Ey Sağcılar Bunu da Açıklayın Bakalım.. Enerji ve İnşaat Sektöründe 46 Milyarlık Delik…

1

BDDK’nın ağırlıkla inşaat ve enerji sektörüne kullandırılan 46 milyar TL krediyi takibe alma konusunda bankalara yıl sonuna kadar süre verdiğine dair basın açıklamasını, bankacılık konusundaki sınırlı bilgimle bile acaip karşılamadım desem yalan olur. 
Bundan 1 yıl kadar önce yapılan düzenlemeyi unutanlar için hatırlatma yapmakta fayda var. 
Geçtiğimiz yılın sonunda kredileri 13 yıla kadar uzatmaya, ödenmezse bu süre dahilinde tekrar ek süreye imkan verilmişti.
Devlet kendi kefaleti ile verdiği kredileri defaetle uzatma imkanı vermişti bu mevzuatla.

Bu defa bankalara yapılan bildirim inşaat ve enerji sektöründe ağırlıklı olmak üzere bu uzatım imkanının en azından burada işaret edilen firmalar için sağlanmaması manasına geliyor.

Türkiye gibi enerji fakiri bir ülkede, enerji işine girenlerin nasıl battığını birisi bana tane tane anlatırsa sevineceğim. Ben anlamıyorum çünkü. Nasıl bir enerji yatırımı yapılmış olmalı ki, bırakın yatırımcıya kar getirmeyi, bankaya olan borcu bile ödetmiyor.
Aynı durum inşaat sektörü için de geçerli. Türkiye’de imar planlarını kim yapıyor? İnşaat açığını kim tayin ediyor? Kim bu izinleri veriyor? Devlet bu planlamaları nasıl yapmış ki, inşaat sektöründe milyarlık batıkla karşılaşıyoruz.

Haziran 2019 verilerine göre toplam takipteki kredilerin üçte biri kadar ilave batıktan söz ediyoruz
Ben demiyorum, devletin verileri bunu söylüyor.
Başta da ifade ettim. Bankacılıktan çok anlamam ama 4 işleme ayrıca Enerji ve İnşaat kelimelerinin manasına da vakıfım.

Geçmişte turizm, tekstil gibi alanlarda ya da tavukçuluk vs gibi sektörlerde veyahut gemi sektöründe sorunların yoğunlaştığı dönemler olmuştu. Ama devletin doğrudan düzenlediği alanlardaki başarısızlıklara aklım ermiyor.
Burada sorun bu yatırımları tercih edenlerde mi, yoksa bu alanların cazibeli kılınmasında ama sonrasında bu cazibenin meşhur filmdeki gibi öldüren cazibeye dönüşmesinde mi?

İnşaata verilen izinlerin mortgage faizlerinin iş yapılamaz kadar artmasından sonra tam bir başağrısı olacağı aşikar değil miydi? Türkiye uzun vadeli krediler daha itfa olmadan, piyasa faizi 3-4 kat yukarı çıktığında bu sorunla karşılaşılacağını öngöremeyen bir iktidarın şimdi “hadi temizleyin bunu” demesini izliyor.

İşin daha da ilginç yanı, açıklamanın sonlarına doğru bankacılık sisteminin olumlu hali zikredilirken, başta kamu bankaları olmak üzere diyerek devletin bir kurumundan diğerine övgü dolu satırların karşımıza çıkması.
İnşaat ve enerjinin yaramaz çocukları keşke bunlardan ders alsanız der gibi.

Kamu bankalarına sermaye koymanın kamunun bir cebinden diğerine aktarım yapmak olduğu dışında açıklaması var mı, bilmiyorum.
Ancak bize bu kurumların sermayelerinin ne kadar güçlü olduğu bilgisi veriliyor.
Zaten kredilere kefil de olan devlet; kamu bankalarını da sermayeyle desteklediğine göre aslında fiilen devlet=banka sistemine geçildiği söylenebilir.

Reklam

Diğer tarafta topladığı mevduata uyguladığı faizden daha düşük oranda kredi vererek sermayesini de güçlü tutan kamu bankasının arkasındaki sihirli formülü de duysak gayet mutlu olacağız.

Özetle hep söylediğimiz noktadayız. Türkiye’de sağcılıkla kendini özdeşleştiren ama gayet de devletçi olan bir modelle karşı karşıyayız.
Zaten siyasette de devletin valisi milletin belediye reisine tercih edilmiyor mu?

Ülkede iktisadi ortamın siyasal istikrarsızlıkla zedelenmesine seyirci kalan bunu da dış güçlere ihale eden tercih şimdi de ‘kalan sağlar bizimdir’ özdeyişini terennüm ediyor.

BDDK’nın 1 sayfalık bu açıklamasının Türkiye ekonomisinin son 17 yıllık hikayesinde ne manaya geldiğinin tercümesini benden çok daha iyi yapacak iktisatçılar olacaktır. Buna rağmen başta Babacan olmak üzere iktisat politikası alanına kafa yoran aksiyonerler için bu tek sayfanın işaret ettiği çelişkilerin ülkeye nelere mal olduğunu halka anlatmak görev olmalı.

Ülke yönetmek bilgisayar oyununa benzemiyor.
Batan her kredi işsizlik demek.
Ülkenin kıt kanaat biriktirdiği sermayenin erimesi demek.
Bunun bir kısmını banknot matbaası çalıştırarak telafi edersiniz ama onun da yan etkileri var.

Avrupa negatif faizin keyfini çıkarırken borçlu firmalar bu ülkede son iki yılda borçlarının sadece faiz yükü ile üzerine yarısı kadar bir yükün eklendiğini gördüler. Bu yükü yönetmeye çalıştılar.

‘Laissez Faire Laissez Passe’, “Bırakınız Yapsınlar Bırakınız Geçsinler” kapitalizmin şiarıdır. Ama kapitalizm de liberalizmin çocuğudur. Siyasette ben bilirim siz kenarda durun, ekonomide ise serbest rekabet olmuyor.
Burada da olmadı. Hiçbir zaman da olmayacak.
Ey sağcılar hadi bunu da açıklayın…

1 YORUM

  1. sn.veysi bey;sizde çok abartıyorsunuz.ekonomi diplomalı bir cumhurbaşkanımız.ekonomi yüksek lisanslı bir maliye bakanımız var.
    adam smith,david ricardo yaşasalardı ekonomi kurallarının yeniden yazıldığını görürlerdi.
    zavallı abd başkanı merkez bankasına söz geçiremiyor.öyle olmaz.merkez bankasına faiz indir diyecek topuk selamı verip indirecek.
    negatif faiz ne demek ya.bankaya yüzbin euro yatır bir yıl sonra sana 98.000 euro versinler.bizde avrupadan kalır yanımız mı var.
    yakında biz de de bu moda başlar.bizim milletimiz beka için yastık altında ne kadar altın dolar euro varsa bankalara yatırmak için sıraya girer.
    sizde bu yazıyı yazdığınıza pişman olur kamuoyundan özür dilersiniz.
    ne demişler çıldırmaya ramak kaldı.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here