengesinin değişmesi yararlarına görebilecekleri bir netice değildir. O devlet elbette zenginleşebilir, ama askeri anlamda güçleniyorsa bu onlar için bir sorundur, zira güç dengeleri değişmektedir ve yarınlar için onlara saldırılmayacağına dair verilen hiçbir söz yeteri kadar güven verici değildir.

Bir süredir Türkiye’nin dış politikası değişmiş bulunmakta ve buna paralel sürdürülen eski geleneksel politikada değişmeye başlamış bulunmaktadır. Değişen durum itibariyle başta komşu ülkelerin ve devamında diğer muhatapların tedirgin olacağı ortadadır, çünkü karşılarında eski bildikleri ülke yoktur.

Örneğin İran, Türkiye’nin değişmiş politikasından rahatsız olduğunu -her ne kadar çok sesli dillendirmese de- bunu her platformda bir şekilde dile getiriyor. İran bu durumu direkt dile getirmenin zayıflığına yorulacağını düşünüyor. Ki bana kalırsa İran gerçekten kartonda bir kaplandır, tüm dehası bunu saklamayı başarıyor olmasında yatıyor.

Örneğin İran, Karabağ Savaşında beklenen tepkiyi vermedi, ancak rahatsız olduğunu her platformda beyan etti. Çünkü güçlenecek bir Azerbaycan’ın -bugün her ne kadar dillendirmese de- zamanı geldiğinde toprak talebiyle karşısına dikileceğini biliyor; dahası, Orta Asya’ya kapı bulmuş bir Türkiye’nin yarının gasp edilmez rakibi olacağını…

Tabii bu durum yalnızca İran’ın istemediği bir gelişme değildir, bu aynı zamanda Türkiye’nin diğer komşuları ve diğer o geleneksel denge politikalarının bağlaşıklarını da kapsamaktadır, çünkü onlarda mevcut statükoya göre pozisyon yapılanmasına gitmiş bulunmaktadırlar. Bu pozisyon değiştiğinden bu yana Yunanistan durmadan silahlanıyor. Türkiye’nin olası güçlenmesi durumunda daha geride duran Fransa, Almanya ve Avrupa’nın diğer bir kısım devletinin pozisyon alacağı da ortadadır. Zaten ittifaklarda yaşanan hareketlilik şimdiden kendisini belli etmiş bulunuyor.

O eski geleneksel politikaları yıkmış, bir anlamda abelik yapma statüsüne yükselmiş ABD, Rusya, Çin gibi ülkelerinde sessiz durmayacakları, birbirlerinin çıkarlarını fazla zedelemeden yeni rakiplere o fırsatı vermeden, onları eski geleneksel statüye geri dönmeye zorlayacakları aşikardır. Ancak Bu Türkiye’yi durdurmalı mıdır? Kuşkusuz bu benim cevabını vereceğim bir soru değildir, ancak Ankara’dakilerin bunu hesapladığı muhtemel değil, kesindir, çünkü çıkmayı düşündükleri ve çıkmayı umdukları yolun engelsiz olmadığını onlarda bilmektedir. O yüzden benim yaptığım onlara akıl vermek değil, durumlara esas tespitler üzerinden yol gitmektir.

Diğer yandan bu geleneksel politikanın bölgesel anlamda çıkaracağı diğer bir sorun ise Suudi Arabistan ve Suudi Arabistan’la birlikte hareket eden ittifak halindeki diğer irili-ufaklı Arap ülkelerdir. Bunun sebebi ise Suudi Arabistan’ın Suni İslam dünyasında Türkiye’yi kendisine rakip görmesi ve Türkiye’nin olası güçlenme ihtimalini bir beka sorunu olarak almasıdır.

Kuşkusuz Suudi Arabistan Türkiye’nin rakibi değildir, ama mali kaynaklar ve bölgesel ittifaklar konusunda Türkiye’den daha avantajlı olduğu söylenebilir, çünkü Suudi Arabistan’ın bölgede güçlenmesi İran dışında kimseyi rahatsız edebilir bir risk değildir. Zira adamların derdi suni cephe üzerindeki nüfuzunu koruyarak hanedanlıklarının yarınlarını güvenlik altına almaktır. Türkiye, Arabistan için bu konuda karşı cephe değildir, ama rakiptir. Kaldı ki suni camiada güçlü bir Türkiye’nin Suud hanedanlığının Araplar üzerindeki nüfuzunu zayıflatacağı kesindir. 

Aslında tek başına bu ülkelerin çoğu Türkiye’ye rakip filan değildir, ancak bu ülkelerin sayısı bir hayli fazladır. Diğer yandan dedik ya, Erdoğan o elli yılda bir gelen güçlü liderlerden biridir; ülke içinde yetkileri bu düzeyde toplamış olması ise ona istediği gibi yürümesi şansını vermektedir ve doğrusu pek çok insan Erdoğan’ın bir çılgınlık yapabileceğini düşünse de, ben şahsen onların Erdoğan’ın siyasi dehasını küçümsediklerini düşünüyorum, çünkü sandıklarının aksine Erdoğan zeki biridir ve istediği olmasa da, makul bir anlaşma ortaya konulduğu sürece şartları imkansıza sürecek basiretten yoksun bir lider değildir, yani o çokların aksine uzlaşmaya açık bir liderdir, tek sıkıntısı her iktidarı güçlenen gibi iktidarı güç buldukça karşısında, onunla oturup ülke sorunlarını istişare eden kurulların kan kaybetmesi ve kaybettikleri kan oranında itiraz etme cesaretlerini de yetirmeleridir.

O çokları dediğim kişiler ise -ki, onların başında Erdoğan’ın muhalifleri var- onlar Erdoğan’ın bir plandan yoksun olduğunu, tüm hesaplarının iktidarı elinde tutmaya çalışmak olduğunu düşünüyorlar. Elbette her lider iktidarını elinde tutmak ister, ama bana göre muhalefettin Erdoğan’ın tüm çabasını bununla sınırlamaya çalışması Erdoğan’ın zekasına hakaretten öte kendi zekalarını inkar ya da zekasızlıklarını ikrardır, zira yanılıyorlar, Erdoğan’ın hem bir planı var hem hayali…

Kuşkusuz bu durum Erdoğan’ın başarısına endeksli, sonunu da ömrü yetenler görecektir.

Erdoğan’ın diğer bir sorunu ise hala bölgenin dar milliyetçi politikalarla dizayn edilebileceğini hesap eden hükümetinin küçük ortağı MHP’nin zamanın gerçekleriyle uyuşmayan hezeyanlarıdır. Zira Erdoğan’ın iktidarının gücünü korumak için kendisini geliştirmek zorunda gördüğü demokratik reform çabalarının karşısında durmakta ve böylece Erdoğan’ın partisinde de kan kaybına yol açarak Erdoğan’ın tahayyül ettiği “Büyük Türkiye Planı”nı hayata geçirmesi çabasına darbe vurmaktadır.

Peki Erdoğan’ın planı nedir?

Kuşkusuz her liderin rüyası olan ülkesini bağlayan o çokuluslu stratejik denklemin dışına çıkararak sözü dinlenir bölgesel bir güç haline getirmektir. Erdoğan, ülkesinin iç siyasi denklemini değiştirerek kendisini bunu yapabilir bir lider konumuna getirmeyi başarmıştır, şimdi sıra bölgesel ve küresel güçlerin buna ikna edilmesine gelmiştir. Ve sanırım zor olacak olanı da budur, çünkü stratejik denklemde hiçbir ülke diğer bir ülkenin aradan sıyrılarak tepelerine çıkacak kadar güçlenmesine göz yumacak kadar aptal değildir.

Siz bu stratejik denklemi yalnızca güvenlik merkezli almayınız, zira güç denkleminde illaki birilerin ülkenizin siyasi sınırlarına tecavüz etmesi gerekmiyor, edebilir duruma gelmesi de karşı durmanız için yetiyor. Örnek verecek olursak: Avrupa’da, papanın bölgesel krallar üzerindeki icazeti zayıflayınca her kral bölgesindeki diğer bir kralın ülkesini işgal etme yoluyla güç bulmaya yöneldi ve böylece yayılma emeliyle başını Fransızların çektiği, İngilizlerin de -tehlikeye birinci derece muhatap olmamalarına rağmen- Fransızların olası başarmaları durumunda kendilerinin de güvende olmayacaklarını düşündükleri bir savaşa dahil oldular. İngilizler o yüzden savaşın muhatabı olmamalarına rağmen Avrupa’nın içine düştüğü tüm savaşların içinde oldular, çünkü sonradan o güç dengesinin dışına çıkacak olanların ne yapacaklarını hesap edip tedirgin olmaktansa onları o güç dengesinin içinde tutmak için onlarla savaşmayı seçti. Yani Fransa genelde Prusya’yı vurdu, ama onları her iki seferinde savaş cephesinde İngilizler karşıladı, çünkü İngilizler güçlü bir Fransa’nın ne yapacağını düşünerek tedirgin olmaktansa olaya daha işin başında el koymayı seçtiler. Almanya iki sefer bu dengenin dışına çıktı, bu dünyaya iki seferde büyük birer savaşa mal oldu; dahası, bu savaşlar Rusya’nın o denklemden çıkarak bir imparatorluğa dönüşmesine neden oldu. Oysa daha yakın bir zamanda -1852- Ruslar Osmanlıya saldırdıklarında, dengenin korunumu açısından İngilizler savaşın direkt bir muhatabı olmamalarına rağmen Osmanlının yanında yer almışlardı.

Denge stratejisi her şey demek değildir, ama statükonun korunumu açısından baktığımızda bu her şey olabilmektedir, çünkü ne güçlü olanlar yeni bir rakip istemektedirler ne de zayıf olanlar yeni bir abe istemektedir. İşte, Erdoğan başarırsa başarısı tüm bu güçlere rağmen olacaktır, ama diğer yandan Erdoğan dönüştürdüğü Türkiye’de kalıcı bir lider olmak istiyorsa böylesi bir başarıya da imza atmak zorundadır, yoksa muhalefetin Erdoğan’a rağmen eski sisteme dönüşü başarmasa da, onu Erdoğan sonrası yapacaktır ve bunu yapmakla Erdoğan ismini sistemiyle birlikte unutulmaya terk edecek, zihinlerden silmeye çalışacaklardır. Zira liderleri farklı olmaları değil, başarılı olmaları ölümsüzleştirir, fark yalnızca iktidar olma nedenidir. Türkiye’deki muhalefetin ise halka eskiyi tekrar tekrar allayıp pullayarak anlatmanın dışında bir numarası yoktur.

6 YORUMLAR

  1. Ulkesi icin basari hedefleri, belki ulkenin tum parasinı 5 insaat sirketine yatirmasaydi, son 18 yilda dunyada en cok devlet ihalesi alan 1.firma Turk sirketi olmasaydi inandirici olabilirdi. Şahsı adına yaptigi tum isleri ağzıda onaylamaktadir. Şahsı adına yaptığı isler ve kararların ulkemize hizmet ettiği ve asrın lideri görüşüde bizi bu noktaya getirmis olabilir, yillarca destekleyen her bir vatandasin hakkida bu ulkeye gecmistir, Allah ıslah etsin.

  2. Ibrahim bey yorumunuz bastan sona kadar yanlislarla dolu bir erdoganin guclu turkiye kurmasi hayali eger Erdogan guclu ulke isteseydi yada bir ulke sevgisi olsaydi ulkenin imkanlarini har vurup harman savurmaz ulkeyi borc batagina saplamazdi yav bir kere abes siz diktøtørlerin koskoca ucaklarini satin al resmi cumhur baskaninin 9ucak sen kimsin orta ølcekli bir ulke ihracatin belli italatin belli her yil cari acik hele makam araclari sanirsin mercedes Benz turkis ben acik konusuyum erdogan kaymakli laflarla birazda din sosuyla iktidara geldi bunu cumle alem bilir ulkeye gelen yatirimlarda turkiyenin ab den ortakliga kabuluyle geldi ve ben yillarca milli gørusu izledim ve hatta defalarca hatta rahmetli sevket kazanada bir danimarka ziyaretinde søyledim hatta hatirlarmisiniz bir zamanlar erbakan cikti buna bakin bu islam dinari olacak bir buyuk islam cografiyasi birlesecek diye ucuk kacik laflar etti ta o gunden beri ne fetøculere nede bu milligørusculere itibar ettim bunlar ucuk ben erdogada liderlik den øte mahalle kabadayisi havasi gøruyorum tek derdi ihale dizginlerini elinde tutmak beni ikna edin allah askina buyuk ulke sevdasi olan devletin kurumlarini islevsiz hale getirirmi islemeyen bir sistemle hangi buyuk hayel?libyYa bir tabur asker suriye bir tabur simdi soruyum size libyada askerimiz saldiri olsa ak denizde ucak geminmi var bizde kalkan ucak varamaz varsa dønemez bak bu uclu ulkenin basina bela olacak korkum distan gelecek bir saldiri IC savasi tetiklerse ne olacak uretiyorsan sat silahini asker gøndermek niye oysa abdulhamit han libyalila pek iyi anlasamayiz diye asker cikarmayi pek akilli bulmamisti ama bu ulke tek øzal gelmisti hem siyasi hem iktisadi anlamda ondan sonrada lider gørmedi turkiye bu kafayla gørmezde

  3. bu yazı 10 sene önce yazılmış olsaydı beşinci parağrafın ikinci cümlesi hariç tamamında hem fikir idim, ancak Erdoğan fırsatları zekasina paralel bir akıl ile değerlendiremedi. inanılmaz akılsızlıklara saptı. bu sapkınlığa sebep de “hedefe giden her yol mübah” anlayışıdır. her ne kadar muntazam işleyen bir uluslar arası hukuk olmasa da, işlediği kadarı bile yapılan hataları affetmez. zaten güçlü ülkeler yalnızca hata yapılmasını beklemez aynı zamanda hataya da zorlar.

    geldiğimiz noktada Erdoğanın başarma ihtimali şöyle dursun hiç bir işi doğru yapma imkanı kalmamıştır. devletler muvazenesinde tam bir köşeye sıkışmışlık hali içindedir. iş başında kaldığı sürece artık ülkeyi büyük güç devletlerle beraber yönetecektir. en güçlüleri ile birlikte hareket edecektir, ülke menfaatleri onun için tercih listesinin daima ikinci üçüncü sırasında kalacak, hiç bir zaman ilk sırayı alamayacaktır. uluslararası oyun kuruculara kendi aleyhine haddinden fazla koz vermiş ve uluslar arası arenada söz söyleme imkanı kalmamıştır. artık söz dinleyen konumundadır. uluslararası söylenen sözler kamuoyuna yöneliktir, gerçekte ne söylediği ise icraatları doğru okuyabilmekle anlaşılır ve Erdoğan 18 yıllık iktidarında icraatları okumayı öğrenmiştir lakin ne fayda, iş işten geçtikten sonra….!

    biz en iyisi Erdoğan sonrasını konuşalım ki; süreç bittikten sonra hayatta kalanlarımız kendilerine makbul bir düzen kurabilsinler.

  4. hangi hayal hangi hedeften bahsediyorsunuz.sıfır sorunsuzluktan her tarafımız sorun hale gelmiş durumda.
    ekonomisi dibe vurmuş katar çin ve rusyadan başka dostu kalmamış (onlara da ne kadar dost denir ki) bir türkiye.
    yunanistanın navtexleriyle ancak antalya körfezinde sondaj yapabilen bir türkiye.
    ege adaları yunanistan tarafından işgal edilip silahlandırılmış bir türkiye.
    bir gün ak aynı şeye o gün kara diyenlerin iktidar olduğu bir türkiye.
    sahte diplomalı elensecilerin banka yönetim kurulu üyesi olduğu o diplomaların tbmm de savunulduğu bir türkiye.
    altına imza atılan uluslararası anlaşmaların AİHM kararlarının hatta ülke anayasasının tanınmadığı bir türkiye.
    ırkçı şovenist bir partinin ağzına bakan bir iktidarın yönettiği bir türkiye.
    ne hedefi sayın yazar bu ülke yıllardır sabah söylediğini akşam akşam söylediğini sabah inkar eden hatta bir saat önce söylediğinin tam tersini bir saat sonra söyleyenlerin yönettiği bir ülkedir.
    bu ülke hedefini kaybetmiş sadece imkansız hayallerle ülke kaynaklarının gençlerinin geleceğinin dininin imanının hedef değil heder edildiği bir hale gelmiştir.
    siz gene inandığınız masalları yazmaya devam edin.
    bu ülke ne zamana kadar şehrazatın şehriyara anlattığı masalları dinlemeye devam edecek.
    gerçi bu ülkede masalları şehriyar anlatıyor.hem de öyle anlatıyor ki neredeyse herkes uçan halı ile uçtuğunu zannedecek halde.
    ne demişlerdi aya dört şeritli otoban yapacağız desek bu ülke insanı bize inanır.
    bence bu ülke insanını çok hafife alıyorlar.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here