Evlad-ı Osmanlı’nın Ayasofya’sı

5

Ayasofya Caminde Cuma namazı eda edildi ve milletçe tüm dertlerimiz bitti çok şükür. Ya da üzeri kapatıldı, ertelendi ve o Cuma namazı süresince, o şuh dolu ortamda tüm yurtta ve yurt dışında tüm sıkıntılar tükendi. Ben o sıralarda takip edemedim ama canlı yayınla yayınlanmış ki bunun böyle olacağını çok önce yazdığım yazıda da söylemiştim. Bazı kanalların bunu bir şova dönüştüreceğini de yazmıştık. Öyle de olmuş.

Ancak bu sabah haberlere baktığımda ben meğerse ne çok şeyi eksik yazmışım. Affınıza sığınıyorum. Hayal gücü yüksek bir insan olamadım. Bu yüzden çok suçlandım ilişkilerimde hatta sosyal hayatımda kayıplar yaşadım. Ama ben değil J.R.R. Tolkien’e sorsaydınız (ki kendisi “Eşsiz hayal gücüyle “Yüzüklerin Efendisi” gibi bir şaheserin yaratıcısıdır) o bile bu kadar büyük bir şovu hayal edemezdi.  Adam hayalinde başka başka diller icat ediyor ama Diyanet İşleri Başkanının hutbeye kılıçla çıkacağını düşünemezdi.

Kılıcın Fetih hakkı olduğundan bahsetmiş Sayın Erbaş. Ancak bu sabah gazetemizde okuduğum Sayın Eskicioğlu’nun yazısında bunun bir Muaviye geleneği olduğunu öğrendiğimde biraz sarsıldım. Biraz daha konunun üzerine gittiğimde o dönemde hutbelerde “Fetih hakkı olduğu iddia edilen Kılıçların” sol elde olduğunu gördüm. Yani amaç; “Barışı korumak, insanlara zarar vermemek ve adalet sağlamak”, o kılıç o yüzden elde.  “Evet, burayı fethettik ama sizlere zarar vermeyeceğiz gördüğünüz gibi kılıçlarımız sol elimizde…” Fakat Sayın Erbaş’ın kılıç sağ elindeydi. Ve hep oradaydı. Yani; Kullanmaya hazır. Tehdit eden ve bir kılıcı amacına uygun bir şekilde kullanmaya hazır halde. Silah sol elinizde olduğunda, sağ elinizi uzatırsınız ve “tokalaşmanın” alt tabanında yatan amaçla yüzyıllardır olduğu gibi; “Seninle savaşmak istemiyorum, canını yakmayacağım, gördüğün gibi sana uzattığım elimde silah yok” anlamına gelir. Tokalaşmak insanoğluyla yaşıttır ve dostane yaklaştığınızı gösterirsiniz o elinizde silah olmadığını göstererek. Ama karşınızdakinde kılıç sağ eldeyse, kollayın kendinizi ya da hiç kafa karıştırmayın, kaçın. Diyanet İşleri Başkanı bu sembolik ve sübliminal mesajla neyi amaçlamaktadır? Sağ elindeki kılıcı nerede – kime karşı kullanacaktır bilinmez ama birçok farklı fotoda gördüm bunu. Belli ki bir yerlerde bir din düşmanı olmalı bizim görmediğimiz ya da bir düşman yaratılmış henüz daha tanışmadığımız. Düşman yoksa bile Anadolu’nun bir yerlerinde bir yel değirmeni bulunur elbet. Yeter ki mesaj yerine ulaşsın.

Ama takdir ettim. Şaştım kaldım. Keşke ekonomi, işsizlik, hastane ve doktor randevu sorunlarıyla da bu kadar başarılı işler ortaya koysalardı. O konuda yeteneksizler. Zorlamayalım. Herkes piyano çalamaz. Her ne kadar sehpaya oturanın çok güzel çalacağına dair iddiaları olsa bile. Ama bu “Şov Dünyasında” eşleri benzeri yok. Muazzamdı dün! Bu konuda, şov işinde dünyanın en iyi organizasyon şirketini çağırsanız ve  “Ya arkadaş biz böyle bir şov yapmak istiyoruz ama nasıl desek böyle milletin aklını almalıyız. Azıcık kalmış olsa da o akıl, olanı da alalım istiyoruz. Hiç kimse de kalmasın istiyoruz. Ne yapabiliriz?” deseniz bile inanın bana izlediklerim gibi eşsiz – harika hatta kusursuz bir iş kimse çıkartamaz. Mükemmel bir şov yapıldı dün Ayasofya’da. 21.ooo polis görevlendirilmiş mesela. Fatih Sultan Mehmed ondan daha azıyla girmişti o şehre ilk gün. Daha azıyla adam şehri fethediyor sizler bir Cuma namazı kılıyorsunuz. Ya kendi halkınızdan çok korkuyorsunuz (ki kefeninizle yola çıktığınızı söylediğiniz için bunu saymıyorum) ya da şov devam ediyor.

İçinde Cuma namazı kılınmasıyla Aborjin ayini yapılması arasında bence, benim görüşlerimle bakıldığında hiç bir fark yoktur. Ama bu kadar şov… Dünya da mevcut bulunun ya da çoktan unutulmuş din ve dini ritüellerin yapıldığı hiçbir ibadet şeklinde eşi benzeri görülemez dün orada olanların. Ayasofya’yı yapıp ilk ayini düzenleyenler hatta Fatih Sultan Mehmed bile girip de ilk namazını eda ederken böyle bir şey olmamıştır. Ki siz, inşa eden, fetheden ya da orada ilk namazı kılan da değilsiniz. Bu nasıl bir EGO’dur ki böyle bir türlü tatmin olmuyor. Olacak gibi de durmuyor buradan bakınca…

“İbadetin en güzeli gizlisi olanıdır” derler. Ama siz bu ibadetinizi CNN International’da dahi yayınlanmasını istemişsiniz. İbadetiniz dedim pardon şovunuzu! Yani ne denir bilemiyorum artık buna. Bu bir gösteri değil de nedir? Bu yaptığınız ve çok yanlış yerde yaptığınız “Siyaseti” insanların en saf duygularını barındırdıkları, besledikleri ve inandıkları “Dine” bulaştırmak değil de nedir?

Gelgelim; bir kesim ise Ayasofya’da kılınan Cuma namazı için; “Osmanlı Canlanıyor işte Ayasofya orada” diyor. Diyebilir. Diyebilme özgürlüğü var hatta bunu yayabilir, yayınlayabilir, yazabilir, duyurabilir. Ve bu hakları onun Anayasa ile korunur. Doğrusu onun bu fikirlerine zerre kadar katılmasam bile o özgürce diyebilsin diye ona perde dahi olurum. Herkes katılabilir, kimse katılmayabilir, icra edilebilir ya da yok sayılabilir.Ama koyun postundaki kurt kurnazlığı ile bunu diyenlere ben şunları diyeyim;

Osmanlı Gelenekleri hatta biraz daha ileri gitmem gerekirse Osmanlı tekrar tahsis edilmeye çalışıyorsa bunu bu tip küçük burjuva şovlarla değil daha net belirtmeleri herkesin faydasına olur kanımca. Bunu isteyen bu ülkede binlerce insan olabilir. Daha iyi olacağını, daha güzelleşeceğini düşünebilir. Tilkide hayvanat bahçesinden kaçınca dışarıda ki hayatın daha güzel olacağını sanır ama caddeye adımını atar atmaz bir kamyon altında kalır. Bunu sorun yapmam. İstektir, beklentidir. Sistem gerekir ve gerçekleşir. Buraya kadar da sorun yok. Tutar, tutmaz bunlar bambaşka konular.

Ancak Monarşi tabanlı bir Osmanlı kurulduğunda adından da belli olduğu üzere Osmanlı Hanedanından birileri gelir ve Saray’ın kapısını çalar, orada durana der ki; “Müsaade eder misiniz, buranın bana ait olduğu söylendi.” Bu normal ve olması gereken değil midir? Şuan da ki devlet başkanından ya da devletin yasama – yürütme – yargı organlarındaki herhangi birini “Padişah” olabilir mi? Hayır, olamaz. Sebebi basittir; Bugünkü seçilmişler ya da atanmışlar, Osmanlı’yı yıkıp, yerine kurdukları bir rejimin seçtiği, o rejim sayesinde, onun kanunları, onun kuralları sayesinde oraya çıkmış, çıkabilmiş ve çıkabilme başarısı göstermiş kişilerdir. Taban tabana zıtlar yani Osmanlı fikriyle. Fakat bundan daha önemlisi onlar, “Osmanlı Hanedanından” değillerdir. Bir tanesi İstanbul’a göç etmiş Rizeli bir kıyı kaptanının oğlu, bir diğeri Manisalı bir üzüm emekçisi, diğeri Yozgat / Yerköy’de bir ağanın emrinde çalışan marabanın, bir başkası Kütahyalı bir çobanın torunu. Gördüğünüz gibi hiç biri Hanedan üyesi değil ve “Padişahlık” yapma hakları da yok. Şuan burada ya da yurtdışında, Türkçe bilen ya da birazcıkta olsa Türkçe bilen, Osmanlı Hanedanından tahtı en çok hak eden, artık o kimse onu getiririz (Kendi aralarındaki kavga bitince) sarayı boşaltıp, onu “Buyur” ederiz. “Buyurun Haşmetpahım” der, önünde el pençe divan durup, ağzından dökülecekleri bekleriz. İşte o zaman “Osmanlı” canlanmış olur. Cumhuriyet Rejiminin seçtiği adamlarla olmaz bu iş.

Hiçbir yönetici – başkan – müsteşar – bakana ya da başka birine böyle bir hak verilmez. Ne demek yahu? Fatih’in, Kanuni’nin, Yavuz’un torunlarını diyorsanız, arıyorsanız işte orada! Padişah ya da taht onların hakkı! Değil mi? Yıkmak istediğiniz Cumhuriyet rejiminin ve sistemin seçtikleri adamlardan Padişah – Şeyhülislam falan olmaz. Olamaz. Bu dinen de caiz değildir. Bir monarşi sistemi ve onun tahtı varsa, bu taht onu; kan bağı yoluyla hak edenindir. Gelir soyadı “Osmanoğlu” olan bir varis, boşalttırır sarayda kim var kim yoksa sonra orada ister Harem kurar ister Sirk kurar isterse de Panayır acar. Buna kim hayır diyebilir ki? Adam padişah! Ayasofya’da Cuma namazına sarığıyla da gidebilir, gitmeyebilir de. Namazı kılarken en önde tek başına saf tutma hakkı da onundur. Hatta o camide kimlerin namaz kılacağını belirlemekte onun inisiyatifindedir. İster Kur’an okur orada ister şiir isterse çocuk şarkıları söyler. (Tarihte yapmış padişahlar var bunu ben uydurmuyorum.)

Ama Cumhuriyetin seçtiği esaslara göre yükselmiş biri bunları yapamaz. Başını önüne eğer, mekânı boşaltır, anahtarı gerçek sahibine teslim eder ve geri geri çıkar. Bu olgunluğu da gösterir sanırım. “Osmanlı” isteyen oysa ve ondan beklenende odur. Kendisi hanedan üyesi değildir ve hiçbir zaman da olamayacaktır. Tabi, çılgınca bir evlilik olmazsa hanedandan biriyle. Olması gereken de bu değil midir? Onun, biz söylemeden yapması gereken bu değil midir?

Evet, bir Osmanlı istiyorsanız şuan hala varlar. Tutun getirin bir tanesini, Saray ve içinde yaşayan herkese rica edin, boşaltsınlar orayı ve otursun tahta. Buyurun size pırıl pırıl, ışıklar saçan bir “Osmanlı Padişahı” “Gerçek Evlad-ı Osmanlı.” Çünkü sen ben değiliz o Evlad-ı Osmanlı dediğiniz. Hanedandansan eğer, soyadın Osmanoğlu’ysa o dur gerçek Osmanlı Torunu… Bu bir hanedan adıdır çünkü. “Osmanlı” bir kavim, ırk, seçebileceğiniz bir şey değildir. Matematik kadar basit bir şeydir. Şöyle diyeyim; Ben hiçbir Rus’tan “Biz Romanov Torunlarıyız” ya da hiçbir İngiliz “Bizler… Wessexli Egbert evlatlarıyız. Höst ulan!” demez, duyamazsınız. Eşyanın tabiatına aykırıdır bu. Bunu demek sanırım sadece bize mahsus dünyada. Kendi aileni, soyunu, tarihini yok sayıp, kendini başka bir aileye entegre etme çabası… Gerçek “Osmanlı Hanedanından” olanlar bile demiyordur sanırım “Höst ulan! Biz Osmanlı Torunuyuz” diye. Çünkü son derece entelektüel, nazik, Anadilleri olan aksansız Paris Fransızcası konuşan ve klasik müzik dinleyen insanlar olduğunu görmüştüm TRT’nin bir belgeselinde.

Sonuç olarak; bu düşünceme, koyu koyuya Osmanlı fikrine sahip olan hiç kimse itiraz etmez, edemez. Çünkü olması gereken budur. Sosyal medyada soyadı “Osmanoğlu” olan ve Osmanlı Hanedanından olduğunu bildiğimiz bir fenomen var mesela. Çok eğlenceli bir insan. Çok güldürüyor beni paylaşımları. Benim oyum ona şahsen. Pardon, “oy” dedim. İğrenç, demokratik alışkanlıklar işte. Benim ne haddimeyse. Kusura bakmayın.

5 YORUMLAR

  1. yazı çok güzel.çok akıcı.biranda bitiverdi.ama edebi yönünden daha çok beni yazarın düşünceleri düşündürdü.eminimki hiçbir Osmanlı Aşığı bende dahil olmak üzere yazar gibi düşünmedik.muazzam bir tespit var içinde.evet bir gün osmanlı kurulursa onun başında bizim seçtiklerimiz değil hanedanın hakedeni gelecektir.bunu eminimki kimse düşünmemiştir.demokratik olarak bir seçim olamaz.yazarın dediği gibi bakılır,edilir,araştırılır ve bir hanedan üyesi gelir başımıza kurulur.bizler reyisi cumhurumuzu düşünsekte yazarın dediği gibi olamaz ondan.çok güzel noktalara değinmiş.bir çok fikrim yerinden oynadı.ellerinize sağlık.

  2. Bu nasıl bir ironi sanatıdır?Bu nasıl bir bakış açısıdır?Ayasofya ile yazdıklarına pek katılmıyorum. Ama Osmanlı Hanedanı ile yazılanlar.Diycek birşey yok.Bir sayfada fark ettim yazıyı.Bir paylaşımda.Sıkılarak başladım ve sonunda 20 dakikadır düşünüyorum.Adam çok ama çok haklı.Ne istediyinize dikkat edin.Neyin hayalinin kurduğuna dikkat edin.Osmanlı isterken birden başınıza nereden geldiği belli olmayan,yeteneksiz,vasıfsız sadece aileden gelen haklarla biri gelip artık benim önümde eyileceksiniz diyebilir.müthiş bir yazıydı.

  3. 50 yıldır istanbul Beyazıt camiinde her cuma hatip elinde kılıçla hutbe irad eder.
    Sanki ilk defa ayasofya da kılıçla hutbe irad edilmiş gibi haber yapılıyor.
    Sansasyon olsun da ne olursa olsun.

  4. Dimash Kudaibergen Cumhurbaşkanlığı senfoni orkestrası eşliğinde camiden taşıp sultan ahmet meydanını dolduran ümmete “aman camiiiii güzel camiiiiiieee Peygamberi görmedin miiiiii” ilahisini söylemediği şova ben şov mu derim.

  5. içinde cuma namazı kılpnmasıyla ABORJİN AYİNİ YAPILMASI ARASINDA Bİ FARK YOKTUR BENCE diyorsunuz, siz cuma namazı kılmıyormusunuz? müslüman hıristiyan ibadetlerini ayırt etmiyormusunuz ?

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here