Farklılıkları Konuşmak mı Gerekir, Yoksa Halının Altına Süpürmek mi?

1

Ocak Medya’da birkaç önce sayın Serkan Bey’in yazdığı, çalıştığı bölgedeki lokal kültüre, dile aşina olmayan bir ajanın işinde nasıl da başarısız olacağına dair enfes bir yazı okuduk. İnsanların hakkında bilgi toplandıktan sonra elde edilen o bilgi ile neler yapabileceğiniz size kalmış bir konu. Kimi istihbari faaliyet diye bilgileri yeri geldiği zaman kullanmak üzere bir yerde depolar, kimisi o bilgiyi ticarete çevirmek amacıyla kullanır! Elde edilen bilginin içeriğine göre, bölgede yaşayan, belki de hizmet götürülecek insanların beklentileri, onlara nasıl yaklaşılması gerektiği belirlenir.

O satırları okurken, ister istemez sağlık sektöründe kimi zaman karşı karşıya kaldığımız zor durumlar aklıma geldi. Hakkâri’de çalışırken, günlük temasta olduğumuz hastaların önemli bir bölümü ile doğrudan bir bağlantı kuramıyorduk, dil engeli nedeniyle. Gerçi, aynı dili konuşabildiğimiz halde, arada tercüman olması istendiği için özellikle beni anlamazlıktan gelen/ veya o şekilde davranmaya zorlanan büyük bir kitlenin olduğunu ise nice sonra öğrendim. Neyse, konumuz o değil!…

İçinde yetiştiğimiz Mezopotamya kültürünün genel bir özelliği olarak, olacaklara önceden önlem almak yerine, günü yaşayıp, karşılaştığımız sorunlara kişisel önlem almayı tercih eder olmuşuz. Karşılaşma ihtimalimiz olan sorunlara dair herhangi bir öngörü geliştirmeyi hiçbir zaman denemediğimiz için, mahallemiz gelişmeleri nasıl karşılıyorsa, biz de öyle davranır olduk. Herkes Ahmet Kaya’yı dışlıyorsa biz de ona göre pozisyon alıyor, rüzgâr farklı yönden esmeye başladığı zaman da aynı politikacılar gibi “Dün dündür!” deyiveriyoruz…

Onca yıl ülkemizdeki sağlık sisteminin içinde kalmanın getirdiği bir sorun olsa gerek, bazı sorunları, dışlamaları, ötekileştirmeleri görüyor, hissediyor, ancak toplumun klasik sorunu deyip geçiveriyorduk. Ne zaman ki, Batı kurumlarında hastalar ile temasa geçmeye başladım, işin rengi değişti. Bizim toplumda farklılıklar konuşulmaz; tam tersine farklı olanın kendini toplumun geneli gibi davranması, -mış gibi yapması beklenir. Kim ki farklılıklar üzerine konuşmaya başlasın, dış güçlerin mihrakı sayılır ve elemine edilmeye çalışır. Oysaki yüzyıllar boyunca hep başka ulusları ezdiği, köleleştirdiği, sömürdüğü üzerine edebiyat yaptığımız batı toplumları, ne kadar da farklılaşmışlar, haberimiz bile yok! Biz halen Kızılderilileri, Zencileri, Uzak Doğudaki veya Güney Amerika’daki insanları alt ulus kabul eden o topluluklardan ne kadar da farklı olduğumuzu anlatarak yolumuza devam ediyoruz…

Bir hekim olarak, karşımdaki hastanın kültürel normlarını, farklılıklarını anlamam ve aynen kabul etmem gerektiği, eğitim hayatımın hiçbir döneminde dile getirilmedi. Erkek tarafından muayene edilmek istenmeyen kadın hasta ve hasta yakınına hep beraber öcü gözüyle baktık; tıpta mahremiyet olmaz gibi klişe sözler ile sağda solda nutuk attık. Karşımda, benden şifa uman hastanın konuştuğu dili anlamaya yönelik benim veya içinde çalıştığım kurumun bir adım atması, yeri geldi vatan hainliği ile eş değer görüldü! Tıp fakültesinde fizik muayene veya hikâye alma ile ilgili öğrencilere ders verirken, bu konunun altını çizer olmuştum son yıllarda. Kültürel farklılıklara saygı bizim nesle öğretilmemişti; ama benim de bu konuyu her iki farklı uçta da tecrübe etmiş birisi olarak es geçmem doğru olmazdı!

Amerika’da, bir çalışan olarak ne zaman bir hastane değiştirseniz, aynı konular tekrar tekrar ele alınır. Oryantasyon uygulamasında bizim ülkemizde üzerimize nelerin zimmetleneceği anlatılır, hangi birimin nerede olduğu üstünde durulurken bu coğrafyada, farklı geçmişe sahip insanların biz hekimlerden neler beklediği anlatılmaktadır! Birkaç örnek ile konuyu açmaya çalışalım…

Tabi, en başta bu bilgilerin birer genelleme olduğu, o coğrafyaya ait herkesin aynı beklentilere sahip olduğunun düşünülmemesi gerektiğinin altı çizelim. Mesela, geleceği kurgulama özelliği güçlü olan Anglo-Sakson kökenli kişilere önleyici tıp (preventif) ile ilgili konulara anlatmakta zorlanılmayacağı; ancak günü yaşama alışkanlığı olan Güney Amerika kökenli insanların ise genel hayat tarzı değişiklikleri veya uzun vadeli yarar sağlayacak sağlık taramaları konusunda ikna için ek zaman harcanması gerekebileceğinden bahsedilmektedir, o oryantasyon eğitimlerinde.

Okurken kendimi bulduğum başka bir husus ise, dakiklik meselesidir mesela. Özellikle Orta-Doğu toplumlarının zaman takibi ile ilgili bizimle aynı düşünmeyebileceği, çoğu için sabah 10 randevusu ile 11:30 randevusunun farklı olmadığı, onların zihinsel kodlarında her ikisinin de öğleden önceye denk geldiği, randevusuna geç kalan bu hastanın, size saygısızlık yapmak gibi bir niyeti olmadığının altı, kalınca çizilmektedir!

Bir diğer örnek ise, Güney Amerika kökenli hastalarla muayeneye başlamadan önce yapılacak bir genel sohbetin, hele devamlı gelip giden bir hasta ise, ailesinin durumunun tek tek sorulması, özellikle sağlıklı bir hekim- hasta diyaloğu için tavsiye edilirken; Doğu Avrupa kökenli birisine sorulacak ikinci ek sorudan sonra sizden şüphelenmeye kadar varacak bir güven kaybına yol açacağı uyarısında bulunulmaktadır.

Afrikan Amerikalılarda ailede kadının konumunun güçlü olduğundan; Orta Doğu ve Hint coğrafyasından gelenlerde ise yeri geldiğinde kadının yerine bile kararı erkeklerin verdiğinden bahsedilmektedir. Kendi izinleri olmadığı sürece, hiçbir şahsi tıbbi sonucunun eşi ile bile paylaşılmasına izin vermeyen bir kültürün kurucuları, toplulukların farklılıklarına da saygı göstermeyi, kurumsal bir sorumluluk ve görev olarak belirlemişlerdir. Eklemeden geçemeyeceğim; eğer siz bir birey olarak, kültürel kodlarınızın dışına çıkıp, yerleşik kurallara göre davranılmasını isterseniz ne eşiniz, ne de ebeveynleriniz sizin sağlığınız hakkında tek bir bilgiye dahi ulaşamamaktadır! Veya her hekim kontrolüne gittiğinizde, daha hekimi görmeden önce size tekrar tekrar ev içinde kendinizi güvende hissedip hissetmediğiniz sorulmaktadır! Kimlere aykırı geldi bu yaklaşım?     

Farklılıklarımızın bir zayıflık olmadığı, onların bizim çeşitliliğimize katkı sağladığı, zengin bir kültür oluşturmamızın anahtar unsurları olduğunu kabul etmeliyiz! Yeter ki, nasıl bir toplumda yaşamak istediğimize karar verelim. Kavga etmekten hoşlanıyorsanız, hiçbir zaman rahata ermek istemiyorsanız, küçük olsun ama bizim olsun diyorsanız, zaten çok yorulmanıza gerek yok! O yolda sağlam adımlarla ilerliyoruz efendim…  

Sağlıcakla kalın

Önceki İçerikAntiemflamatuar 9 besin…
Sonraki İçerikYerli aşının adı Turkovac
Doğum yeri olan Kuzey Ren Vestfalya’ya (Almanya) doktora sonrası araştırmacı olarak geri döndüğü zaman, Essen Uni Klinik’te yaptığı deneysel çalışmaların hayatının dönüm noktası olacağını bilmiyordu. Eğitim hayatına Ankara’da başlayan ve her zaman bir parçası olmaktan onur duyduğu Hacettepe Tıp Fakültesi’nde devam eden Dr. Altınbaş’ın önüne serilmiş yeni bir dünya vardı artık. İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji uzmanı bir kliniysen hekim olarak, Başkentin en yoğun akademik ortamlarında çalışma fırsatı bulan ve yaptığı klinik araştırmalar ile Doçent Doktor ünvanı elde eden Dr. Altınbaş’ın son durağı Harvard Üniversitesi olmuştur. ABD Boston’da geçirdiği iki yılın sonunda, artık yaşayacağı son durağı belirlemiştir. Yeni çalışma ortamı, Yale Üniversitesi’dir. Bilimsel olarak odaklandığı karaciğer hastalıkları oluşum mekanizmaları dışında, yaklaşık 10 yıl boyunca bir Amerikan şirketinde “Gerçek Dünya Verileri” alanında Medikal Danışman/ Direktör olarak görev almıştır (STATinMed Inc.). Ulusal ve uluslararası kongrelerde onlarca sunum yapmış, ülkemizde çalıştığı kurumlarda tıp öğrencisi, iç hastalıkları asistanı ve gastroenteroloji yan dal asistanı eğitimlerinde aktif rol almıştır. İlk yazılarının (Almanca şiir dahil) yayınlandığı, üretmenin zevkini ilk olarak tattığı dergi, Dr. Altınbaş’ın “Şu kısa yaşantımda özlemle andığım ve gençlik yıllarımın geçtiği, olgunlaştığım yer!” dediği, Büyük Kolej okul dergisidir. Üniversite yıllarında başkanlığını da yaptığı Tıp Fakültesi Bilimsel Araştırmalar Topluluğu (HUTBAT) ve kurucular kurulunda yer aldığı Türkçe Topluluğu bünyesinde çıkartılan dergilerde editörlük ve yazarlık yapmıştır. İngilizce ve Türkçe dilinde basılmış 10 adet tıp kitabında bölüm yazarlığı olan Dr. Altınbaş’ın, uluslararası arenada yer alan saygın hakemli dergilerde 100’e yakın bilimsel yazısı yayınlanmıştır. Ulusal ve Uluslararası 20’ye yakın tıp/ bilim dergisinde hakem olarak görev alan Dr. Altınbaş, Kasım 2020’den itibaren Ocak Medya’da medikal ve para-medikal yazılar yazmaktadır. Evli ve iki çocuk babası olan Dr. Akif Altınbaş, İngilizce ve Almanca bilmektedir.

1 YORUM

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here