Fesad

1
gündogdu

Tanım 

Fesad; Arapça’da “bozulmak, çürümek; sağduyudan sapmak” vb. anlamlara gelir.

İsim olarak da “zulüm, çalkantı, düzensizlik, kuraklık, kıtlık” mânalarında kullanılmıştır.

Bazı dilciler fesadı “itidal çizgisinden uzaklaşıp bozulmak” şeklinde tanımlamışlardır. Ayrıca Başkasının malına haksız yere el koymaya da fesad denilmiştir. (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “fesâd” md.); (Tâcü’l-ʿarûs, II, 452).

Aynı kökten gelen “ifsat”, bozma, karıştırma, kokuşturma, geçersiz duruma getirme anlamına gelir.  İslâm, fesat çıkarana “müfsit” demiş ve onu lanetlemiştir. Devletler, milletler değişik kanun ve nizamlarla onu önlemeye çalışmış ve ahlâkçılar da ona karşı sürekli mücadele vermişlerdir. Müfsit; fıkhi bir terim olarak da kullanılır. “İbadeti bozan, geçerliliğini yok eden, ifsat eden” demektir. ( Kāmus Tercümesi, “fsd” md.)

Elmalılı Muhammed Hamdi fesadı; “herhangi bir şeyi veya malî değeri faydalanılabilecek halden çıkarmak ve özellikle rabbine isyanla kendi nefsini mahvetmek” şeklinde tanımlamaktadır. Yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanlar; cana, mala ve ırza saldırarak yahut tarım ürünlerini ve insan neslini bozmaya teşebbüs ederek ilâhî düzeni ve halkın birliğini, dirliğini ihlâle kalkışanlar, zulüm, israf ve alçakça tutumları ile güzel ahlâkı bozanlar ve berrak fikirleri bulandıranlardır (Hak Dini, III, 1663; V, 3757; VIII, 5806) der.

Kuran’da fesad

Kur’ân-ı Kerîm’de on bir âyette fesad kelimesi, otuz dokuz âyette de bunun türevleri geçmektedir.

Kuran’da Fesad ve ifsad kavramları kozmolojik, içtimaî, siyasî, hukukî ve ahlaki düzenle ilgili bir konumda kullanıldığı, belli bir düzen veya dengenin bozuluşunu ifade eder.

Hz. Süleyman’ın güçlü hükümdarlığı karşısında Sebe melikesinin endişeye kapılarak ülkesinin Süleyman tarafından istilâ edilmesi durumunda içtimaî ve siyasî düzenin altüst olacağını düşünmesi (en-Neml 27/34);

Yine, Firavun yönetiminin Hz. Mûsâ ve kavmini yerleşik dinî anlayış ve ona dayalı düzene karşı bir tehdit sayması ve onları potansiyel bozguncu olarak nitelemesi (el-A‘râf 7/127);

Firavun’un aynı endişeden dolayı Hz. Mûsâ’yı öldürmeyi tasarlaması (el-Mü’min 40/26) fesad ve ifsad terimleriyle ifade edilmektedir Kuran’da.

İhtiyaçlarını karşılayıp Mısır’dan dönmek üzere yola çıkan Hz. Yûsuf’un kardeşleri hırsızlıkla itham edilince kendilerini şu şekilde savunmuşlardı: “…Allah’a yemin olsun ki bizim bu ülkede fesat çıkarmak için gelmediğimizi sizler de biliyorsunuz; biz hırsız değiliz” (Yûsuf 12/73). Burada da fesat, “yerleşik hukukî ve ahlâkî kaideleri ihlâl etmek” anlamında kullanılmıştır.

Bazı âyetlerde fesad kelimesiyle birlikte onun sebebi yahut sonucu olarak belirli ahlâkî kötülükler de zikredilmekte, dolayısıyla onlar da fesad teriminin kapsamı içinde değerlendirilmektedir.

Ölçüyü, tartıyı eksik kullanmak (Hûd 11/85), ekini ve nesli helâk etmek (el-Bakara 2/205), akrabalık bağlarını koparmak (Muhammed 47/22) ve fitneye yol açmakla fesad ve ifsad arasında bağlantı kuran âyetler bu kabildendir.

Ayrıca organik ve tabii ortamın veya kozmolojik düzenin bozuluşu da fesad kelimesi ile ifade edilmiştir. (Rum/41)

Kur’an’da fesadın karşıtı salâh, ifsadın karşıtı ıslâh ve müfsidin karşıtı muslihtir. Fesad fâsıkların ve münafıkların, salâh da müminlerin vasfıdır. (el-Bakara 2/11; el-A‘râf 7/56-57, 142; en-Neml 27/48-49).

Hadislerde ifsad

Birçok hadiste de fesad, “bozulma”, ifsad “bozma” anlamında kullanılmış ve bunlar genellikle ahlâkî bozukluğu ifade etmektedir.

Meselâ, Davranışların niyete bağlı olduğunu ifade eden, “Ameller kap içindeki sıvılar gibidir, dibi güzelse üstü de güzel olur, dibi bozuksa üstü de bozuk olur” meâlindeki hadiste (İbn Mâce, “Zühd”, 20) ahlâkî muhteva hemen göze çarpar.

“Dikkat edin! Bedende öyle bir et parçası vardır ki o sağlıklı olduğu takdirde bütün beden sağlıklı olur; bozulduğu takdirde bütün beden bozulur; iyi biliniz ki o et parçası kalptir” (Buhârî, “Îmân”, 39) mealindeki hadis ise insan organizmasına ait bir olguyu dile getirmekle beraber kalbin mânevî ve ahlâkî anlamına da işaret etmekte, kalbî ameller planındaki samimiyet yahut kötü niyetin topyekün ahlâkî davranışlarda kendini göstereceğini ima etmektedir.

Böylece Ayet ve Hadislerde, fesad kavramı; âlemlerin yegâne rabbinin bedenî, ruhî, ahlâkî, itikadî, içtimaî, hukukî ve nihayet kevnî (kozmolojik) var oluş mertebelerinde belli bir denge ve ölçüye göre yaratıp öylece sürmesini dilediği fıtrî ve evrensel düzenin herhangi bir şekilde bozulmasını, kargaşaya sürüklenmesini ifade etmektedir.

Fesad’ın mahiyeti

Fesad eylemlerinin mahiyetini üç ana başlık altıda değerlendirebiliriz

 1-İlahi Hakları İhlal Etmek

Alemlerin Rabbi olan Allah (c.c.)’ı  inkar etmek, O’nun birliğini kabul etmemek, ya da insanları O’nun yolundan alıkoymak fesatlıktır ve büyük azabı gerektirir. (Nahl,16/88)

Allah (c.c.)’ın peygamberler (a.s.) aracılığı ile gönderdiği dini yalanlamak, ona karşı gelmek bir çeşit fesattır. Böyle bir fesada düşenler de zalimlerdir. (Yunus, 10/39-42)

Hz. Salih (a.s.), kendi halkına insanları Allah (c.c.)’ın yolundan alıkoymamalarını söylüyor ve böyle bir eylemin fesat olduğunu, fesatçıların sonunun da iyi olmayacağı uyarısında bulunuyordu. (A’raf, 7/85-87)

Hz. Şuayb (a.s.) kendisine karşı gelen kavmini ‘müfsitlerden olmayın’ diye uyarmıştı. Ancak Medyen halkı O’nu yalanladı. Bu yüzden de cezaya çarptırıldılar. (Ankebût, 29/36-37)

Firavun ve kavminin ileri gelenlerinin Hz. Musa’yı (a.s.) dinlememeleri, kurdukları zulüm düzeni, gönderilen ayetlere karşı haksızlık etmeleri ve kibirlenmeleri de fesattan başka bir şey değildi. (A’raf, 7/103)

2- İnsan Haklarını İhlal Emek

Fesat; iyilik, güzellik, doğruluk ve adalet ilkeleri esas alınarak oluşturulan ya da oluşturulmaya çalışılan bir sosyal düzene karşı çıkmayı simgeleyen bir kavramdır. Adalet ve huzur düzenine aykırı bütün kötülükler fesattır.

Bu bağlamda hırsızlık, ölçü ve tartıda hile yapmak, kamu düzenini bozmak, ticari ve iktisadi hayatı mahvetmek, hak ve adalet sınırlarını aşarak azmak, bozgunculuk yapmak, ya da buna sebep olmak, insanları zayıflatmak için gruplara bölmek, zalim yöneticilerin zülmü, iktidar tutkunluğu ile her türlü aşırılığa sapmak, insanların haklarına zarar veren fesat türlerindendir.

Aslında hiçbir müfsit ‘Ben müfsidim!’ demez ve hiçbir bozguncu kendinin bozguncu olduğunu kabul etmez. Bunlar, ağızlarını her açışlarında ıslahtan, imardan bahisler açar; kendilerini ifadeden, iradelerinin hakkını eda etmekten dem vururlar.

Böyle deyip, böyle düşündükleri gibi, aynı anda vicdanlara baskı yapar, başkalarının hakkını çiğner, zulmün en hunharcasını irtikap eder, insanlar arasındaki münasebetleri kırar döker, azgınlıktan azgınlığa koşar ve herkesi sindirmeye çalışırlar.

Fesad düşüncelerini başkalarına dayatan bu müfsitler, kuvvetlerini korudukları ve stratejik davrandıkları sürece ifsadlarına devam edegelmişler ve kimseye de hesap vermemişlerdir; hatta çok defa bir kısım şakşakçılar, dalkavuklar tarafından alkışlanmışlardır.

Müfsitler, Allahın kuralları dahil hiçbir kanuna, nizama saygılı olmamış, hep başına buyruk hareket etmiş ve her zaman bir anarşist gibi davranmışlardır. Onlar bir dinsizdir ama dindar görünürler; tam bir bozguncudur, ancak hep ıslahtan dem vururlar.

Bir despottur, fakat ağzını her açısında “demokrasi, hak, hukuk adalet” der dururlar; sürekli terör estirdikleri halde hiç sıkılmadan “insan hakları”ndan söz ederler.

Aslında farklı coğrafyalarda terörün asıl mimarı da işte onlardır. Yeryüzünde fitne ve fesadı körükleyen; masum insanların kanına giren; diktatörlük tesis etmek için uluslararası kuralları kendilerine benzetmek isteyen; çıkarları uğruna canlara kıyanlar ve siyasî, idarî, iktisadî, kültürel bunalımlara sebebiyet verenler onlardır.

Hele bir de bunların arkasında Akif’in ifadesiyle zulmü alkışlayan, zalimi seven, müfsitleri sevindirmek için kalkıp kendi değerlerine söven tali’siz bir güruh vardır ki, onlar da, duruşları itibarıyla öncekilerden daha geri kalır değillerdir;

Oysaki fesadın kanunu, kuralı olmadığı gibi müfsidin de belli bir çizgisi yoktur. Onlar bugün böyle, yarın başka türlü, öbür gün ayrı bir fanteziye ve bir başka zaman da farklı bir hezeyan peşindedirler.  İşte, bunları alkışlayanların hâlleri bunlardan daha utandırıcı ve daha acıdır.

Çünkü farkına varmadan bir gün ‘demokrasi’, ‘hürriyet’ ve ‘insan hakları’ sözcüklerini alkışlarlar; bir başka gün ise, darbelere, ihtilallere, masumlara yapılan zulümlere, alkış tutmak mecburiyetinde kalırlar.

Bu itibarla da bize, verilen çerçevede her zaman fesada karşı, onunla baş edebilecek dinamiklerle dimdik durmak, ıslah düşüncesine kilitli bulunmak, zulümden fersah fersah uzaklaşmak, adaletin yanında olmak ve en korkunç fesat girdapları karşısında dahi “pes” etmeden hakkı tutup kaldırmak düşer.

3-Ahlâk Açısından Fesat Olan Davranışlar

İslâm’ın koyduğu bazı ahlâk kurallarını çiğnemek de Kur’an tarafından ve hadislerde fesat olarak nitelendirilmektedir. Yalan, iftira, hased, zem, gıybet, yalancı şahitlik vb. gayri ahlaki davranışlar fesadtır.

Kuran’da Hz. Lût (a.s.) kavminin çirkin davranışları, Karun’un mal ve servet biriktirerek onunla övünmek ve menfaatleri uğruna firavunla iş birliği yapması, kıskançlıklarından dolayı Yusuf’u kardeşleri tarafından kuyuya atılması gibi davranışlar birer fesad olarak zikredilmiştir.

Kısaca can, mal, nesil, din ve akıl güvenliğini tehlikeye sokan her şey fesad, bunu yapanlara müfsid, bu zararlı işlere ‘mefsedet’ denir.

Fesadın sonuçları

Şüphesiz ki insanlar, hayır veya şer olsun bütün yaptıklarının karşılığını hem dünyada hem ahirette alırlar/bedelini öderler.

Yeryüzünde çeşitli şekillerde fesad çıkarıp ilâhî düzeni, kişilerin ve toplumların ahlâklarını, ürünlerini ve nesillerini bozan, onların haklarına tecavüz edip zulme sebep olan ve huzuru kargaşaya ve mutsuzluğa çeviren bütün müfsidler mutlaka cezalarını bulurlar.

Kur’an-ı Kerim, Allah (c.c.)’ın fesad eylemlerini ve bunları yapanları bildiğini, onların yaptıklarından haberdar olduğunu, dolayısıyla onlara hak ettikleri cezayı mutlaka vereceğini bildiriyor. (Âl-i İmran, 3/63)

Allah (c.c.) fesad çıkaranlara, ahdini bozanlara ve birleştirilmesini istediği bağları koparanlara lanet ediyor ve yurdun kötüsünü (Cehennemi) onlar için hazırladığını haber veriyor. (Ra’d, 13/25)

İnsanların yaptıkları kötü fiiller yüzünden hem karada, hem de denizde fesad çıkar. Bununla toplumların huzuru kaçar, haklar ihlal edilir ve hatta tabiatın dengesi bozulur. Bu fesada sebep olanlar, yaptıklarının karşılığının bir kısmını dünyada tadarlar. Bazen bir belaya uğrarlar, bazen helak edilirler. Tarihte bunun pek çok örnekleri vardır. (Rûm, 30/41-42)

Örneğin, Hz. Şuayb (a.s.)’i dinlemeyen ve fesad işlerden vazgeçmeyen Medyen halkı; kendilerini, Allah (c.c.)’a kulluk edin, yeryüzünde fesat çıkarmayın, diye uyaran Hz. Salih (a.s.)’e karşı kibirlenen ve alaya alan Semûd kavmi; kendilerini iffetli olmaya davet eden Hz Lût (a.s.)’u dinlemeyen ahlâksız topluluk çeşitli cezalara çarptırıldılar.

Allah (c.c.)’ın âyetlerini inkar eden ve davetlerinden yüz çevirip, fesada teşebbüs edenler için ahirette azap üstüne azap verilir. (Nahl, 16/88)

Yeryüzünde karışıklık, kargaşa, fitne ve fesat, insanoğlu yaratıldığı günden bu yana her zaman varolmuş ve kıyamete kadar da varolacaktır.

Kur’ân-ı Kerim, fesadın insan tabiatında var olduğuna işaret eder ve ona karşı iman ve amel-i salih yolunu tavsiye eder.

Müslümanlar, fitne ve fesadı önlemek üzere müfsitlerin (bozguncuların) peşlerinden gitmezler, onlara ve onların sistemlerine, fikirlerine, eylemlerine hiçbir şekilde destek olmazlar. Onlar akıllı insanların yaptığı gibi yaparlar. Fesat zihniyetini iyi tanırlar ve onunla mücadele ederler. (Ra’d, 13/22)

Onlar, fesada ve fitneye yol açacak davranışlara fırsat vermezler. Fesatçılara karşı direnirler ve onlarla az çok demeden mücadele ederler. Onların ifsatlarını kolaylıkla yapamamaları için meydanı boş bırakmazlar. Müslümanlar bu görevi yerine getirmedikleri zaman yeryüzünde fesat giderek yaygınlaşır. (Enfal, 8/73)

Kendini ifsada salmış fertlerden sağlıklı bir toplum oluşturmanın mümkün olmadığı/ olamayacağı açıktır.

Böyle bir toplumda sürekli herc ü merç yaşanır, kaoslar kaosları takip eder, yığınlar heva ve heveslerine göre davranır; anarşi, terör başını alır gider ve müfsitler bir baştan bir başa bütün bir milleti kendilerine benzetirler. Ne güven kalır ne huzur, ne saygı kalır ne de itibar; bütün değerler alt üst olur, her yanda sadece müfsitlerin yapıp ettikleri ve söyledikleri konuşulur..

Dünyanın her kıtasında aklını, gölünü, kalbini  fesad kaplamış  bir sürü insanlar vardır. Bunlar, vuruyor-kırıyor, çalıyor-çırpıyor; vicdanlara baskı yapıyorlar. Hakları çiğniyor, hak-hukuk tanımıyor, meşru olan ne varsa hepsini yok sayıyorlar.

Kinle, nefretle saldırıyor kan döküyorlar, sonra da kalkıp bütün bunları insanlık ve insanî değerler adına yaptıklarından dem vuruyorlar. Yazıklar olsun bu Müfsid’lere!

Vesselam.

Kaynak:

T.D.V, İslam Ansiklopedisi, “Fitne”, mad.

Ahmed Kalkan, Ansiklopedik Kuran Kavramları ve Güncel Yansımaları, “Fitne”, mad.

Mustafa Bilgen, Ahlaki Hastalıklar ve Kurtuluş Yolları.

1 YORUM

  1. ﴿ İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu; böylece Allah -dönüş yapsınlar diye- işlediklerinin bir kısmını onlara ­tattırıyor.
    Rum suresi 41.ayet.
    Rabbim bizleri firavun nemrut gibi enaniyet ve kibir tavırlı insanların şerrinden korusun.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here