Filin Şekli

0

Olaylara yaklaşımımız nesnel değil subjektif.

Hadiseleri değerlendirirken tek boyutlu yaklaşıyor; duygularımızı, ideolojilerimizi fazlasıyla karıştırıyoruz.

Bu nedenle problemlere sağlıklı çözümler bulamıyoruz.

Yanlışların karanlığında doğruların güneşini arıyoruz.

Herkes olaylara bulunduğu konumdan bakıyor.

Tek doğru kendisi.

Ortak değerlerimiz, buluşma noktalarımız tek tek yıkılıyor.

Bu yaklaşım tarzı sadece dünyalık işlerde değil uhrevi meselelerde de aynı.

İnançlarımızı, duygularımızla harmanlayınca karşımıza ideal bir tablo çıkmıyor.

İslami konuları hayatımıza tatbik ederken Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şerifler varken onların yerine kendi ideolojik körlüklerimizi katmayı tercih ediyoruz.

Bu sebeple aynı konuda, onlarca farklı görüş ortaya çıkabiliyor.

Bunun adı zenginlik değil bilakis bilgi kirliliği.

Saplantılarımızı, ‘din’ diye sunmaya çalışıyoruz.

Yaşam tarzımız İslamiyet ile bağdaşmıyor.

İnandığımızı yaşayamayınca yaşadığımızı inanç sanıyoruz.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyuruyor:

“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, Kur’an bir vadide, onlar başka bir vadide olurlar.”

İşte o bahsedilen zaman tam da içinde bulunduğumuz bu zaman.

Sorunları çözmek istiyorsak bütüncül yaklaşmamız şart.

Oysa bugün bütünsel bakmak yerine yakaladığımız bir parçadan bütünü tarif etmenin derdindeyiz.

Mesnevi hikayelerinden “Filin Şekli”nde olduğu gibi karanlıkta fil tarifi yapıyoruz.

Bir Hintli, hayatlarında hiç fil görmemiş insanların yaşadığı bir köye bir fil getirdi; fili karanlık bir ahıra koydu.

Ertesi gün, fili köylülere gösterecekti.

Ama meraklı birkaç kişi hayvanı hemen görmek için o kapkaranlık ahıra toplandı. Ancak ahır o kadar karanlıktı ki, fil gözle görülemiyordu.

Adamlardan hiçbiri de yanlarında mum getirmeyi akıl edememişti.

O göz gözü görmeyecek kadar karanlık ahırda, file ellerini sürerek onu tanımaya çalıştılar.

Birinin eline filin kulağı geldi; “Fil bir oluğa benzer” dedi.

Başka birinin eline ayağı geldi; “Fil bir direğe benzer” dedi.

Bir başkası da sırtını ellemişti; “Fil bir taht gibidir” dedi.

Herkes neresini elledi, nasıl sandıysa fili ona göre anlatmaya başladı.

Bundan dolayı fili tarifleri de farklı farklıydı.

Eğer herkesin elinde bir mum olsaydı, fili tariflerinde bir farklılık kalmazdı.

Duygu gözü, ancak avuca, köpüğe benzer; avuç bütün fili birden elleyemez ki!

Denizi gören göz başka, köpüğü gören göz başkadır.

Köpüğü bırak da denizi görmeye bak sen.

Köpükler, gece gündüz denizden meydana gelir, onları deniz harekete getirir.

Önceki İçerikMarmara Denizi kıyıları için tsunami uyarısı..
Sonraki İçerikKimiz biz
1978 yılında Erzurum'da dünyaya geldi. Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-Tv ve Sinema Bölümü mezunu; Anadolu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu; Atatürk Üniversitesi Adalet Meslek Yüksekokulu mezunu. 2001 yılında gazetecilik hayatına başladı. Erzurum'daki yerel gazetelerin çeşitli birimlerinde 3 yıl çalıştıktan sonra Diyarbakır ve Ankara'da Parlamento Muhabirliği başta olmak üzere çeşitli alanlarda 11 yıl gazetecilik yaptı. 2017 yılından itibaren ise Ocakmedya'da yazmaya başladı. Halen Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-Televizyon ve Sinema Bölümünde Yüksek Lisans yapmaktadır.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here