Ertuğrul Özkök’e Benim de Bir Mektubum Var, Fakat Zarfsız

0

Dans Paris’te Başka, İstanbul’da Daha Başkadır…
En son ne zaman birine mektup yazdınız. Telefonu olmayanı dövdükleri çağda mektup da nedir kardeş? Üstelik pul diye bir şey kaldı mı?
Bugün bana birisi “sana mektup yazdım” dese, “ne gerek vardı?” derim. Lakin iflah olmaz bir romantik isem, bana mektup yazana “sahi mi?” diyesim gelir.

‘Türkiye’nin iflah olmaz romantikleri arasında sıralama yapsak her zaman liste başı olan kimdir?’ sorusunun tereddütsüz cevaplarından biri kendisine yazılan mektubun bir gün “sütünden” ertesi gün “etinden” istifade ettirdi bizi.
Konumuzun öznesi Hürriyet’in Hürriyet olduğu zamanlardan bu yana gemiyi terk etmeyen Ertuğrul Özkök.

Özkök; Süleyman Soylu’nun kendisine bir mektup yazdığını ancak mektubun eline geçmediğini 13 Aralık’ta yazıyor ve romantik cümlesini kuruyor:
“İÇİŞLERİ Bakanı Süleyman Soylu, Adem Metan’ın Radyo D’deki programında, bana bir mektup gönderdiğini açıklamış.
Konu Kadıköy’de, Şili usulü dans yapan kadınların gözaltına alınması konusundaki eleştirimmiş.
*
Paris’te olduğum için mektubu henüz almadım.
Ama okumadan önceki duygularımı hemen yazayım.
*
– BİR: Mektup her zaman özel, zarif ve muhataplarına önem verildiğini gösteren bir sohbet biçimidir.
Bu özellikleri, en ağır eleştiriyi bile zarif bir zarfın içine kor.
– İKİ: Görüşlerini “nazik biçimde ifade ettiğini” söylemesi de bu zarfı daha güzel hale getirdi.
*
Mektubunu aynı naziklikle yayınlayacağım.”

Radyo D’nin ve programcının da tanıtımını eksik etmeyen cümlelerden taşan romantizmi teşhis etmemek için taş kalpli olmak gerek. Ancak mektubu sohbet biçimi olarak tanımlamak bayağı zorlama geldi bana. Mektupla sohbet mümkün mü bilemem ama kimilerinin hafsalası gayet geniş demek ki.
Üstelik Paris gibi romantizmin zirvesi bir şehirde olmak da duruma ilave bir ruh katıyor. Paris’tesiniz ve İçişleri Bakanı size mektup yazmış. Bundan daha ötesi olabilir mi? İnsanın Paris’ten İstanbul’a kuş olup uçası gelir.

Nitekim öyle olmuş.
Cumartesi günkü yazıda belli ki titreyen eller zarfı zarif bir açacakla açmış ve mektup muhatabı ile kucaklaşmış.

Mektupta özetle :
“Tutukladık ama sor bak niye tutukladık” yazıyormuş.
Kadınlar dans etmemişler. Dans ederken bir taraftan da polise, hakime ve bilcümle devlete hakaret etmişler.
Zaten Özkök de diyor ki “Dans etmek izne tabi, hakaret cezaya.”

Gözümün önünde mektubu okuyan Özkök’ün hali canlandı. Bir yandan loş ışıkta zarfın nezaketi ile sarmalanmış kağıdı tutuyor, diğer taraftan kafasını iki yana sallıyor.
Bak gördün mü o kadar izin verilmiş ama nankör kadınlar onlara izin veren otoriteye hakaret etmiş. Zaten biz bu ülkede başka bir olasılık hayal eder miydik? Devletimizin koskoca bakanlığı himmet etmiş izin vermiş dansa valse. Ama anlayış yoksunları müsaadenin kıymetini bilememiş. Bir de hakaret etmişler.

Üstelik bu hakaretler: “siyasallaştırma, kutuplaşma ve ideolojik yoğunluk içeren durumlara” yol açmıştır. Zaten kutuplaşma deyince akla ilk gelen dans eden kadınlardır. Yoksa halk oyuyla seçilenleri yerinden etmek bizi seçmezseniz beka gider demek gayet uzlaştırıcıdır.
Sonuçta hakaret hakarettir. Hele bizim gibi ülkelerde hakaret hakaret karedir.

Reklam

Lakin artık 72 yaşına varmış gazeteci azıcık araştırsa hakaret denilen ifadelerin aslında dans müziğinin dünyanın dört bir yanında terennüm edilen güftesi olduğunu keşfedecekti.
Beyrut, New York, Paris, Madrid, Bogota, Delhi ve Mexico City’de terennüm edildiğinde sırasıyla Lübnan, ABD, Fransa, İspanya, Kolombiya, Hindistan ve Meksika polislerinin üzerlerine alınmadığı sözler, Türkiye’de ciddi bir mesele oldu.

Ben Ertuğrul Özkök’ün İngilizcesinin benden çok iyi olduğuna bahse girerim. Konuya dair İngiltere’deki bir websitesinin haberini benden iyi anlayacağına eminim.

Ayrıca Paris’te de söylenen şarkının Paris polisi üzerindeki etkisini mukayeseli olarak da anlatması uygun olurdu.

Özetlemem gerekirse; özellikle Türk hakimini, polisini, devletini hedeflemeyen ama Türkçe söylendiğinde ilgililerin üzerine alındığı bu sözler, kıtaları dolaşmış ama Türk polisinden kaçamamış.

Tabii sadece gözaltına alınma değil, alınırken uygulanan şiddet de ifade edilmeli.
Darp ve ters kelepçeye dair mektupta açıklama var mı bilmiyoruz.
Neticede mektup muhatabı bize bu özel yazışmadan istediği bölümleri paylaşır.
Onun bedeni. Onun mektubu.

Muhtemelen yaşı itibariyle mektubun son cümlesi “ellerinizden öperim” olmalı mecazi de olsa…
Bense kendi yazıma son verirken; dünyanın dört bir yanında söylenen şarkıyı, bu ülkede her gün birer ikişer yok olan kadınlar için söyleyenleri ise takdir ediyorum.
En kısa sürede özgürlüklerinin iadesini talep ediyorum.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here