Ermeni Olmaktan Yoruldum!

4

Adam Ermeni’ydi.

Van’lıydı.

Almanya’nın hatırı sayılır Üniversitelerinin birinde  Tarih Profesörüydü.

Bir kitap fuarında ayaküstü tanışmış ve o beni gıyaben tanıdığından çıkarıp kartını verme nezaketinde bulunmuştu.

Ben de onun bazı öğrencilerini tanıyor ve kendisi, çalışmaları hakkında bilgim vardı.

Ben de ‘’tanıştığıma sevindiğimi’’ bilirtmiştim.

O gün konuşmacılardan biri de Hasan Cemal’di.

Onunla da hem meslektaş olmamız ve hem de Kürtler kitabı hakkında yazdığım eleştiri yazısından tanışmıştık ve bir iki kez yazışmıştık. Hatta ‘’Almanya’ya gelirsem mutlaka görüşelim’’ diye de not düşmüştü.

Hasan Cemal Bey ile de konuşacak, hatta çok tartışacağımız konuların olacağına emindim.

Öylece kapattık bu konuyu.

Şimdi karşımda konuşmacıydı.

Yanımda duran Ermeni Prof kulağıma;

‘’Şükrü şu Hasana Cemal’a dedesinin anıları hakkında bir soru sorar mısın? O’nun anılarını basmayı düşünüyor mu?’’ diye söyledi. Ben de ona;

‘’Hocam bence benden çok bu soruyu sorma hakkı sizin, siz neden sormuyorsunuz?’’ dedim. Bana;

‘’Malum durumuz var. Hemen ortam elektriklenir ve dikkatleri üzerime çekmek istemiyorum’’ dedi.

Doğrusu konu önemliydi.

Hasan Cemal’in Cemal Paşa’nın torunu olduğunu ve onun soyadını kullandığını biliyordum. Ama Hasan Cemal Paşa’nın anılarından haberdar değildim. Ogün Ermeni proftan öğrenmiş oluyordum.

Soruyu açıktan sormadım.

Ancak biz bir arakadaşımla arada Hasan Cemal’i çapraz soru yağmuruna tutmayı zaten planlamıştık. Ve tabir uygunsa punduna getirdik. Hasan Cemal’la usulen bunu sorabilirdim ve tanışam fasılından sonra kendimi taktim ettim sormu sordum. O da tanıdığını ve karşılaştığına sevindiğini ifade etti. İşte o ara yerde Ermeni Profun da sorusunu fazla toz kaldırmadan sormuş, olduk.

Daha sonra bir çalışmadan dolayı adı geçen Ermeni Profla görüşme talebinde bulundum. Konumuz tarih ve kitap çalışması üzerineydi. Hatta elimde bulunan Osmanlıca ve Farsça bazı metinlerin çevirisi için görüş ve yardım talbinde bulunacakatım.

Sağolsun Ermeni dostumuz bize termin verdi.

Yanıma bir kadın arkadaşımı alarak bulunduğu şehirdeki üniversiteye gittik. Bizi odasına kabul etti. Oturup konuştuk. O’na beraberimde bazı kitaplarımı ve Şêx Feyzi Bilgin (Abdurrahimoğlu)’nun Yakılan Şêx kitabını da götürmüştüm. Kendisine bir adet verdim.

Sohbet ilerledi. Ortam sakinleşti ve tedirginlikler giderildi.

O esnada Ermeni Profesör bana ve yanımdaki kadın arkadaşıma; ‘’ Size bir itirafta bulunacağım’’ dedi ve ben dikkatle dinlemeye başladım. Bize;

‘’Artık Ermeni olmaktan yoruldum’’ dedi.

Bu bir samimi itiraftı.

İyi de ben tam çözemedim bu ifadeyi.

‘’Ama nasıl olur? Bir insan Ermeni olmaktan bu kadar yorulur mu? Ermeni olmak gerçekten bu kadar ağır mı?’’

Doğal olarak Ermenilerle beraber, Kürdleri, Ezidileri, Alevileri, dini ve milli tüm azınlıkları farklılıkları düşündüm bir an.

40 yıldan beri Kürd, Kürdistan ve dahası PKK /Öcalan belasının ortasında olan ben ne yapayım?

Empati yaptım.

‘’Ben de Şükrü Gülmüş olmaktan yoruldum!’’

Bu da bir itiraftı.

Ancak bunu diyemedim.

Hani derler ya; ‘’Adım çıkmış dokuza, inmez sekize, çıkar ona, onbire diye…

Ne zaman adım geçse hep önüne bir eski PKK’lı, bir azılı ve radikal hem devlet hem Öcalan muhalifi.. Ve bazen –gerçekten- adımı taşımaktan yorulduğum çok anlarım var. Ve en sonunda ‘’Sonuna kadar yola devam’’ diyorum. Charlie Chaplin sahne Işıklarında söylediği şu söz gibi:

‘’Kanı sevmiyorum ama damarlarımda taşıyorum!’’

Ne Ermeni profumuz Ermenliğinden, ne ben Kürdlüğümden geçmiş ‘’eski’’ de olsa PKK’lılığımdan ve Öcalan muhalifliğimden istifa edebilirim.

En iyisi olduğu gibi yola devam etmektir.

Ne Ermeni dostum Ermeniliğinden ne ben Kürd olmaktan utanmalıyız. Biz bu coğrafyanın kadim halkları ve bu bölgenin en güzel renkleriyiz. Bizi böyle ötekileştirenler ve bu duruma getirenler suçludur.

Zaten meselede biraz burada değil mi?

Suçu, suç olmaktan çıkardığımız an zafer bizimdir.

Ermen’iyi Ermenliğinden, Kürdü Kürd’lüğünden bêzar duruma getirenler utanmalı.

Bunun da birinci suçlusu TC devleti ve onun yüzyılı bulan anlayışı  ve politikası değil mi?

14 Ağustos 2020

Almanya-Essen

4 YORUMLAR

  1. Hiç birimiz anne babamızı, ırkımızı seçme hakkına sahip değiliz.Ama kendi yakın çevremizi, milletimizi daha çok severiz ki bu fıtridir. Buna milliyetçilik diyebiliriz. Kendi ırkının, milletinin diğerlerinden üstün olduğunu savunmak ırkçılıktır. Üstünlük ancak insan olabilmekle alakalıdır.

    • Miliyetçilik ile Irkçılık arasındaki sınır aşılmadan kalmak kabul, bunu ilercilik, demokratlık kabul ederim. Bu sınır aşılınca Irkçılağa dönüşür. Orda durur ve yapanlara da DUR!.. derim. Ben Kürdüm, bu anlamıyla milli ve watanperverim ama sınırı aşanında yanına varmam. Bizizim KÜRDİSTANIMIZ OLSAYDI, biz nasıl olurduk? Bu soruya da yaşayanlar yanıt versin. Yaşamadım ve yaşamnın en yakın örnegi KRG var. selam ve dostlukla.

  2. Güzel ve duygusal bir makale ile içinizi iyi dökmüşsünüz. Fakat vardığınız sonuç büyük ölçüde doğru değil. Eğer Kürtler bir şekilde devlet kurabilmiş olsaydı nasıl davranırdı acaba? Örneğin Ermenistan’da azınlıkların durumu nasıl ? Hayat öyle bir şey ki idealize edilemiyor. Diğer yandan çok büyük toprakları olmayan devletler üniter devlet olmak zorunda, Türkiye de bunlardan biridir. Selam ve saygılarımla.

  3. Size olan yanıtı, yanlışlıkla yukarıya yazdım. özür.

    Miliyetçilik ile Irkçılık arasındaki sınır aşılmadan kalmak kabul, bunu ilercilik, demokratlık kabul ederim. Bu sınır aşılınca Irkçılağa dönüşür. Orda durur ve yapanlara da DUR!.. derim. Ben Kürdüm, bu anlamıyla milli ve watanperverim ama sınırı aşanında yanına varmam. Bizizim KÜRDİSTANIMIZ OLSAYDI, biz nasıl olurduk? Bu soruya da yaşayanlar yanıt versin. Yaşamadım ve yaşamnın en yakın örnegi KRG var. selam ve dostlukla.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here