Ey Vekiller, İnfaz Yasasını Oylamadan 2 Kez Düşünün.

2

Ne demiş Cenab-ı Hak; ‘Kul hakkıyla karşıma gelme!”
Bugün Meclis’te oylanacak infaz yasasını hazırlayanlar bu sözün manasını 2 kez düşünmeli.

Birinci boyutu, kulun kula ettiği haksızlıkları yüklenmemek gerekir.
Kabul, suç toplumsal bir vakadır. Suçu yaratan etmenler ortadan kaldırılmalıdır. Ancak suçun arka planında güçlünün zayıfı ezdiği haller varsa bunu kimsenin hafifletmeye hakkı yoktur.

Kadına, çocuğa yönelik suçlar ve özellikle cinsel suçlar hukuk dairesinin dışında affa tabi olmamalıdır.
Bu kuyumcu terazisi gerektiren bir durumdur.

Koronanın zaten zayıflattığı toplum yapısı içine suça eğilimi yüksek bir kitleyi dahil etmek el bombasını pimini çekip bırakmak gibi olacaktır.

Kul hakkı toplumun savunmada eksik kalarak mağdur ettiği insanları, bir de onları mağdur edenleri ödüllendirerek doğrulmamalıdır.

Yeni kul hakları doğuracak şekilde suç eğilimli insanlar, parasız pulsuz rehabilite edilmeden toplumun içine salınmamalıdır.

Adi ya da adli suçun her bir olgu bazında tekrar tekrar değerlendirilmesi, salınan veya cezası hafifletilen her suçlunun olası etkileri anlaşılmadan karar alınmamalıdır.

Suçlunun rehabilitasyonu ve topluma kazandırılması her iki açıdan önem taşımaktadır. Suça eğilimi olguyla sabit kişilerin, ekonominin bu en kırılgan ve toplumun kenarında kalanları dışladığı dönemde salınması ciddi bir risk içermektedir.

Reklam

Kul hakkının ikinci boyutu ise, zaten kimsenin kılına zarar vermedikleri halde genişletilmiş terör, devlet sırrı vb. kavramlarla düşüncelerinden ve bunları ifade etmelerinden dolayı hapse konanlar için söz konusudur.
Bu insanları hakkı zaten bir defa çiğnenmiştir.

Kendine yeterince güç atfeden, önünde hiçbir engel tanımayan siyasi iktidarın, muhalif siyasetçileri, gazetecileri, akademisyenleri, öğrencileri, sendikacıları hapse koyması zaten başlı başına sorunluydu.

Kendisine yapılmasını istemediğini başkasına yapmakta beis görmemenin tezahürüydü.

Görüşlerin, düşüncelerin hapsedilemeyeceği aşikar iken bunda ısrar edildi.

Uzun yıllardır hapiste tutulan insanlara son dönemde dahi yenileri eklendi.
Herkesin bildiği sırları ifşa etmek suç oldu kimi zaman.

Şimdi bu kişilerin yoksun bırakıldığı özgürlüklerden infaz indirimi koşullarında dahi geri adım atılmıyor.
Buradaki kul hakkı kaybını ölçmek gerçekten göz korkutuyor.

İnsanları siyasi düşüncelerinden, görüşlerinden, sözlerinden ve bunları ifade etme cesaretlerinden dolayı özgürlükten mahrum etmek ağır bir vebaldir.
Dünyanın kendisine uygar diyen hiçbir ülkesinde emsali yoktur bunun…

Velev ki bunlar bir defa yapıldı.
İnsanlar özgürlüklerinden oldu.
Buradaki amaçlar her ne idiyse tahakkuk etmiş olmalı.

Reklam

Madem ki infaz indirimi ile insanlara nefes alma imkanı veriliyor. O zaman bunu en çok hak eden düşünce ve ifade suçlarından muzdarip olanlar olmalı.

Devlet gibi mücerret bir kavrama karşı işlenmiş suçlar aslında suya yazılmış yazıdan farksızdır. Bir sabun köpüğü gibi uçucudur.

Ece Ayhan’ın devlete dair şiirini anımsayalım :
“devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu:
maveraünnehir nereye dökülür?
en arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı:
solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine’dir”

AKP’nin işine gelince sürekli referans yaptığı tek parti dönemi de bir devlet anlayışı ile Nazım’ı hapse atmıştı.
Sabahattin Ali’yi önce hapse atan, sonra ölümüne yol açan da bir devlet anlayışıydı.

İktidarın daha şurada 60 gün bile geçmeden bu iki sanatçıyı anmasına karşılık insanları sadece siyasi duruşlarından dolayı cezalandırmaya devam etmek hiç de adil değildir.

Eğer gerçekten kul hakkı ile Cenabı Hakkın karşısına geçmekten ürkenler varsa, bugün Meclis’te bu kanatsız uçurmaya çalışılan uçağın, bu bacaksız masanın, bu kağıtsız kitabın, mürekkepsiz kalemin ez cümle izansız yasanın içine izan katılması gerekir.

Toplum suça eğilimli insanları filtresiz kabullenecek kadar konfor alanına sahip değildir.

Demokrasimiz ise tek bir aykırı düşünceyi hapiste tutmayacak kadar fikir çeşitliliğine muhtaçtır.
Üstelik her iki gereksinimin karşılanması da kulun hakkının teslimi manasındadır.

Sokrates ölüme mahkum edildiğinde eşi: ‘Haksız yere öldürülüyorsun..’ diye ağlamaya başlayınca Sokrates: ‘Ne yani bir de haklı yere mi öldürülseydim?’ demiştir.
Socrates’in zamanında Hz. Muhammed henüz nebi değildi. Ama hak hep vardı. Dünya durdukça da hep olacak.

Hadis-i Şerif ile bitirelim : Üzerinde kul hakkı olan ölmeden önce ödeyip helâllaşsın! Çünkü ahirette altının malın değeri olmaz. O gün hak ödeninceye kadar kendi sevâblarından alınır sevâbları olmazsa hak sâhibinin günâhları buna yüklenir.

Karar sizin, Socrates’i haksız yere mahkum etmeye devam mı?

2 YORUMLAR

  1. Allah kullarına peygamberler aracılığıyla tebliğde bulunur. Bize ettiği tebliğ kurandır. Benim bildiğim kitapta kul hakkıyla karşıma gelme diye doğrudan bir ifade yok. Bir diğer husus ise kimse kimsenin günahını yüklenemez, bu ayettir.

  2. Günümüz muktedirlerinin üzerindeki kul hakkı sevr dağını aşmış bir durumda
    Onlarda bunun farkında ve zulümleri artarak devam ediyor.
    Bu kadar kul hakkı için helallik mümkünmüdür sizce.
    Her cuma hatib Allah adaleti emrediyor diyor.
    Adalet Allahın ayeti değilmi.
    Peki Allah ayetlerini yalanlayanları nasıl tehdit ediyor.
    Araf suresi 40.ayetle:diyanet meali:
    Âyetlerimizi yalanlayanlar ve o âyetlere uymayı kibirlerine yediremeyenler var ya, onlara göklerin kapıları açılmaz. Onlar, deve iğne deliğinden geçinceye kadar cennete de giremezler![215] Biz suçluları işte böyle cezalandırırız.*

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here