Evet, Müslüman kadın feminist olur…

12

Zorlu tartışmada tarafımı hemen belirtmiş oldum, farkındayım. Tarafını belli etmek önemli diye düşünüyorum. Çünkü bugünlere gelinceye kadar Muhafazakar/Dindar kesim olarak, tarafımızı açıkça belli etmedik. Bize sunulan bilgileri dikkatlice okuyup, tetkik etmedik. ‘Şeytanlaştırılan kişiler acaba neler yazmışlar, neden bu kişilere bu tepkiler yapılıyor’ demedik.

Karanlık 90’ları gençlerimiz çok hatırlamazlar, işin aslı ben de şimdiki bakış açımla değerlendirecek kadar hatırlamıyorum ama isimleri ve onlara atfedilen şeytanlaştırmaları biliyorum. 

Mesela Bahriye Üçok. Evine bombalı paket gönderilerek öldürüldü. 

Muammer Aksoy, Çetin Emeç ve Turan Dursun da öldürüldüler. Hatırlar mısınız bilmem, Gonca (Konca) Kuriş vardı, o da öldürüldü. Gonca Kuriş’in öldürülmesi çok daha caniyceydi. İşkence ve sonrasında oluşan mekanik asfiksi. 

‘Asfiksi Türleri ve Asfiksi Olgularında Ölü Muayenesi’ dosyasında konuyu incelediğinizde karşınıza ne çıkar biliyor musunuz? Domuz bağı yöntemi işkence. 

Domuz bağı ile Gonca Kuriş’e işkence yapan ve öldürenler, kendilerini saklamadılar da. 

Şu ifadeyle yaptıklarını ortaya koydular: İslam düşmanı ve laik-feminist Konca Kuriş, Allah ve Kuran-ı Kerim karşıtı fiilleri ve söylemleri nedeniyle, Hizbullah savaşçıları tarafından kaçırılarak üslerimizde sorgulanmıştır. Dinsiz-laik TC’nin resmi din söylemleri ile talimatları paralelinde hareket eden ve Siyonistlerce de kullanılan Konca Kuriş, Müslümanları şüpheye sevk edecek fiiliyatlara giriştiği için şeri hükümler gereği cezalandırılmıştır’. 

Feminist olduğu için işkence edilerek öldürülen Gonca Kuriş, 38 yaşındaydı ve beş çocuğu vardı. 

Reklam

Suçu da laik ve feminist olmaktı. 

Müslümanları şüpheye düşürecek faaliyetlere girişmek, gözü dönmüş katiller için önemli. Ve bu katiller de, bunu din/İslam adına yapıyorlar. 

Avrupa’da ve ülkemizde Müslüman feminist tartışması var. 

Bu konuda iki ana grup mevcut: Batı’nın yeni silahi gözüyle bakanlar ve düşman olanlar, hem Müslüman olup hem de feminist olanlar. 

Bu iki ana grup etrafında kümelenen başka insan grupları da var. İşte bu insan grupları, yazımın başında ifade ettiğim, tarafını belli edemeyenler ya da etmeyenler. 

Gonca Kuriş’i, Turan Dursun’u, Bahriye Üçok’u okumadan, neler dediklerine dinlemeden düşman olmuş o kadar çok insan var ki. İddia ediyorum, bugün dindar kesim içinde 40-60 yaş arası insanlar arasında bir araştırma yapılsa, bu isimlere negatif baktıkları ortaya çıkar ve neler demişlerdir diye sorulsa da, İslam düşmanıydılar derler. ‘Okudunuz mu, neler demişlerdi’ sorusu ise eminim cevapsız kalır

Bunun sebebi de; öyle dayatılması, buna uygun söylemin hakim olması ve buna ilave olarak Müslüman kesimin okumaması ve okumadan düşman olma potansiyelini taşıması. (İlk emir OKU olduğu halde/ ‘Yaratan Rabbinin adıyla oku!’ (Alak, 1)

Bugünkü tartışma da aynı özellikleri taşımakta. ‘Müslüman kadın feminist olur mu?’– Feminist olmak kadın haklarını savunmak değildir, insan haklarını savunmaktır. Çünkü temeli, erkek ve kadının eşit haklara sahip olduğu fikridir. Bu sebeple de, sadece kadın haklarına indirgenmesi ontolojik olarak tutarsızdır. 

Reklam

– Başörtüsü yasağı ile başlayan Müslüman kadın-Feminist kadın iletişimi bugüne kadar devam etmiş ve Müslüman kadınların farkındalıkları artmıştır. 

– Batıda ortaya çıkışı kadınların eşit haklara sahip olma isteği idi. Çünkü kadınlar daha az ücretlerle çalıştırılmakta, oy kullanma, üniversiteye gitme gibi hakları yoktu. Kadınlar kendi öz insani haklarını aramak için fikirlerini açıkça ifade ettiler, örgütlendiler ve bugünkü haklar böylece kazanılmış oldu. 

– Müslüman kesim şu söylemi benimsemiş olsa çok daha inandırıcı olurdu: ‘İslam’da ve Müslümanların uygulamalarında kadınlar ezilmediği için, hakları gasp edilmediği için, feminizm türü hak arama isteği oluşmamıştır’. Özellikle belirttim, Müslümanların uygulamaları konusunu, çünkü Allah’ın İslam’ıyla Müslümanların İslam’ı farklılık göstermekte. 

Müslümanların İslam’ında kadınları hakları gasp edilmekte ve kadınlar baskı altında tutulmaktadır. Bundan dolayı da yukarıdaki cümleyi ifade etmelerinin de bir hükmü yoktur. 

– Müslüman feminist kadınlar toplumun bir gerçeğidir. Dendiği gibi Müslümanlar kadın haklarını gözetmiş olsalardı, mantıksal bir sonuç olarak Müslüman kadınlar feminist olmazlardı ama var. Demek ki, Müslümanlar kadınlara baskı uygulamaktadır. 

– Diğer Müslüman ülkelerdeki örnekleri dile getirmek dahi istemiyorum. TUİK verilerine göre

Türkiye’deki duruma bir göz atalım: 

İş gücüne katılım  kadın %32, erkek %72,

550 Milletvekilinin 81’i kadın, 

27 Bakandan 2’si kadın, 

100 kadından 37’si kendini çevresinde güvensiz hissetmekte…

– İslam’da kadın-erkek konusu değil, insan konusu vardır. Arapça, Arap kültürünün bir ürünü olduğu için gramer olarak erkek temelli bir dildir. İslam’daki erkek hegamonyası Arap kültürünün bir ürünüdür. Kuran, insan varlığına kadın ve erkek olarak eşit yaklaşmıştır.

– Kuran’ı değil hadisleri kaynak gösterenlere gelince: Bu konudaki hadisler büyük oranda uydurma (Hadis gibi sunulan cümlelerdir), kalanları da erkek bakış açısı ile yazılmış, Arap toplumunun ürünü olan, erkeği yücelten bir anlayışı yansıtır. 

– Bugün İslam’la feminizm uyuşmaz diyenler ve hatta Müslüman kadınlar bile, özgürlükleri Allah’ın sınırlandırdığını ifade ederler. Sınırlandıran Allah değil, erkek egemen din anlayışıdır. 

– Gelelim işin realite kısmına, yani yaşanan hayat: Müslümanlar işin özünde, kısıtlamayı dine (İslam’a) atfetseler de, aslında konu direk erkekleri ilgilendirdiği için, mümkün mertede kadınları dinle korkutmaya çalışmaktalar. Yani konunun İslam’la falan alakası yok, Kuran’dan dayanaklar buluyorlar evet, ama kendilerini düşündükleri için. 

Kadınlar da bugün iş hayatındalar, çalışıyorlar. ‘Ev işi kadının görevidir’ cümlesi artık yürürlükten kalkmıştır. Kadınlar da erkekler gibi gündelik hayatın içinde aktiftirler. Hal böyle olunca da, erkeklerin de yapması gereken işler ortaya çıkmaktadır. 

Sözün özü; Müslüman kadın feminist olamaz cümlesi, erkek saltanatına zarar verdiği için söylenmektedir. 

Her türlü kayırma, üstün görme ve hatta ‘paşa’ gibi yetiştirilen erkek cinsi için son kale dindir ve onlar da bu yüzden ona sımsıkı sarılmaktalar. 

Dini kullanan bu insanlar, Allah adına hüküm vererek, şirke uzanmaktadırlar. Çünkü ayette en açık haliyle erkek ve kadının durumu açıklanmıştır: Muhatap insandır ve bu bakımdan kadın-erkek farklılığı yoktur. 

Kuran’da hitaplar hem erkeğe ve hem kadına eşittir:

Ve dedik ki: “Ey Adem, sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz’. (Bakara, 35) 

Sevgi ve Bilgiyle kalın 

(Not: Teröre kurban verdiğimiz bilim insanlarımız Bahriye Üçok, Gonca Kuriş ve Turan Dursun’a Allah’tan rahmet diliyorum)

12 YORUMLAR

  1. Sinan bey yazınızı okudum ki yorum yazıyorum:)) Öncelikli olarak 40-60 yaş arası kişiler ile alakalı okuma eksenli yorumunuz doğru ama sebeplerine girmemişsiniz. Yazınızın sonunda saydığınız kişilere rahmet dilemişiniz ki o bağlamda bunu yadırgamam da doğru olur haliyle. Ama en hafifinden televizyonlarda Bahriye Üçok un Allah’ın açık emri başörtüsü ile ilgili söylediklerini herhalde yaşınız gereği hatırlamıyorsunuzdur. Eğer Bahriye hanım ile aynı düşüncede iseniz zaten söyleyecek bir şey kalmaz. Bu insanların öldürülmesini onaylamamak sadedinde rahmet dilemiş iseniz ” ülkemizde ki ezici çoğunluk müslümanın yargısız ve kafana göre ve vahşice öldürülme fikrinin inancımızla uyuşmadığını” düşünmektedir ki bu fikri yaklaşımınıza zaten gerek kalmamaktadır.Kadın hakları sadedinde feminizm fikri var ise kafanızda o halde önce feministlerin ne istemesi gerektiğini onlarla tartışıp onları ikna etmeniz gerekmektedir. Ayrıca kadın erkek eşitsizliğine verdiğiniz rakamsal örnekler dünyanın her yerinde benzerdir ve bunun kadın hakkının gaspından ziyade sebepleri vardır.
    Münbit bir arazide dolaşıyorsunuz ve bu konuda daha iyi araştırmalar ile çok faydalı olabilirsiniz ama önce sadece müslümanları suçlamaktan vaz geçmeniz kaydı ile.Saygılar

    • Bir insanın,Allahın kesin emriyle ilgili yorum yapması onun ‘öldürülmesi’ gereğini mi doğurur?eğer doğurur diyorsanız bence siz içinde bulunduğunuz ruh halinizi tekrar gözden geçiriniz.

    • Benim bu yazıdan anladığım, yazar müslüman kadın feminist olur diyor. Burada Müslümanların, İslam’ı yorumlama ve yaşama şekline eleştiri getirmiş, hem de haklı bir biçimde. Tabiki sadece Müslümanları değil, erkek egemen toplumun yarattığı baskıcı ve kadınları toplumun dışına iten yapılar ve sistemleri de eleştirmek gerekir. Toplumsal cinsiyetin yeniden inşa edilmesi, özgürlükçü ve eşit haklara sahip bireylerin yetiştirilmesi ancak kurtuluş olur.
      Diğer ülkelerde de eşitsizlik var evet, ama özellikle müslüman ülke denilen ülkeler bu konuya ağırlık vermeleri gerekmez mi? Tüm zamanlar için gönderildi ve değiştirilemez denilen bir kitabın/dinin böyle temel bir konu da bu kadar eşitsizliği savunacağını, kadını bu kadar sığ bir rolde gördüğünü hiç ama hiç sanmıyorum. Yazarın Müslümanların İslam’ı, Allah’ın İslamı ayrımına katılıyorum. Umarım bu erkek hegemonyasindan ve cani teröristlerden bi an önce kurtuluruz!!! Sadece Bahriye Üçok değil, bugün neredeyse her gün bir kadın hayatına kendisi yön vermek istediği için canice katlediliyor. Daha kaç kadın ölecek?

  2. ‘Kuran, insan varlığına kadın ve erkek olarak eşit yaklaşmıştır.’ cümleniz buyken, miras paylaşımında pekte eşit yaklaşmamıştır. (Nisa Suresi)

    Bakara Suresi 282 nci ayette ise;’…Şahitler iki erkek olmazlarsa, rıza göstereceğiniz şahitlerden bir erkekle -biri yanılırsa diğerinin ona hatırlatması için- iki de kadın olsunlar…” Bir erkek şahitliği yeterken kadından 2 tane isteyende yine aynı Kurandır.

    NİSA SURESİ 34ncü ayet ne diyor peki? ‘serkeşliklerinden endişe ettiğiniz kadınlara gelince: evvelâ kendilerine nasıhat edin, sonra yattıkları yerde mehcur bırakın, yine dinlemezlerse döğün, dinledikleri halde incitmeye behane aramayın, çünkü Allah çok yüksek, çok büyük bulunuyor.’ Bakın bunları ben demiyorum sizin kaynak gösterdiğiniz kuran diyor.

    Bakara 228: ‘Kadınların, mâkul ve meşrû ölçülerde ödevlerine denk hakları vardır; erkeklerin ise onların üzerinde bir dereceleri mevcuttur.’

    Bakara 223: ‘Kadınlar sizin ekeneğinizdir;(tarlanızdır) ekeneğinize (tarlanıza) hangi taraftan isterseniz oradan varın.

    Nisa 3: ‘Yetimlerin hakkına riayet edemeyeceğinizden korkarsanız, beğendiğiniz kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâhlayın. Haksızlık etmekten korkarsanız tek kadın veya mülkiyetinizde bulunan câriye ile yetinin; bu, adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır.’ Evet cidden çok adil bir görüş bu.Fena adaletliymiş cidden.Bitti mi?Hayır…Devam.

    Nisa 24: ‘(savaş esiri olarak) sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar (da size) haram kılındı.’ Nasıl yani? 😀

    yani bu ülkedeki bir çok yarım akıllıyı kandırabilirsin yazar ama kuranı okumuş,tefsiri incelemiş birine yemez bu içi boş yazınız.

    Net diyorum; Kuranda kadın hakkı yoktur. yoktur. zaman,zaman;cariyedir,köledir. istediğin vakit yatağa atarsın.hür ise;şahitliği yarım,mirasdaki hakkı yarımdır.baş kaldırır ise döver,canın isterse üzerine eş alırsın.nasılsa boşanma hakkı yoktur.başındaki örtü, küçük yaşta evlendirilmek kanundur YANİ NET DİYORUMKİ kuranda islam’da kadın olmak zordur.hakkını hukukunu geçtim.

  3. Sayin Cem Aydin,
    Okumasaydiniz yorum yapamazdiniz zaten 🙂
    Sempatik ve esprileri seven biri oldugunuz anlasiliyor, bu da cok iyi.
    Bahriye Ücok`un basörtüsü ile ilgili fikirlerini takip ettim, dinledim. Bu kendisinin fikridir. Farkli düsünüyor olanlar, onun gibi Ilahiyat fakültelerine girerler ve orada kendisi ile ilmi sekilde tartisirlar. TV programlari ile de farkli düsüncede olanlar cevaplarini söylerler. FIkirlerinden dolayi yadirgamak ve hatta onu suclamak gerekmez.
    Ülkemizde Müslümanlar “öldürme” ile ilgili dediginiz gibi düsünüyor ve inaniyor olsalardi, bu kisiler öldürüldügünde solcu kesimden daha fazla bunu lanetler ve eylem yaparlardi, yapmadiklarina göre demek ki, böyle düsünüp inanmiyorlar. Ve cok iy tanidigim kesim oldugu icin söyleyebilirim ki, iclerinden iyi oldu bile dediler.
    Allah`in yarattigi bir canliyi O`nun iradesi disinda öldürmek, Allaha sirk kosmaktir. O`nun adina karar vermek oldugu icin.
    “feministlerin ne istemesi gerektiğini onlarla tartışıp onları ikna etmeniz gerekmektedir” Insanlarin ne istemesi gerektigine biz karar veremeyiz. Kimseyi de ikna etmek zorunda degiliz. Insanlar özgürdür ve özgürce fikirleri dile getirirler.
    Dünzadaki örnekler Müslümanlari ilgilendirmiyor. Kuran, Müslümanlarin elinde olan bir kutsal kitap. KIstasim bu. Arastirmalarimi göstermek icin hepsini yazmam gerekmiyor, ben derdimi sunmaya calisiyorum. Müslümanlari suclamak hobim degil, söyle aciklayayim: Eger ellerinde Kuran gibi bir kitap varsa, Müslümanlarin bugünkünden cok farkli olarak, daha bilimsel, kaliteli, özgürlükcü ve toplayici olamalari gerekmektedir, Kuran bunu söyler. Yok eger böyle degillerse, sorun benim suclamam degil, suclu olan Kuran dan farkli yasayan ve bunda da Islamilik adina inat eden Müslümanlardir.
    Secgi ve Bilgiyle kalin

  4. Sayin Sunshine,
    Katkiniz icin tesekkür ederim.
    Müslümanlarin Islami ile Allah in Islamini ayiracak durumda degiliz ne yaziik ki. Erkek egemen toplumun baskilarini Islam la temellendirmeye calismalari, Islami olan bir durum degildir. Bunu anlayanlarin olmasi da sevidnrici.
    Kendi kararlari sebebiyle öldürülen kadinlar konusunu daha yogun olarak ele almamiz gerekmektedir.
    Sevgi ve BIlgiyle kalin

  5. Sayin Cemil Demirci,
    Katkiniz icin tesekkür ederim.
    “yani bu ülkedeki bir çok yarım akıllıyı kandırabilirsin yazar ama kuranı okumuş,tefsiri incelemiş birine yemez bu içi boş yazınız” Birilerini kandirma gibi bir derdimiz yok, fikirleri söylemek kandirmak ise, bu baska. Ben gördügümü ifade ediyorum. Siz de gördügünüzü ifade etmissiniz ki, kandirma kelimesini kullanmissiniz.
    “Net diyorum; Kuranda kadın hakkı yoktur. yoktur. zaman,zaman;cariyedir,köledir. istediğin vakit yatağa atarsın.hür ise;şahitliği yarım,mirasdaki hakkı yarımdır.baş kaldırır ise döver,canın isterse üzerine eş alırsın.nasılsa boşanma hakkı yoktur” Net dediginiz kendi fikrinizdir. Kendi fikirlerinizle hayatinizi sekillendireceginize göre, siz hayatinizda KADIN varligina belirttiginiz sekilde davranizrsiniz. Döverseiniz, söversiniz, ne isterseniz yaparsiniz.
    Kuran da, Islam da KADIN olmak zor; Sizin hayartinizda ve cevrenizde de KADIN Olmak zor anladigim kadariyla.
    Sevgi ve Bilgiyle kalin. Unutmadan, bir de kandirmacasiz bir hayat dilerim

    • Ben o kitaba ve o dine inanmayı çoktan geçtiğim için onun bu emirleri beni ilgilendirmiyor.Ve çevremdeki her kadına istisnasız her kadına,bir birey,bir vatandaş,bir insan olarak yaklaşıyorum.Bu kitaba inananların uymak zorunda olduğu emirler bunlar.Ve ben buna inanmıyorsam öyle davranmak zorunda değilim.Ve eğer siz bu kitaba inanıyorsanız bu şekilde davranmak zorundasınız.sizi bilmem ama çoğu müslümanında kadınlara bu şekilde davranmasının altında yatan sebepde tam olarak budur.çünkü Allah öyle emrediyor.Ya öyle davranırsınız yada modern,çağdaş ve uygarca.eğer siz ikisi arasında gelip gidiyorsanız bence sorgulamanız gereken benim nasıl davrandığım değil sizin düşünceleriniz olmalıdır.

  6. cariye: kadın köle demek.

    Kölelik ve cariyelik İslam’ın getirmediği, ama önce ıslah ettiği ve zamanla tamamen kalkmasını hedeflediği bir statü idi; dünya milletlerinin de aynı noktaya gelmeleri sonunda geri dönüşsüz olarak tarihe karıştı.

    Ama şunu unutmayalım ki, bugün dünyanın birçok yerinde açlar, açıklar, işsiziler, evsizler, güçsüzler var ve bunların bir kısmı, eski köleler ve cariyeler gibi kullanılıyorlar. Yoksullukla özgürlük bir arada olamıyor, ihtiyaç insanları köleleştiriyor; bu sebeple insanlık köleliği kaldırmakla yapması gerekenin ancak küçük bir kısmını yapmış oldu.

    İslam’ın hedefi bütün dünyada insana yaraşır bir özgürlük ve adalettir. Yepyeni bir dünya düzeninde bu iki amaca ulaşmadıkça dünya insanlığı büyük bir sorumluluk, dahası vebal içindedirler, dine inanmayanların bundan (haksız yere akan kandan, göz yaşından, çekilen ıztıraplardan…) dolayı vicdanları sızlamalı, dine inananlar da bir gün Allah’ın bundan dolayı kendilerini sorguya çekeceğini unutmamalıdırlar.

    Mehmet paksu

    Roma imparatorluğunda köle olma şartı 21’dir misal bir insanın başka bir insana borcu olmasından ve ödeyememesinden dolayı köle olabiliyordu. İslam gelince bu 21 hüküm’den 19’unu iptal etmiştir.geriye iki şekilde köle olma olarak kalıyor bunlar. Savaş durumu ile ve köle birinin çocuğuda köle olabiliyordu.

    Çağrı filmini seyrettiyseniz o zamanda tam bir devlet sistemi yoktur. Hapishane yoktur.

    savaşta esir(köle) aldığını ne yapacağın Ya roma imparatorluğu gibi glatyöterleri(köleler) Savaş arenasında döğüştürüp
    elinin baş parmağınıda çevirip öldür öldür diyeceksin yada serbest bırakıp tekrar senle savaşmaya gelecekler.

    islamda yüzyıllar evvel kölelik kalkmıştır. Enson Amerikada sanırım 1970-80 kölelik kalkarak Tarihin derin sayfalarına gömülmüştür.

    Kuranı Kerim 23 yılda inmiştir Allah birden bire bazı şeyleri direk yasaklamamıştır.
    Direk köleliği kaldırabilir, içkiyide hemen yasaklamamıştır. Neden:

    Eroin bağımlısını direk eroini yasaklamıyorlar yada içkiyi
    Zamanla dozu azaltarak iyileştirme yapıyorlar.

    Allah insanın bu yönünü bildiği için yavaş yavaş cahiliye dönemi insanları hz. insan duruma getirmiştir.

    islamın Kadına bakışı:

    Osman Nuri Tobbaş hocanın yazısı:

    Cenâb-ı Hak, her varlığı belirli bir maksad için yaratmış ve onlara yaratılış gâyelerini gerçekleştirmeye müsâit birer fizikî ve rûhî yapı lûtfetmiştir. Erkek, hayat mücâdelesi ve evin geçimi ile mükellef kılınmışken; kadın ise, neslin korunması ve hayırlı evlâtların yetiştirilmesi gibi ulvî bir vazifeyle mes’ûl tutulmuştur.

    Bu yüce hizmeti dolayısıyla dînimizde kadın; şefkat, merhamet ve hürmet gösterilmesi ve nezâketle davranılması gereken asîl ve nezîh bir varlıktır.

    Nitekim Efendimiz -Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem-’in:

    “Cennet (sâliha) annelerin ayakları altındadır!”[1] beyânı, İslâm’ın kadına bakış açısını sergileyen dikkat çekici pek çok misâlden sadece bir tanesidir.

    Öncelikle İslâm, kadını yalnız biyolojik bir varlık olarak görmez. Nitekim onun mânevî yapısında, büyük bir sabır, tahammül, şefkat ve merhamet gerektiren “terbiye etme” özelliği vardır. Bu sebeple bir anne yüreği, çocuğun eğitim gördüğü ilk sınıftır. “اَلْاُمُّ مَدْرَسَةٌ / Anne bir mekteptir.” atasözü de bu hakikatin bir ifâdesidir. Zira annenin ağzından çıkan her bir kelime, çocuğun şahsiyetine konulan bir tuğla mesâbesindedir.

    Bu sebeple İslâm, toplumun çekirdeğini oluşturan âiledeki müstesnâ rolünden dolayı kadını, cemiyetin billur bir avizesi gibi görür. Zira o, nikâhın feyz ve nûru ile toplumu aydınlatır. Nesli ve nâmusu korur. Evi düzenler. Malı muhâfaza eder. Âileyi rûhânî neş’elerle doldurur. Günah girdapları ve ahlâksızlık erozyonlarına karşı âilenin koruyucu zırhı -tâbir yerindeyse- bir paratoneri gibidir. Kendisini âilesine hasreden fedâkâr bir kadın; engin bir sevgiye, derin bir saygıya ve ömürlük bir teşekküre lâyıktır.

    Milletler, ancak sâlih erkekler ve sâliha hanımlarla ihyâ olur, faziletli bir toplum hâline gelir; onlardan mahrûmiyeti nisbetinde de rezâlet çukurlarına yuvarlanarak insanlık haysiyetine vedâ ederler.

    Nitekim İslâm öncesi, zulüm, ahlâksızlık ve cehâletin zirve yaptığı dönem olan câhiliye devrinde kadınlar, dâimâ hanımlık haysiyetini rencide edici bir muâmeleye tâbî tutulmuşken, İslâm ile kadın, toplumda iffet ve fazîlet timsâli görülmüş, evin baş tâcı kabul edilmiştir.

    Şu hiç unutulmamalıdır ki, kadınların mânevî terbiyesinin ihmâl edildiği toplumlarda insanlık baharı açılmaz. Kadın, gerçek değerini kaybederek sokağa düşer. Bu ise, bir pırlantanın çöp tenekesine atılması gibi talihsiz bir hâdisedir. Kadının sokağa düşmesi, âile ocağını kurutur, toplumu bir mezbelelik hâline getirir; hayat yollarını huzur ve saâdet yerine cam kırıkları ile doldurur.

    Nâzik bir gönül dünyasına ve zarif bir yaratılışa sahip olan kadına nasıl davranılması gerektiği, âyet-i kerîmede şöyle bildirilir:

    “…Kadınlarla iyi geçinin (onlara güzel davranın)!..” (en-Nisâ, 19)

    Merhamet ummânı Efendimiz -Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem-’de bu hususta şöyle buyurmuştur:

    “Mü’minlerin îman bakımından en mükemmeli, huyu en iyi olanıdır. Sizin hayırlı olanınız, kadınlarına karşı hayırlı olanlardır.” (Tirmizî, Radâ’, 11)

    Dolayısıyla, bilhassa günümüzde kadınlara yönelik gerçekleştirilen hak ihlâlleri ve şiddet, İslâm ahlâkını rûhen hazmetmemiş zorbaların vicdan yoksulluğudur. Ayrıca ruhsuz materyalist eğitimin kültürümüze yerleştirmeye çalıştığı, kadınlarla erkekler arasındaki sun’î ve haksız bir eşitlik yarışı da, aslında kadının, hanımlık ve annelik meziyetlerini zaafa uğratmakta ve onu farkında olmadan tüketmektedir. Bu asrın yorgun ve bitik kadını ile câhiliye devrinin ka­dını arasında sırf bir gardrop ayrılığı, yani giyim-kuşam farkı kalmıştır. Allâh’ın yüksek husûsiyetlerle donatıp eşlerine emânet ettiği kadının şahs-ı mânevîsine revâ görülen bu zulümler; gönüllerdeki Allah korkusunun, îman muhabbetinin ve ahlâkî meziyetlerin zaafa uğramasının açık bir göstergesidir.

    Peygamber Efendimiz’in nezih hayatı, -değil kadına- bütün mahlûkâta karşı yapılan haksızlık ve terörlerle mücâdele içinde geçmiştir.

    Burada şu hakikati de ifâde etmek gerekir ki;

    İslâm’ın dışında, kadına değer verdiğini iddiâ eden bütün sistemler, ona sadece bir vitrin malzemesi olarak kıymet vermekte, arka plânda ise kadını ancak ekonomik ve nefsânî bir metâ olarak kullanıp ezmekte ve tüketmektedir.

    Hâlbuki kadını sadece bir zevk vâsıtası görmek, onu nefsânî arzu ve heveslerin metâı olarak telâkkî etmek ve onun sadece cismânî özelliğiyle alâkadar olmak; büyük bir sefâlettir. Allâh’ın kadına verdiği yüksek husûsiyetlere karşı körlük ve kadının mânevî şahsiyetine karşı büyük bir nankörlüktür.

    Zira sâliha kadın, aslında toplumun gerçek mimarıdır. Nitekim;

    “Bir erkeği terbiye edin; bir insanı yetiştirmiş olursunuz. Bir kadını terbiye edin; bir âileyi, hattâ toplumun büyük bir bölümünü yetiştirmiş olursunuz.” sözü, bu hakîkatin bâriz bir ifâdesidir.

    Tarihe bakıldığında, yüksek karakterli kişilerin arkalarında, dâimâ sâliha bir anne veya sâliha bir hanım görmek mümkündür.

    Meselâ Hazret-i Peygamber -Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem- Efendimiz’in tebliğ vazifesinde kendisine ilk ve en büyük destek, Hazret-i Hatice Vâlidemiz olmuş ve Efendimiz -Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem- onu ömür boyu unutamamıştır. Nebevî hayatı boyunca birçok çile çemberinden geçmiş olmasına rağmen, Hatice Vâlidemiz’in vefât ettiği seneye «hüzün senesi» denmiş olması, Hatice Vâlidemizʼin, Peygamber Efendimiz’in gönlündeki yerini göstermek için kâfî bir misaldir.

    Kezâ Hazret-i Ali’nin muvaffakıyetlerinde de Hazret-i Fâtıma annemizin rolü büyüktür.

    Daha yakın bir zamana gelecek olursak, kınalı saçlarıyla Çanakkele’de kahramanlık destanı yazan ve kendisine şehâdet şerbetini yudumlamak sırası ne zaman gelecek diye heyecan içinde bekleyen yiğit Mehmetçikler de sâliha annelerin terbiyesinde yetişmiş güzîde nesillerdir.

    Bu sebeple kadının “sâliha kadın” vasfında yetişmesine engel olmak için yapılan her hareket ve muâmele, aslında toplumun temelini dinamitlemekten başka bir şey değildir. Bu itibarla İslâm nazarında toplumu ihyâ eden sâliha kadını yetiştirmek, çok büyük bir ideal olmuştur.

    Hadîs-i şerîfte şöyle buyrulur:

    “Her kim üç kız çocuğunu veya kız kardeşlerini himâye edip büyütür, güzelce terbiye eder, evlendirir ve onlara lûtuf ve iyiliklerini devam ettirirse, o kimse cennetliktir.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 120-121/5147; Tirmizî, Birr, 13/1912; Ahmed, III, 97)

    Bir başka hadîs-i şerîfte de Rasûlullah -Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem-:

    “Her kim iki kız çocuğunu yetişkinlik çağına gelinceye kadar büyütüp terbiye ederse, kıyâmet günü o kimseyle ben, şöyle yan yana bulunacağız.” buyurmuş ve parmaklarını bitiştirmiştir. (Müslim, Birr, 149; Tirmizî, Birr, 13/1914)

    Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber -Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem- Efendimiz’in hayatında, kadınlara dâir şiddet ve baskı ihtivâ eden bir söz olmadığı gibi, buna işaret eden bir uygulama da mevcut değildir. Bilâkis Hazret-i Peygamber -Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem-’in kadınla alâkalı bütün söz ve uygulamalarında tam bir nezâket, zarâfet, incelik, müsâmaha, fedâkârlık, vefâ ve kadirşinaslık tavrı hâkimdir. Nitekim şu hâdiseler, bunun bâriz bir misâlidir:

    Bir seyahatte Enceşe adlı bir köle, söylediği nağmelerle develeri hızlandırmıştı. Hazret-i Peygamber -Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem- de, hızlanan develer üstündeki hanımların nahif vücutlarının incinebileceği endişesiyle, zarif bir teşbihte bulunarak:

    “–Yâ Enceşe! Dikkat et, camlar kırılmasın!” buyurmuşlardır. (Buhârî, Edeb, 95; Ahmed, III, 117)

    Hazret-i Peygamber -Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem-, sütannesi Halîme Hâtun’u her gördüğünde; “Anneciğim! Anneciğim!” der, kendisine candan muhabbet ve hürmet gösterir, ridâsını (üst elbisesini) yere serip üzerine oturtur, bir isteği varsa hemen yerine getirirdi. (İbn-i Sa’d, I, 113, 114)

    Bu misâller bile, -bırakınız kadına karşı şiddeti-, Hazret-i Peygamber -Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem-’in herkese karşı sergilediği yumuşak ve hoşgörülü tavrın, kadınlar karşısında ne kadar müstesnâ bir nezâket ve inceliğe dönüştüğünün apaçık bir göstergesidir.

    Yine Efendimiz -Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem- hanımlar husûsunda sahâbîlerine nasihat eder ve onlara karşı muhabbeti zedeleyecek davranışlardan uzak durmalarını öğütlerdi. Nitekim muhtelif zamanlarda şöyle buyurmuşlardır:

    “Kadınları dövmeyiniz!.. Kadınlarını döven kimseler, sizin hayırlınız değildir.” (Ebû Dâvûd, Nikâh, 42; İbn-i Mâce, Nikâh, 51)

    “Bir kimse karısına kin beslemesin. Onun bir huyunu beğenmezse, bir başka huyunu beğenir.” (Müslim, Radâ, 61)

    Bir sahâbî:

    “–Yâ Rasûlâllah! Kadınlarımızın bizim üzerimizdeki hakkı nedir?” diye sorduğunda, Efendimiz -Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem- şöyle buyurmuştur:

    “–Yediğiniz ölçüde yedirmek, giydiğiniz seviyede giydirmek, (yaptıkları hatâlar karşısında onların haysiyetini rencide etmemek için) yüzlerine vurmamak, yaptıkları işin ve kendilerinin (sîmâ ve edep bakımından) çirkin olduğunu söylememek…” (Ebû Dâvûd, Radâ, 41; İbn-i Mâce, Nikâh, 3)

    Diğer bir hadîs-i şerîflerinde de şöyle buyurmuşlardır:

    “Allâh’ım! İki zayıf kimsenin, yetimle kadının hakkını yemekten herkesi şiddetle sakındırıyorum.” (Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ, ‘İşretü’n-nisâ, 64, [V, 363])

    Allah Rasûlü -Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem-’in bu ifâdelerinde ne büyük bir nezâket, zarâfet ve hassâsiyet görülmektedir. Kadınlara İslâm’ın lûtfettiği hakları ve insânî değeri verebilen başka bir sistem mevcut değildir.

    Pakistanın mânevî mimârı Muhammed İkbâl, müslüman kadına şöyle seslenir:

    “Ey örtüsü, namusumuzun perdesi olan Müslüman kadını! Senin yüzündeki nur, îman kandilimizin sermayesidir…

    Bu asır ikiyüzlüdür, hilekârdır; dışı süslüdür ancak, içi kokuşmuştur. Bu asrın haramîleri din yolundaki kervanların yolunu keser.

    Bu asrın tuzağına düşen kişi, kendisini hür sanır. Asrın elinden zehir içmiştir de hâlâ kendini diri zanneder.

    Toplum fidanının âb-ı hayatı sensin. Ümmetin emanetini koruyan muhafız sensin.

    Fıtratındaki ulvî hasletleri aklınla keşfet. Hazret-i Fâtıma, senin için bir numûnedir; ondan gözünü ve gönlünü ayırma.

    Tâ ki, senin dalın da bir Hüseyin meyvesi versin; gülistan, eski mevsimi getirsin.”

    Cenâb-ı Hak, gönüllerimize İslâmʼın nezâket, zarâfet ve letâfetinden hisseler ihsân eylesin…

    Âmîn…

    Diğer hadisler:

    (Kadın, zayıf yaratılışlıdır. Zayıflığını susarak yenin! Evdeki kusurlarını görmemeye çalışın!) [İbni Lal]

    (Hanımı ile iyi geçinip şakalaşanı Allahü teâlâ sever, rızklarını artırır.) [İ.Lâl]

    (En iyi Müslüman, hanımına en iyi davranandır. İçinizde, hanımına en iyi davranan benim.) [Nesai]

    (Hanımına güler yüzle bakan erkeğin defterine, bir köle azat etmiş sevabı yazılır.) [R.Nasıhin]

    (Kadınlara ancak asalet ve şeref sahibi kimse değer verir. Onları ancak kötü ve aşağılık kimseler hor görür.) [İ.Asakir]
    (Eşinizi üzmeyin. O, Allahü teâlânın size emanetidir.) [Müslim]

    (En üstün mümin, hanımına, en iyi, en lütufkâr davranan güzel ahlaklı kimsedir.) [Tirmizi]

    (Hanımının haklarını ifa etmeyenin; namazları, oruçları kabul olmaz.) [Mürşid-ün-nisa]

    (Hanımını döven, Allah’a ve Resûlüne asi olur. Kıyamette onun hasmı ben olurum.) [R.Nasıhin]

    Aklı olan karı koca, birbirini üzmez. Hayat arkadaşını üzmek, incitmek, ahmaklık alametidir. Zalim, huysuz kimsenin eşi, devamlı üzülerek sinirleri bozulur. Sinir hastası olur. Sinirler bozulunca, çeşitli hastalıklar hasıl olur. Hayat arkadaşı hasta olan bir eş, mahvolmuş, mutluluğu sona ermiş demektir.
    Eşinin hizmet ve yardımlarından mahrum kalmıştır. Ömrü, onun dertlerini dinlemekle, ona doktor aramakla, ona alışmamış olduğu hizmetleri yapmakla geçer.
    Bütün bu felaketlere, bitmeyen sıkıntılara kendi huysuzluğu sebep olmuştur.
    Dizlerini dövse de, ne yazık ki bu pişmanlığının faydası olmaz.
    O halde; eşine yapılacak huysuzluğun zararı kendine olur.
    Ona karşı, hep güler yüzlü, tatlı dilli olmaya çalışmalı! Bunu yapabilen, rahat ve huzur içinde yaşar, Allahü teâlânın rızasını da kazanır!

  7. Sinan bey, tam benilik bir yazi yazmişsiniz, fakat yoğunluğumdan dolayı,yorum yazamadım.
    Bu yazinizide! Gene her yaziniz gibi, bilgilerle süslemışsiniz, ellerinize sağlık.

    Bugün burdaki bazi yorumlari okuyunca, oğlumun iki yıl öncesine kadar dindar, şimdi Ateist olan
    Arkadaşinin bana sorduğu sor ve ona verdiğim cevabimi hatirlattı.
    Bana sorduğu soru: “Nurdan teyze! Kurani ayetlerini neden iniş sirasina göre yazmamişlar?
    Benim cevabım: “Kuran ayetlerın Iniş sirasina göre yazilsa onu okuyanlar dinden çikar, helki bu zamanda, ve Türkçe mealinde yazilan ve insan kelimesini Kadin diye tercume edilmiş bir dilde okuduğunuzu anlamanizda mümkun olmaz,+ ateist olursunuz.
    O çocuk ABD uzay dairesinde bilim adamı olarak çalişiyor.
    Ona sadece Peygaberimiz SA eşine atilan iftirayi örnek vererek ayetlerin inmesi olaylarin gelişmesi yönünde olduğunu söyleýınce, cevap vermedi.
    Zannedersem Kurani kerimi tekrar okumaya başlamış.
    Oğluma okuduğunu söylemiş.

    Not:Bu yorumu sizin bu günkü yaziniz için yapmadim.
    Allaha emanet olun.

  8. Sayın Yusuf,
    Katkilariniz icin tesekkür ederim.
    Uzun uzun yazdiginiz bu bilgleri pratik hayatta en iyi sekilde uygulayan Müslümanlar olsa, zaten bu konu gündeme bile gelmez.
    Sevgi Bilgiyle kalin

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here