Farklı insanlar farklı hayatlar

0

Hayat herkesin penceresinden gördüğü gibidir.

Herkes gördüğü üzere düşünür ve gördüğü üzere inanır.

Aynı pencereden bakılmadığı için herkes kendi gördüğünün doğru olduğunu savunur.

 O nedenle birinin diğerini anlaması genelde zordur; şayet geçiniyorlarsa bilin ki bu biraz hoş gürü ve birazda sabır çekmelerinden ötürüdür.

Hayat bir yaşanmışlıklar toplamı olmakla birlikte bir tanıklıklar toplamıdır, sizi siz eden bu toplanmışlıkların içinden nasıl çıktığınıza göredir.

İki çeşit tanıklık vardır; biri sizin tanığı olduklarınız ve diğeri de sizin tanık olmak zorunda bırakıldıklarınızdır.

Ben genelde ikinci şıkkın tanığı olarak görmek istemediklerimle olmak istemediğim bir kendim olmaya zorlandım.

Olmak istediğim kendime ne kadar tutundum, bilmiyorum, onu takdir edecek olan sizlersiniz.

Hastanede boylu boyunca yatarken hastaların yanı başlarındaki diğer hastaların iyileşmelerini istemediklerine tanıklık ettim ve ölecek olanlarında herkesin ölmesini istediğine…

Belli ki yalnız başına hasta olmak nasıl boğucu geliyorsa, yalnız başına ölmekte o şekilde boğucu geliyordu.

Oysa biraz gerinden de olsa hepimiz ölüyorduk, ama onlar öldüğümüzü görmek istiyorlardı.

Cezaevindeyken cezası çok olan mahkumların diğer cezası az olan mahkumların infazlarını yakarak cezalarını uzatmaya çalıştıklarına tanık oldum, yatacakları uzun süreleri kendilerine sermaye edinmiş, ortalıkta dişe değer bela arıyorlardı ve bir durduranları olmadığında genelde buluyorlardı.

Bu da batmış adamın herkesi kendisiyle birlikte batırmaya çalışmasıydı.

Adam bir uçurumun kıyısında otururken gelenin onu aşağıya iter gibi şakası yaptığına tanıklık ettim.

Belli ki her geçenin ilk aklına gelen şey adamı uçurumdan aşağı doğru postalamaktı.

İyi bir arabulucu değilim, ama izin verirseniz sondan başlayacağım: adama o yamaçtan kalkmasını söyledim.

Neden? Diye sorduğunda ise, beşer yol bulduğunda vicdanını deşer dedim.

Pek anlamadı gibi ama anlamadıysa da söylediğimden iyi bir sonuç çıkarmamış olacak ki, uçurumdan geri çekildi. 

Başkasının kendisine kötülük etmesine fırsat veren insan kaybolmuş para gibidir ve insanın bulduğu parayı harcaması oldum olası zor değildir.

Çünkü kaybolmuşun tanığı olmadığı için sahibi de yoktur ve bir şeyin sahibi yoksa onu bulan onu istediği gibi harcamayı kendisinde hak görür.

Hasta neden kimsenin iyileşmesini istemez ki?

Bu kuşkusuz çukurda yalnız kalma korkusunun verdiği bir neticedir ve ne yazık insan yalnız kalacağına herkesin kendisi gibi düşmesini istemektedir.

İnsan, ben iyi olacaksam herkes benden az iyi olsun ister, ama kötüyse herkesin ondan daha kötü olmasını ister.

Yani her şekilde ‘ben’ merkezdedir.

İnsan

Mahkumların ayak oyunlarına tanıklığım oldukça fazladır ve ne yazık çok azı bu iyi diyebileceklerim arasındadır.

Çıkış bulamayan bir mahkum kendisini asarken diğer mahkumların ona yardım ettiklerini gördüm ve kendisini asacak adamdan “bu işi biz çıktıktan sonra yap” diyerek iyilik istediklerini ve adamı ipten alırken nefret edilen düşmana nasıl dönüştüğümü gördüm.

Adamın benden nefret etmeye hakkı vardı, çünkü kendinde o gücü bulmuşken onu engellemiştim, bunu anlıyordum, ama diğer, ona yardım eden mahkumların benden nefret etmelerini anlamıyordum, beni güvenilmez buluyorlar, mesafe koymuş konuşmaktan kaçınıyorlardı.

Ama biliyordum ki benimle konuşmaları hatalarını kabul etmeleri anlamına gelecekti ki, bu da “benim” diyen bir insanın harcı değildi.

Ne yazık size karşı hatasını kabul eden size dost kesilmiyor, siz artık onun düşmanısınızdır ve siz beklemeseniz de o artık gizli bir düşman olarak size indireceği darbenin fırsatını bekliyordur.

O yargıyı kırmak için maymunluk yapıyordum, fakat aynı zamanda o yargının maymunlukla kırılmayacağını da biliyordum, onları postun pahalı olduğuna inandırmalıydım.

Bu çocukluk damarında vardı, ancak olgunluk o silahımı elimden almıştı, artık payıma konuşarak ikna etmek kalmıştı.

Beşer vicdanı kendisini en fazla fırsatlarda ele verir ve ne yazık hesap vereceği yoksa duracağı da yoktur.

O yüzden bizi adam eden vicdanımız değildir, çoğunluğun bizi adam gibi davranmaya ikna etmesidir.

Tanıdığım bir dost yetkiyi kapınca beni tanımamaya başladı, çünkü tanımaktan gelmesi taviz vermesine karşılık gelecekti, çömezleri bile bize hiza çekerken kendisinin yumuşak davranması olmazdı, hele adamlarının yanında hiç olmazdı.

Bizde adamlarının yanında küçük düşmesin diye en çok onun dayağına rıza gösteriyorduk.

Bari bir insaf emaresi gösterseydi, sıra bize geldiğinde sanki geçmişten intikam alıyordu!

Şaşırmayın, çocukken arkadaşınız ve büyüyüp zengin olunca sizi tanımamazlıktan gelen dostunuz hiç olmadı mı?

Eminin “beni tanımayanı bende tanımam” demişsinizdir.

Merak etmeyin, bu da gururunuzun karşı tavır almasıdır.

İnsana en fazla gururu hiza veriyor ve emin olun iyi ki veriyor.

Ancak gururunda bir el ayarı olmalıdır, zira süründürende, öldürende yine aynı gururdur.

O yüzden doğru olan gururun veya vicdanın davranışları yönetmesi değildir, aklın yönetmesidir.

Fakat şunu da unutmayın akıl çözüm odaklıdır, akla verdiğiniz sorun her neyle ilgili ise onun çözüm çabası da onunla ilgili olmaktadır. 

Akla vereceğiniz çözüm kubur mu, huzur mu ona da siz karar veriniz.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here