Fili tanımlayan körler durumuna düşmek istemiyorsak…

1

Bir kaç âmâ bir yerde otururlar. Aralarında bir müzakere geçer. Biz fili görebilir miyiz, derler. Sonra fil çobanı bunları alır, filin yanına aparır. Her biri filin bir yanını bulur, tutar. Kimi kulağına, kimi ayağına, kimi karnına, kimi hortumuna yapışır.
Fili böylece bilip geçtikten sonra, kavgaya başlarlar. Filin ayağına yapışan, direk gibi olduğunu söyledi. Kulağına yapışan sofra bezine, karnına yapışan da küpe benzetti. Hasılı hangi uzva yapıştılarsa, onu bildiler, inançları öyle oldu.

İşte taklit suretiyle inanç sahibi olanların hali budur. Belirli bir şeye saplanıp kalırlar. O ölçülü halde mahpus olup dururlar.

Ne olursa olsun; irfan sahibi kendini belli bir inanca kaptırmaz. Çünkü o, kendi zatına âriftir.
İrfan sahibinin kendi hakikatına daha ârif olması ve özünü bilmesi için, saygı ile dinlemesi icap eder. İrfan sahibinin ermesi için bunların bilinmesi, bir zarurettir.

Allah’ın zatına ve sıfatına bir son olmadığı gibi, alemlerin dahi sonu yoktur. Zira alemler, isim ve sıfatların belli olma yeridir. Zuhur eden, sonsuz olduğuna göre, zuhur yerlerinin de sonsuz olması gerekir. “O her an bir şan alır” ayetinin manası, “Hakkın tecellisine son yoktur” demektir.

Hakkın kudreti, tam kemal halindedir. Bu yüzden bir kula bir tecelliyi iki defa eylemez. O daima yeni yeni tecelli eder. Ve aynı tecelli şimdiye kadar, iki kula olmadı; olmaz da…

Hakkın görünebilmesi için bir gayret, tecelli yerleri içinde bir nihayet olmamakla beraber; bütün olarak onsekiz; parça olarak da onsekiz bin âlemin varlığını derler O. Bu iddiayı İbn-i Abbas’tan rivayet edilen şu hadise istinat ettirirler: “Allah’ın onsekiz bin alemi var; sizin şu dünyanız o âlemin ancak biri sayılır.”

Allah tam bir izzet ve her şeye karşı doygunluk ile anılır. Aslında bu makama isim şekil sıfat ve nitelenmiş sözleri yaramaz. Ama maksadı anlatabilmek için bazı tabirleri kullanmak icap ediyor. Zat-ı İlahi her şeyden tenzih edilir. Çünkü henüz esma ve sıfat dairesine tenezzül etmemiştir. Bütün isimler, Hakkın zatında yokluğa gömülmüştür.

“Muhakkak ki Allah, âlemlerden ganidir” ve “Gizli bir hazine idim” ayeti ile “Allah öyle bir halde idi ki; onunla beraber olan şey yoktu” hadisi, anlattığım “Allah Makamı”nın planını çizer.

Her ne olursa olsun, Hakkın zatına ârif olana değişen bir şey yoktur. Evvel zamanda ne idiyse, şimdi de öyledir.

Hz. Ali “Allah öyle bir halde idi ki; onunla beraber olan şey yoktu” hadisini işitince “El’an yine öyle” dedi. Hazret, zikri geçen hadisi adeta tasdik eder gibi, konuşmuş ve hadisin bir başka yüzünü açıklamış ve tefsirini yapmıştır.

Buradaki belli olma ya da cevher ehil olanlar için gizli sayılmaz. Dolayısıyla Allah; ezeli ve ebedidir, evveli ve ahiri yoktur. Şekli ve şemaili, henüz bize tenezzül etmediğinden tarifi mümkün değildir.

Ezcümle; olan işlerin hiç biri, yoktan zuhura gelmedi. Hepsi bir zatî inkılâptan ibarettir. Yoktan oldu, demedeki kasıt; “Zatı Zatında saklı iken, isteği ile açığa çıktı” demektir. Zira ne var yok olabilir; ne de yok var olabilir. Zat deryasında meydana gelen inkılap sayesinde âlemler zuhur etti. Arifler katında öncesi ne idiyse, el’an yine öyle… Bu ehline yani bilene malumdur.

1 YORUM

  1. Veysi bey merhaba .9 Ekim Tarihli yazınızda “…..“Muhakkak ki Allah, âlemlerden ganidir” ve “Gizli bir hazine idim” ayeti ile “Allah öyle bir halde idi ki; onunla beraber olan şey yoktu” hadisi, anlattığım “Allah Makamı”nın planını çizer.” şeklinde bir beyanınız var.Öncelikle bahse konu “Gizli bir hazine idim” diye bir ayet söz konusu değil.Kudsi hadis diyenler var ise de Kudsi hadis olmadığı da aşikar.Buna ilişkin bilgiyi aşağıda alıntılıyorum.Lütfen kontrol edip gerekli düzeltmeyi yapın insanlar yanlış bilgilenmesin.
    ————————————————————————–
    1- “Ben gizli bir hazine idim. Bilinmeyi murad ettim. Bilineyim diye mahlûkatı yarattım.” İsmail Hakkı Bursevî’nin şerh etmek maksadıyla Kenz-i Mahfî diye bir eser yazdığı bu hadis, bütün hadis bilginlerince mevzu kabul edilmiştir. Öyle ki, mevzu hadislere mevzu olduklarını söylemekten çekinen Suyûtî bile buna mevzu diyebilmiştir.(süleymaniye vakfının sitesinden alıntı.)

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here