Fehmi Koru, Said Nursi ve Susmak

6

Tolstoy’un günlüklerine bayılırım. Hele bu yaz ve tatil günlerinde döne döne tekrar okur, yazarın kendi muhasebelerinden, kendine karşı şiddetli kavgalarından ben de kendi hayatıma dair özeleştiriler, kavgalar çıkarırım.

Tolstoy 80 yaşında yazdığı o birbirinden harika notlarının birinde şöyle söylüyor:

“Ancak şimdi asıl iş başlıyor. Ancak seksen yaşındayken yaşam başlıyor. Ve eğer yaşamın zamanla ölçülemeyeceği anlaşılırsa bunun da bir şaka olmadığı anlaşılacaktır.”

Ve 82 yaşında şu notu paylaşıyor:

“Çalışamıyorum, yazamıyorum. Yine de Allah’a şükür kendi üzerimde çalışabiliyorum. Hala ilerleme kaydediyorum.”

Tolstoy’un günlükleri hayatının sonuna kadar düşünen, yazan, hayatla, kendisiyle mücadele içinde olan bir entelektüelin muhasebelerini gösteriyor bizlere.

70 yaşında olan Fehmi Koru denilince aklıma ilk gelen kelimeler ise bugün en çok muhtaç olduğumuz doğruluk, dürüstlük, hakperestliktir.

Kendisinin gazetelerde ilk yazmaya başladığı dönemlerde biz henüz İstanbul’da üniversite öğrencisiydik. O yıllardan bu günlere pek çok konuda “Fehmi ağbi ne söylemiş?” diye baktığımız yazıları bize örnek  olmuştu.

Reklam

Ama bana Fehmi Koru ile ilgili üç kelime söyle deseler; doğruluk, dürüstlük, hakperestlik derdim.

Şimdi televizyonların, gazetelerin en tepelerinde duran bazı yazarlara bakıyorum; 28 Şubat döneminde gösterdikleri sapasağlam duruştan eser göremiyorum. Bilakis tepeler gücün, paranın, makamın, şöhretin karşısında eğilen sözde entelektüeller ile dolu.

Fehmi Koru eğer isteseydi en tepelerde onlardan biri olabilirdi.

O sadece doğru söylemeyi, yanlışa yanlış demeyi seçtiği için bir zamanlar kendisini el üstünde tutanlar bugün görmezlikten gelmeye çalışıyorlar.

Çünkü bizde “Düşmanıma karşı her şeyi söyleyebilir, haklı haksız her şekilde eleştirebilir, ama bizim yakada olanları eleştiremez, yanlışlarını söyleyemezsin.” anlayışı en büyük putumuz olmuş.

Özeleştirinin herkese, hepimize lazım olduğunu dünyamızdan çıkarmışız.

Küçük insanlar bizleri alkışlayıp, slogan atmalı. Ortanca insanlar alkışlamalı. Ama Fehmi Koru gibi insanlar sadece sussa bile yeterliydi.

Ama işte o hakperestlik yok mu!

Reklam

Fehmi Koru’nun 80’li yıllardan beri okuyucusu olan bana verdiği en büyük ders işte bu hakperestliktir.

“Hakkın hatırı âlidir hiçbir hatıra feda edilmez.” der Bediüzzaman.

Said Nursi ile Fehmi Koru arasında hep bir tavır benzeşmesi görürüm.

Bediüzzaman  Abdülhamid’den Doğu’da din ve fen ilimlerinin okutulacağı medreseler isteyip, bunda ısrar edince önce hapishaneye, sonra tımarhaneye gönderilmişti.

İttihatçılarla beraber hürriyet, ve istibdadın kalkmasını istedi. Ancak İttihatçılar istibdada başlayınca hakperestliği  onu susturmadı ve Divan-ı Harb-i Örfi’de idamla yargılandı. Zalimler için yaşasın cehennem sözü bu yargılamanın ürünüdür.

Sonra Kurtuluş Savaşı için çalıştı. İngilizler hakkında ölüm emri çıkarttı. Savaştan sonra meclise davet edilip konuşmalar yaptı. Ancak  meclisin muktedirlerini alkışlamadığı, yanlışlarını söylediği, en önemlisi de hiç susmadığı için yıllarca sürgünlere ve hapislere gönderildi, defalarca idamla yargılandı.

Said Nursi ve Fehmi Koru’nun makbul insan olmaları için sadece susmaları yeterliydi. Onlardan alkış bile istenmiyordu. Sadece bizim mahalle sakinleri yapıyorsa doğrudur anlayışını istediler. Sana ne başka mahallenin çocuklarından, Ahmet Altan’ından, Nazlı Ilıcak’ından, Osman Kavala’sından dediler.

Ama ikisi de susmadı, susamadılar. Hakperestlikleri, doğrulukları onları susturmadı.

Said Nursi çoktan vefat etti. Bence dünyanın pek çok yerinde binlerce genç bu sakıncalı(!) insanın kitaplarını coşkuyla okumaya devam ediyorlarsa Bediüzzaman’ın hayatındaki dosdoğru çizgiden ve hakperestliğindendir.

Fehmi Koru 70 yaşında. Bugün hala dimdik her mahallenin doğrularını ve yanlışlarını yazabiliyor, kimde olursa olsun hakkı savunabiliyorsa saygıyı ve sevgiyi hak ediyor demektir.

Haksızlıkları, adaletsizlikleri, zulmü alkışlayan, en azından sessiz kalıp susan sahte entelektüellere rağmen.

Önceki İçerikEvlad-ı Osmanlı’nın Ayasofya’sı
Sonraki İçerikTrump’a dava açıldı..
Levent Bilgi
(Özgeçmiş ve özgelecek) İzmir'in yokuşlu sokaklarında doğdu. Kuşadası'nın denizlerinde sonsuzluğun lezzetini tattı. İstanbul'da okudu. Ordu, Zonguldak, İstanbul, Şanlıurfa'da dersler yaptı. Hayatı, edebiyatı, Kur'an ve Risale (okumayı değil) çalışmayı önemsiyor. Bunların monotonlaştırılmalarına,sıradanlaştırılmalarına, dünyevileştirilmelerine karşı çıkıyor. Artık okuyarak değil, okuduklarımız üzerinde çalışarak, kafamızı çatlatırcasına düşünerek, tahkik ederek bir şeyler öğrenebileceğine inanıyor. Cenneti de cehennemi de önce bu dünyada görüyor. Varlığı, insaniyetini, duygularını ve düşünceyi önemsiyor. Artık nutuk, vaaz, ben en iyi bilirim zamanlarının bittiğine inanıyor. Hakikati eşit bir ilişki içinde; beraber, arayarak, bir masa etrafındaki çalışma grupları ile yakalayabileceğine, en azından hissedebileceğine inanıyor. Hayatı, dünyayı, varlığı, insaniyeti vs. anlamaya, anlamlandırmaya çalışıyor. Allah'ı, âlem-i gaybı ve ölümden sonrasını çok özlüyor ve merak ediyor.

6 YORUMLAR

  1. Fehmi Koru “büyük resmi” bütün detaylarıyla kare kare toplayıp maydana getirdiği bir sinema şaheserini aliminden cahiline amirinden memuruna amelesinden patronuna herkesin anlayabileceği şekilde izletebilen dünyadaki sayılı gazetecilerden biridir, benim gibi cahillar anlasa da anlayamasa da böyledir.

  2. Gerçek manada eleştiri; insanın özgürleşmesinin önüne çıkan tüm engelleri devirecek, onu sınırlayan her şeyi aşmasını sağlayacak bir yaklaşım olarak benimsenmiştir. Ama bizim toplumumuz halen gerçek manada olan eleştiriyi kavrayamamış ve eleştiri yapmak için konuşmuşlardır…
    Kaleminize sağlık 🙏🏻🌸

  3. Bediüzzamanın talebesi olduğunu söyleyen ama ayasofyada ilk namazı cumhurbaşkanının kıldırmasını isteyen şahıs.
    Acaba bediüzzaman şu anda yaşasaydı onun gibimi düşünürdü.
    Ayasofyada da protokol namazı için ne derdi.
    Ülkenin adalet özgürlük ve manevi ortamı için neler söylerdi.

  4. Gerçekten bütün malallelerin doğrusunu yazdığı gibi yanlışını da yazıyor mu ? Yada yanlışını yazdığı gibi doğrusunu da yazıyor mu ? Sahiden kaç tane mahalle varsa gerçekten yazıyor mu ?

    • Şerif bey! Kusura bakmayında; siz tamamen saçmalamış’sınız! Saidi Nursi, sadece 3 aylık tahsil yapmış ve Arapca, Farsca, Osmanlıca Kürtce, ve Türkçe bilen bir dahi’idi. Hangi din ve hangi milletten olursa olsun
      Onun kitaplarını okuyan ve anlayan! Hayretler içinde kaliyor.
      Israilin Filistini işgal döneminde 1970’lerde! İngıltereli bir ingiliz bir çok göstericiye, Allahu Ekberin Manasın soruyor hepsi God is Great diye cevap veriyor, fakat bu cevap o adami
      tatmin etmiyor.
      Bir gün gene gõstericilereden birine yaklaşiyor, şõyle soruyor ” soracağım soruya sakın
      God is great olarak cevap verecekseni hiç sormayayım.
      Adam God is Great’in cevabı bir dakika ve bir günde verilmiyeceğini belirtiyor İngilizi evine götüriyor ve Risaleyi nurları gõsteriyor! Sizin aradağınız cevap bu kitaplarda.
      İngiliz onları okuduktan sonra Mülüman oluyor ve ilk olarak kendi hikayesini İngılterenın ileri gelen gazetesinde şöyle yaziyor ben Allhu Akber’in manasını 5000 sayfalık kitaplardan örendim” yazının devamında neler okuduğunu ve Kurani
      Kerim’imin mucizeleriniden bir kaş örnekte vererk kendisini nasıl Müslüman olduğunu, açıklıyor.
      O yazıyı bir Müslüman küçük kitapçık halinde bastırıyor, ve kıtapç ve Kütüphanelere dağıtıyor.
      Ben o kıtapcıği 2001 de Kanadada okudum.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here