Erdoğan’ın muhalefet partileri

21

Türkiye’de politika belirleyen, gündem oluşturan, tek aktör var, o da Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan.

Türkiye’deki muhalefet partileri iki türlü: Erdoğan’ın politikalarını hararetle destekleyen muhalefet partileri, mesela MHP ve Vatan Partisi, Erdoğan’ın politikalarını detaylarda eleştiren muhalefet partileri, mesela CHP, İYİ P. ve Saadet Partisi.

Ben her iki gruba da, “Erdoğan’ın muhalefet partileri” diyorum.

Zira “esasta” Erdoğan’dan pek de farklı bir şey söylemiyorlar.

Hiç birinin “Türkiye rüyası” yok, hepsi “Erdoğan’ın rüyası” içinde “figüran” rolündeler.

Birkaç örnek vererek konuyu açalım.

HDP konusu:

Erdoğan; HDP’yi, “teröristlerden talimat alan bir parti, terörist parti” anlamında niteliyor ve demokratik kulvarın dışına itiyor.

Reklam

Erdoğan’ı destekleyen muhalefet partileri, daha ileri bir yorumla, “Onlara ülkeyi dar edeceğiz” diyerek, Erdoğan’ın söylemlerini daha da derinleştiriyor.

Erdoğan’ı eleştiren muhalefet partileri ise, “Terörle aralarına mesafe koymadan olmaz” diyerek, HDP’nin demokratik kulvarın dışında kalmasını adeta onaylıyorlar ve bu meselenin Erdoğan tarafından çözümsüzlüğe itilmesine destek veriyorlar.

Kimse; “hop, bir dakika, bu parti ve ona oy veren seçmenler, demokratik Türkiye’nin bir parçasıdır ve ben onlarla ülkenin meselelerini konuşurum ve uzlaştığım alanlarda da işbirliği yaparım” demiyor. Bu alan “Erdoğan’ın planı” çerçevesinde şekilleniyor. HDP lider ve birçok yöneticisi tutuklanarak, partinin “siyasette etkisizleştirilmesi” oyununa geliniyor.

Suriye’ye askeri harekat yapılması:

Erdoğan; “Terörist PYD’yi sınırlarımızda barındırmayacağız, Fırat’ın batısına girdiğimiz gibi, Fırat’ın doğusuna da askeri harekat yapacağız” diyerek, bölgedeki sorunu askeri harekat ile çözmeye çalışıyor. Suriye Kürt siyasi hareketi ile bağların kopmasına sebep olan, siyaset ve politikalar uyguluyor.

Erdoğan’ı destekleyen muhalefet partileri, “bastır Erdoğan” modunda, askeri çözümü şiddetle körüklüyor.

Erdoğan’ı eleştiren muhalefet partileri ise, “kahraman askerimizin arkasındayız” söyleminin bir karış ötesine geçmeden, Erdoğan politikalarına alternatif sunmadan, Erdoğan’ın Suriye politikalarına destek de vermiş oluyorlar.

Kimse; sözgelimi “Suriye’nin kuzeyinde bulunan Kürtler benim ülkemin halkının devamı, onlarla dostça münasebetler geliştirmemiz gerekir” türünden bir şeyler demiyor.

Reklam

Tek adam yönetiminin kurulması:

Erdoğan; “bütün nihai yetkileri tek adamın aldığı bir yönetim kuruyor ve buna göre ülkeyi idare ediyor”. Kuvvetler ayrılığı; görünürde, işlevsiz, çözüm üretemeyen, tek kişinin seçim ve kararlarına bağımlı, karar verici tek kişinin kararları üzerinde bir etki oluşturamayan bir yapıya dönüştürülüyor. Bütün kurumlar göstermelik işleve sahip bir yapıda.

Erdoğan’ı destekleyen muhalefet partileri, “bu sistem Türkiye’nin 2023 güçlü ülke vizyonudur, değiştirmeye kalkanı sileriz” diyerek, rejimin daha da sertleştirilmesine çabalıyor.

Erdoğan’ı eleştiren muhalefet partileri ise, “bu tek adam yönetiminin oluşturduğu kurumlar arasında; parlamentoda, yargıda, yüksek seçim kurumunda, bürokraside, Milli Güvenlik Kurulunda, devletin medya organlarında, velhasıl her yerde, sıfırlandıklarını idrak edemeden, “avara kasnak” gibi, “işlevsizliklerinin farkında olmadan”, cılız eleştirileri ile sistemi kabulleniyor.

Kimse; “tek adam rejimini ve onun kurumlarını kabul etmiyorum, sine-i millete dönüyorum ve muhalefetimi sokakta halkla birlikte yapacağım” demiyor.

Bedelli askerlik:

Erdoğan; “askerliği kısaltıyor ve bedelli hale getiriyor”.

Erdoğan’ı destekleyen muhalefet partileri, “çok güzel sistem” diyor.

Erdoğan’ı eleştiren muhalefet partileri sadece, “konulan ücret çok yüksek, sadece fakir fukara çocukları askerlik yapacak” eleştirisini getirebiliyor.

Kimse; “zorunlu askerliği kaldıralım, modern ordularda olduğu gibi, tam profesyonel ordu kuralım” demiyor.

Rusya’dan S-400 hava savunma füzesi alımı:

Erdoğan; “bağımsız bir ülkeyiz, silahı istediğimiz yerden alırız” diyor.

Erdoğan’ı destekleyen muhalefet partileri, “uçak da alalım” diyor.

Erdoğan’ı eleştiren muhalefet partileri, “evet alabiliriz, ama bağımlı hale gelmeyelim” diyor.

Kimse; “mesele silah değil, batı blokundan doğu blokuna geçişin stratejik tercih değişikliğini yapıyoruz, demokrasiden totaliter kampa doğru gidiyoruz, durun çözüm bu değil” demiyor.

Bu örnekleri daha da artırabiliriz.

Gördüğünüz gibi bütün muhalefet partileri, “Erdoğan’ın muhalefet partileri” konumunda, ülke için daha ötede bir anlam ifade etmiyorlar, esastan farklı politikalar üretmiyorlar.

Büyük bir farkla kazanılan İstanbul seçimlerinin rüzgârını bile ne çabuk tükettiler! Gerek Ankara, gerekse İstanbul belediye başkanları çalıştırılmıyor. Erdoğan çoğunluk bizde nasıl çalışacaklar demişti, öyle de yapıyor. CHP ve İYİ P, 806.000 oy farkla alınmış seçimde, halkın tercihinin arkasında doğru dürüst duramıyorlar. İki başkan da, günlerdir yalvar yakar müdürlerini bile tayin etmede zorlanıyorlar, bütçeleri bitirilmiş, harcanmış. Yolsuzluklardan dem vuruyorlar, ama ortada bir delil yok, ispat yok, kamusal baskı oluşturma yok, yargı süreçlerini başlatma yok. Anlayacağınız, halkın oyuna sahip olabilme iradesi de yok, “Erdoğan’ın muhalefet partilerinde”. Bir yıl sonra ne olacak, halk bekler mi, bıkar mı?

Beğenelim veya beğenmeyelim, politikaları ve gündemi Erdoğan belirliyor. “Erdoğan’ın muhalefet partileri” onun rüzgarında, oradan oraya savruluyor.

Bu heyecansız hal, bu cazibe oluşturamama, bu inisiyatifsizlik, kısa süre sonra halk tarafından farkına varılacak ve halk muhalefete “beceriksiz” demeyecek mi? 

Söz gelimi; Erdoğan ekonomide bir miktar iyileştirme gerçekleştirse, biraz maaşları filan artırabilse, en azından taraftarlarını daha sıkı konsolide etmeyecek mi? Bu küçük başarılar bile, muhalefet seçmenini ümitsizliğe itmeyecek mi?

Sorun, açık aşikar, politika üretemeyen, Erdoğan’ın rüzgarında savrulan, “Erdoğanlaşmış”, muhalefet partilerinde.

Türkiye siyasetinin; profesyonelce çalışan, profesyonelce fikirler üreten, profesyonelce plan ve programlar yapan, gündem oluşturabilen siyasi partilere ihtiyacı var.

“Erdoğan’ın muhalefet partileri” ile; ne demokrasiye yol açmak mümkün, ne ekonomiyi iyileştirmek, ne de memleketin diğer meselelerini çözmek.

Erdoğan da, “Erdoğan’ın muhalefet partileri” de bu ülkeye “yeni ufuklar”çizemez. 

21 YORUMLAR

  1. Adelina hanım, Maşallah muhalefet partileri nezlende tam bir Türkiyem insan modelini açıklamişsiniz.
    Tebrikler ellerinize sağlık.

    Erdoğani başkan yaptirmayacağım diyen Selahaddin Demirtaşı, CHP ve diğer muhalefet partilerinin oylari ile hapase tiktırıldı. Sebebi gayet açik bariş ve kardeşlikten söz ettiği ve başaracağıni bildiklerinden dolayi ondan kurtarmak istediler.

    Bunlarin, hepsinin derdi koltuk….salla başıni al maaşını hesabi.

    Aslinda teröre destek vern hatta kuran dünya siyaset sahnesinde yer alan bazı politikacilar ve idareciler.
    Onlar halki ve dünyayı düşunmezler sadece ceplerini ve saltanatlarıni düşünurler….

    O tip politikacilarin olduğu bazi ülkelerin bizden farkları tarafi halklarinin eğitim(yalniş anlaşilmasin ünüversite okumak eğitimi değil) seviyeleri yüksek ve
    siyasetçiler babalari olsa dahı onlardan hesap sorarlar.

    En basit örnek Trump örneğı….
    2 si Müslüman 4 kadın millet vekilleri ile girdiği polemikde. Eşi ve kızı Trump’a karşı ciktilar ve eleştirdiler.

    Trump başkan olali 2 buçuk sene geçti ona hakaret etmeyen kalmadı…
    Bir kişiye dahı dava açamadı. Aksine herkes onu mahkemeye verdi ve kazandilar.

    Fehmi bey, dünkü yazısında UK ve ABD’yi yazmıştı.
    O iki ulke halki ve bizim halkin arasinda uçurumlar var.
    Bence bizim milletin ve Arapların cahil kalmasinin tek bir nedeni var! Kadinlarimizin cahil olmaları. Güçlü ve dürust bir ana güçlü ve dürüst evlat yetiştırır.
    Bizim hanimlar bu konuda sinifta kaliyorlar.
    Adelina hanim! Bu konuda bana inanmasaniz, hanim köşe yazarlarinin yazdiklarini okuyun anlarsiniz.
    Muhakka onlar arasinda sizin gibi güçlu ve kendine güvenen bilgililerde var fakat sayiları yeterli değil.
    Örneğin: Ocak Medyada yazar veya yorumcu olarak kaçtane hanim var?
    Allahtan siz varsinizda ilerisi için biraz umutlaniyoruz.
    Allaha emanet olunuz.

    • Nurdan hanım merhaba, değerli yorumunuz için teşekkür ederim. Kadınların toplumda yeterli ölçüde yer almaması Kosova’da da bahsettiğiniz gibi. Belki zamana ihtiyacımız var. Amerikan siyasetini ben de takip etmeye çalışıyorum. BU ırkçılk meselesi Amerikan toplumunun virüsü. Kolay gelsin.

  2. Adeline Hanım,
    Bir iktidarın becerisinin yanında en büyük şans-(sızlığ)-ı muhalefetin çapsızlığı olursa söylenecek ne söz kalır ki…

    Bir zamanların en sıkı muhalefet lideri Devlet’in Bahçeli’si’nin en son verdiği ergence pozları görmüş olmalısınız. Zarf, mazruf meselesi…

    Çok uç gelebilir belki ama Kılıçdaroğlu’nun da bir proje olduğu kanaatindeyim. Erdoğan’ın cehape içindeki truva atıdır, ona rağmen kimse bay Kemal’i (!!) koltuğundan edemez diye düşünüyorum. En ufak bir şeyde vurun abalıya…

    Perinçek, Akşener, Bahçeli, Kılıçdaroğlu…. arasam bulamam böyle muhalefeti…

    Gücü ve güçlüyü seven bir toplumuz. Rüzgar değişik yönden esince yeni duruma uyum sağlama becerimiz de yüksek. 🙂

    • Özgür bey merhaba, değerli katkılarınız için çok teşekkür ederim. Partilerin bu “Erdoğanlaşma” süreci biraz da içinde bulunduğumuz zamanla ilgili de gözüküyor. Kılıçdaroğlu meselesine katılmam şimdilik mümkün değil, daha güçlü deliller olması gerek. Toplumların güce itaati maalesef eğitimsiz toplumlarda çok güçlü bir eğilim. Profesyonellikten, söyleme eğilimli bir toplumun partileri de yeni fikir ve projeler üretemiyor. Kolay gelsin.

  3. İşte bu!
    Bu ama bunu Türkiye’de kaç gazeteci yazabiliyor. Başlık harika. Başka söze hacet yok. erdoğanın basını, muhalefeti, yargısı, üniversitesi, bürokrasisi, ülkesi…
    Bütün muhalefet Erdoğan’ın en büyük destekçisi. Hiçbirini ayırmıyorum. Rollerini oynuyorlar.
    Adiyos amigos durumları. Gidişat gidişat değil.
    Allah encamımızı hayreylesin.
    Allah kaleminize güç versin.

      • Adelina Hanım Merhaba
        Yazınızı yazarken atladığınız bir konu olduğu kanısındayım.
        Tespitlerinize katılmamak elde değil lakin Türkiye’de etkili bir muhalefetin oluşmamasının sebebi 12 Eylül’ün getirdiği siyasi partiler yasasıdır. Bu yasa olduğu müddetçe parti içi demokrasinin gelişmesi ve siyaset üretebilen insanların parti yönetimlerinde bir yerlere gelebilmeleri çok zor oluyor. Siyaset yapanların kendilerini seçmenlerine beğendirmek yerine kendilerini atayan parti üst yönetimine beğendirme arzuları ne yazık ki liyakatsiz kişilerin siyasetle iştigal etmelerine vesile oluyor. Genel olarak siz delegeyi atıyorsunuz delegede sizi seçmiş gibi yapıyor. Bu kısır döngüden dolayı be parti içi muhalefet ne de muhalefet partileri ülke çıkarlarına uygun siyaset üretemiyor ve genel başkanlar monark oluyor.
        Asıl problem siyasi partiler yasası. 12 Eylül’den önce en küçük bir belediye meclisi üyesi adayı bile ön seçimle belirleniyordu.
        Şimdi bir genel başkan koltuğa oturdu mu artık kaldırmak çok zor.
        Şimdiki siyasiler Koca bir şehrin seçmeninin teveccühünü kazanmak için niye uğraşsınlar onları atayacak partili bir üst seçiciyi ayarlamak yeterli.

        • Şenol bey merhaba, çok değerli katkılarınız için teşekkür ederim. Yazdıklarınıza katılıyorum. Katılımcı demokrasiye geçememiş Türkiye’deki siyasi partiler, bu da partilerin gelişememesindeki ve yeni fikirler üretememesindeki önemli problem alanlarından bir tanesi. Saygılarımla Kolay gelsin

        • Şenol bey merhaba, çok değerli katkılarınız için teşekkür ederim. Yazdıklarınıza katılıyorum. Katılımcı demokrasiye geçememiş Türkiye’deki siyasi partiler, bu da partilerin gelişememesindeki ve yeni fikirler üretememesindeki önemli problem alanlarından bir tanesi. Saygılarımla Kolay gelsin

  4. Türkiyede bütün siyasi partiler adı konulmamış tek adam sistemi ile yönetilirler.seçim başarısızlığı sonucu istifa eden parti lideri yok denecek kadar azdır.
    Bu ülkede fertlerde vergilerinin nerelere harcandığı ile ilgili bir bilinçte çoğunlukta maalesef yoktur.
    12 eylül 1980 seçim barajı ve siyasal partiler kanunu ile ilgili bir değişim için hiç bir partiden bir teklif duymadım.
    Neticede iktidara gelenin hesap vermeden ben yaptımmı olur dediği bir sistemimiz var.
    Sit alanlarına göl kıyılarına ormanlara bizzat devlet eliyle yapılaşma yapılıyor.mahkemeler yürütmeyi durdurma kararı vermiyor.bir kaç yıl sonra lptal kararı çıkıyor ama yapılan inşaat da bitmiş oluyor.
    Kıyıların herkese açık olduğu ile ilgili bilmem kaç numaralı bir kanun var peki gerçekten bu ülkenin kıyıları tüm insanlara açıkmı.
    Netice de herşeyin kendine özgü yaşandığı bir ülkede yaşıyoruz.
    Bu ülKe yaya geçidinde insan gördümü azda olsa gaza basan şoförlerin bulunduğu bir ülke.arabasının arkasına Allahın sessiz canlarını bağlayıp görüntüsünü sosyal medyada yayınlayanların bulunduğu bir ülKe.
    Hayvan hakları ile ilgili bir kanun tasarısı vardı ne iktidarın ne muhalefetin bunla ilgili bir beyanını duymadım
    Velhasıl süt kabının içinde ne varsa kaymak da ondan olur.
    Böyle gelmiş böyle gider.Aya dört şeritli otoban yapılmasını bekleriz.

    • Demircan bey merhaba, çok değerli yorumunuz için, teşekkür ederim. Aslında durumu siz çok güzel bir sözle özetlemişsiniz. “Velhasıl süt kabının içinde ne varsa kaymak da ondan olur.” Biz ne yapmalıyız kısmında ise bir vazife de gizli. Bizden sonraki nesiller için, çocuklarımız ve torunlarımız için bir vazife gizli. O da “onlara daha iyi bir dünya ve daha iyi bir miras bırakabilmek için, ısrarla doğru olanı yapmak” ne yapalım, “hayat denen şey, bizim kaşığımıza bu zamanı koydu”. saygılarımla, kolay gelsin.

  5. Erdoğan MHP ve Vatan partisi çizgisine nasıl geldi anlamıyorum, AB liğine girişi savunan tutumun bugün için bahsettiğiniz doğu blokuna göz kırpar hale gelmesindeki süreçte AB nin de tavır ve davranışlarını göz önünde bulundurmak lazım. Diğer taraftan ihracatımızın büyük kısmı Almanya başta olmak üzere AB ülkelerine, elimizde yeterli veri olmadığından ne desek isabet kaydetmiş olmayız. Muhalefet partileri aynen dediğiniz gibi icraatları eleştireceklerine devletin kurumlarını hedef alıyorlar ve hasım gibi saldırıyorlar. Bu kez de devletçi tarafımız refleks olarak bahse konu partileri ne savunduklarına bile bakmadan ekarte ediveriyor. Merkez bankasının saygınlığı sadece iktidar partisinin sorumluluğu değil ki örneğin, bunun nedeni iktidara olan düşmanlıkları öyle patolojik düzeylere erişmiş ki öyle sanıyorum iktidara gelseler AKP yi iktidara taşıyan halk kesiminin intikam için peşlerini bırakmıycaklar, aynen böyle düşünüyorum ve hiç güvenmiyorum. Recep Tayyip Erdoğan ise kendine yazık etti, damat Berattan sonra ona nasıl güven duyuyorlar anlamak güç, 70 milyonun başbakanı cumhurbaşkanı gitti, yerine fikrini beğenmediği kitleleri bireyleri ihanetle, hainlikle yaftalayan bir Cumhur reisi geldi, yeni parti kuracakları ihanetle suçlaması gibi bugün. Ben sayın Gül ve sayın Babacan’ın kuracağı partiden umutluyum doğrusu. Sık yazmazsanız Ocak medya ziyaretlerimiz de sık olmuyor Adelina hanım.

    • Alper bey merhaba, siz Türkiye olarak AB sürecini çok çok uzun bir zamanda yaşadınız, sanırım ilk başvuru 1963. Bu güne kadar ne nasıl yaşandı, ipin ucu kaçar ve insanlar anlamakta zorlanır. Adeta nesiller değişiyor bu kadar zamanda. Biz Bosna olsun, Makedonya ya da Kosova bu AB süreçlerini çok kısa zaman periyodunda yaşadık veya bir kısmımız hala yaşıyoruz. Bu nedenle AB ne istiyor bizim neyimiz eksik net görüyoruz. AB nin belirli standartları var ve bundan nadiren taviz veriyorlar. Bünyelerine almak istedikleri ülkeleri de sonuna kadar zorluyorlar.Kendilerinin kurdukları birlik menfaatleri istikametinde kurallarınızı-kanunlarınızı düzenlemenizi,toplumunuzu demokrasiye yönlendirmenizi,ekonomik kalkınma ve insan kapasitelerinin belirli bir seviyeye getirmenizi bekliyorlar…. yapamazsanız da bekletiyorlar. yolsuzluk-rüşvet-şeffaf olmayan yönetim-kuvvetler ayrılığı-hukukun üstünlüğü, bağımsız medya asla taviz vermedikleri alanlar. Erdoğan meselesine gelince, sizin de belirttiğiniz gibi anlamak mümkün değil. Resim net değil.Bakalım belki 3-5 yıl geçmez gerçekleri öğreniriz. Akıllı düşünene kadar, zırdeli atlar dereyi geçermiş, durum o hesap, Gül ve ekibi ertelemiş parti kuruluşunu kış ayları deniyor kulislerde,geç kalacaklar kanaati var veya karşılıklı büyük bir satranç oynanıyor, bir taraf partiyi kurdurtmamaya çalışıyor ve sahaya yeni kartlar sürüyor, diğer taraf o hamleyi atlatabilmek için elindeki tek imkan zamanı kullanıyor ki, o hamlenin etkileri geçsin. Benim TV çalışmalarım bazen o kadar yoğunlaşıyor ki, yazıya mecburen bir kaç gün fazladan ara veriyorum, bir de ayrıntılı okumadan yazmamak gibi bir adetim var, yetişmeye çalışıyoruz, okurlar da biz de sabır göstermemiz gereken bir süreçteyim anlayacağınız. saygılarımla kolay gelsin

    • Alper bey merhaba.Sizi kızdıracağım biraz.Fehmi bey’in platformunda “herkes siyasi yorumcu kesilmiş,yazıdan çok yorumcu var” kabilinden sözlerle insanların kuvve- i maneviyelerini kırıyorsunuz,ama burada ise uzun cümlelerle siyasi analiz yapıyorsunuz?Yanlış anlamayın burada yazmanızı değil,oradaki haksız tutumunuzun yanlışlığını bir kez daha hatırlatmak istiyorum.İnsanların fikretmeleri,sorgulamaları iyidir.Köstek değil,destek olalım lütfen.

      Adelina hanımın yazılarından “okuma,araştırma,peşin hükümle hareket etmeme,önkabulle olaylara yaklaşmama ” hassasiyetlerini gözlemliyorum.Aslında her gazeteci ve yazarda olması gereken bu ve benzeri hassasiyetler maalesef şu zamanlarda yok denecek kadar az sayıda kişide rastlanıyor. Gazetecilerin de tıpkı hakimler gibi olaylara ve kişilere tarafsız yaklaşmaları mesleklerinin adeta namusu sayılır bence.Dinimizin emirleri de bu yönde.”Araştır,tahkik et,delillere objektif yaklaş,peşin hükümle olaylara ve kişilere yaklaşma ( aksi iftira ve fitne oluyor), masumiyet ilkesine dikkat et,kesin delillerle ispatlamadan kimseye suçlu muamelesi yapma ” diye ilk başta akla gelen anabaşlık hükümlere ” müslümanım” diyen birçok kişinin hiç dikkat ettiği yok!..Bakıyorsunuz yaşını başını “din- diyanet” diyerek almış,sözde okumuş- yazmış bir sürü adam önyargının dayanılmaz hafifliğiyle giydirip duruyor.İnsanın kahrolası geliyor bu ahkam ucuzluğunda…Bu hassasiyeti taşıyan kişiler insana biraz olsun moral veriyor.Yanlış anlaşılmasın; ümitsiz değilim,şu an yanlış yapanların hatalarından döneceği inancındayım.Ama şu an ki halihazır durum gerçekten çok can sıkıcı…

      Öte yandan Vatan Partisini hafife almayın.Hiçbir zaman iktidar olamayacak oy potansiyeline sahipler ,ancak fikirlerinin iktidarda olmasının sevincini yaşıyorlar.”Başkaları görünsün ama bizim dediklerimiz olsun” mantalitesi var bence onlarda…Başarılar dilerim.

      • Uğur bey muhtemelen başka biri ile karıştırıyorsunuzdur, o içerikte bir yorumum olmamıştır diye düşünüyorum zira Fehmi Koru sayfasında sayın Koru’nun yazısı gibi takip ettiğim yorumcular da var idi ve çok istifade etmişimdir. Keşke o yorumu burda paylaşsaydınız merak ettim şimdi. Ayrıca son zamanlarda Fehmi Koru yazılarına pek sık yorum yazmıyorum. Ama kırıcı olduğum bir yorumum olduysa kusura bakmayın lütfen zira bile isteye olmamıştır.

        • Alper bey tekrar merhaba.Fehmi beyin 16 temmuz tarihli yazısında aşağıdaki şekilde mesajlaşma olmuştu.Size cevap vermek üzere yazı sayfasına gittiğimde ,o tarih ve öncesindeki gün sitede benimle aynı ismi kullanan fakat zıt bakış açısına sahip birisinin yorumlarından dolayı yanlış anlaşılmamak üzere peşi sıra dolaştığımı,bu yorumu da bu münasebetle yazdığımı hatırladım( aynı şey daha önce de olmuştu).Sizin cevabınızdan anlıyorum ki aslında benim başıma gelen sizin için de geçerli.Çünkü bazı yorumcuların ismini hususen kullanarak yazmaktan soğutan bir veya birkaç kişi vardı.

          Ben şimdi sizden çok özür diliyorum.Hakkınızı helal edin.Aslında aynı mağduriyeti yaşamışız.Selam ve saygılarımı sunarım.

          Adelina hanımdan da ayrıca özür diliyorum.

          Fehmi beyin yazısındaki mesajlaşma şu şekildeydi:

          Alper 16 Temmuz 2019 at 22:32
          Yazıdan çok yorum var..
kimsenin önemli bir işi yok ve ailesi hakkında bu kadar dusunmuyor, herkes siyasi..
          Yorumu Cevapla

          * uğur 16 Temmuz 2019 at 23:30
Meydandaki bayraklı vatandaşlara bir baksana asıl onların işi gücü yok..

Yorumu Cevapla


          * Uğur 17 Temmuz 2019 at 06:17
Alper bey,durup dururken yorumculara laf atanların boş iş yaptığını düşünüyorum.Beğenmiyorsanız okumaz geçersiniz,tafranın ne anlamı var şimdi?


          • Şimdi bir kez daha hayret ettim.Aynı yazıda hem sizin,hem benim ismim kullanılmış.Gerçekten hayatı muzır arkadaşlar var aramızda!

          • Uğur ve Alper bey, dehşet bir olayı da aydınlatmış oldunuz. Bu algıyı yönetme. Ruslar çok süper bu konuda. Doğrudan Rusya’dan yapıyorlar. Balkanlarda ırkçılığı tetikliyor, AB üyeliklerini küçük menfaat açmazlarının içinde boğuyor, yerel menfaatleri tetikleyerek farklılıkları yaygınlaştırıyorlar. Ele geçirmeyecek seviye yok. Rus istihbaratı ile birlikte çalışırlar. Siz diyelim milliyetçi birisiniz, Kosova’da bütün etnik unsurlarının birlikte yaşaması devlet ve toplumun gelişme yolu iken, sizi sosyal medyadan yakalarlar ve size özel milliyetçi temalar gönderip sizi bu konuda etkileyici noktaya taşımaya çalışırlar. İnsani yardımlar altında dahi yapıyorlar bunları Balkanlarda.2 ülkede de darbe yaptırdılar bu yolları kullanarak,makedonya ve karadağ. Elbette Türkiye’de de oldukça yoğun olmalılar. Kolay gelsin.

  6. çok güzel yazmışsınız. 15 temmuz dan sonra, yukarda sözünü ettiğiniz bütün parti liderleri toplanıp iktidara eklemlendi (sarayda ve yenikapıda) demirtaş dışlandı. onun oturması beklenen koltuk – kasıtlı olarak – boş göründü ekranlarda. o zaman aklıma suriyedeki esad rejimi geldi. ordada iktidarda bir baas partisi ve ona eklemlenmiş tatsız kokusuz birkaç parti (ulusal ilerici cephe) adı altında göstermelik bir vitrin oluşturuyorlardı. gerçek iktidar ise tamamen başka bir yerdeydi: esed ailesi ve muhabarat adı verilen cinayet örgütleri. ne baas partisinin gerçek anlamda bir gücü vardı, nede ordu kurumunun. o
    sizin deyiminizi tekrarlayarak esedin muhalefeti diyebileceğimiz ulusal cephe partileri ise zaten hiçbir şey değillerdi.
    benzerlikler çok ilginç, birçok farka rağmen.

    • Bekir bey merhaba, çok değerli katkılarınız için teşekkür ederim. Baas rejimi modeli bir politik arena oluştu, korkudan da olsa böyle, bilerek de olsa böyle. Azerbaycan gibi eski Sovyet ülkelerinde de aynı durum var, her türlü siyasi eğilimi parçalayacak “tavşan partiler” oluşturulmuş, bu partiler iktidarla değil, o fikrin esas savunucusu olan partilerle mücadele ediyor, karşılık olarak devletten ihale ve finans desteği ile 1-2 mv liği alıyor. saygılarımla kolay gelsin

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here