Fitne

2

Son zamanlarda sıkça kullandığımız, iki ayrı kelimeden oluşan, “Fitne-Fesad” deyimini yazalım istedik. Ancak baktık ki bu iki kelimenin de ayrı ayrı çok geniş manaları var, ikisi birden bir yazıya çok fazla gelecek. Deyimdeki sırasına göre, önce “Fitne”yi yazdık. Hadi buyurun okuyalım. Çok enteresan manaları var.

Tanım

Fitne’ kelimesinin aslı ‘Fetn’dir. Fetn sözlükte, altın ve gümüş gibi değerli madenlerin saflığını anlamak için onları ateşte eritmek, ateşe atarak denemek demektir.

Terim olarak, sınama, maddî ve mânevî sıkıntı, üzüntü, belâ ve felâketle imtihan etme anlamlarına gelen fitne; özellikle dilimizde insanlara fenalık yapmak, onları belaya uğratmak ve genelde toplumda kargaşa çıkarmak gibi kötü fiil ve davranışlar için kullanılmaktadır. 

Fitne kelimesi bunlardan başka, küfür, azgınlık, sapıklık, günah, ayrılık, iç ihtilaf ve kargaşa, kavga, delilik, azap, musibet, aklını çelmek, gönlünü çalmak, kandırma (iğva), kışkırtma, nifak, ihtilaf, baştan çıkarma, birbirine düşme, çekişme, zulüm, baskı, karışıklık ve bir şeye fazla meyletmesi gibi anlamları da vardır. Diğer tabirle fitne, bir bakıma algı operasyonudur.

Kur’an-ı Kerim, “Fitne, (insan) öldürmekten (katil’den) daha büyük suçtur.” (Bakara, 2/191) diye tarif etmektedir.

Aynı kökten gelen ve dilimizde kullanılan iki kelime daha vardır. Bunlar;

Fettan; insanın içine aşk ateşi ve aklını çeldiği için kadına, kişinin aklını çelip ona azap kazandırdığı için şeytana, kişiye zarar verdiği için hırsıza, ‘fettan’ denmiştir. İnsanın gönlünü çelen, hırsını arttırıp günaha sürükleyen altın ve gümüşe de ‘iki fettan’ denmiştir.

Reklam

Meftûn; aklından zoru olmak anlamından hareketle, deli gibi tutulmak, aşık olmak, çok beğenmek, bağlanmak, anlamları kazanmıştır. 

Kur’anda fitne kelimesinin manaları

Kur’ân-ı Kerîm’de otuz dört âyette fitne kelimesi, yirmi altı âyette de türevleri geçmektedir. 

Fitnenin Kur’an’da başlıca şu mânalarda kullanıldığı görülür: 

Sınama (ibtilâ), deneme (ihtibâr) ve imtihan (el-Bakara 2/102; Tâhâ 20/40, 85, 90, 131); 

Şirk, küfür, müşriklerin müslümanlara uyguladıkları ve şirke döndürmeyi amaçlayan zulüm ve baskıları (el-Bakara 2/191, 193, 217; en-Nisâ 4/91); 

Sapıklık, sapma, saptırma (el-Mâide 5/41, 49; es-Sâffât 37/162); 

Azap, işkence, ateşe atma (el-Ankebût 29/10; ez-Zâriyât 51/13, 14; el-Burûc 85/10); 

Reklam

Düşman saldırısı (en-Nisâ 4/101); 

Allah’ın kullarına farklı imkânlar vererek birbirlerine karşı niyet ve tutumlarını ortaya çıkarması (el-En‘âm 6/53; el-Furkān 25/20); 

Bol rızık veya genel olarak nimet (Zümer 39/49; el-Cin 72/ 17);

Günah, nifak (el-Hadîd 57/14, et-Tevbe 9/49);

Şeytanın hile ve tuzakları, şeytanın zayıf ruhlu kişilere aşıladığı bâtıl inanç ve kuruntu (el-A‘râf 7/27; el-Hac 22/53); 

Hadislerde fitne konusu

Peygamberimiz (s.a.v.) kendinden sonra meydana gelecek ve Müslüman toplumun dirlik ve düzenliğini bozacak çeşitli fitnelerden ümmetini sakındırmıştır. Bu fitnelerin özelliklerini de sayarak bunları ümmetine tanıtmıştır.

Ebu Musa el-Eş’arî’nin rivayetine göre Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Kıyametten hemen önce karanlık gecenin parçaları gibi fitneler meydana gelecek. Kişi o fitnelerde mümin olarak sabaha erer, akşama kâfir olur; mümin olarak akşama erer, sabaha kâfir çıkar. (Ebu Davud, Fiten, 30; Tirmizi, Fiten, 30)

Kâ’b İbni İyaz‘dan radıyallahu anh’den rivayetle  Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurmuştur. “Şüphesiz her ümmetin bir fitnesi vardır. Ümmetimin fitnesi (imtihan vesilesi) de maldır.” (Tirmizî, Zühd 26) buyurmuşlardır.

Sa‘d İbni Ebû Vakkas radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem namazlardan sonra şu duayı okuyarak Allah’a sığınırdı:

“Allahım! Korkaklıktan, cimrilikten sana sığınırım. Erzel–i ömürden/ileri derecede yaşlılıktan sana sığınırım. Dünya fitnesinden sana sığınırım. Kabir fitnesinden sana sığınırım. ” (Buhãri, “Fiten”, 4).

Hadislerde geçen fitne tanımı özetle şöyledir:

Ümmetin birliğini bozan faaliyetler, fırka fırka olmalar, dinî ve siyasî çekişmeler, Müslümanlar arasında çıkan bağy (isyan, azgınlık) gibi olaylar, İslâm uğruna çalışma gayretinin azalması, zalim yöneticilerle mücadele edilmesi gerekirken onlara dalkavukluk yapılması, din bağının zayıflaması, dinden dönmelerin artması birer fitnedir. (Buhãri,`İlim”, 24, “Fiten”, 5 ; İbn Mãce, “Fiten”, 25).

Fitnenin mahiyeti 

Arap dilinde fitnenin asıl anlamının “deneme ve sınama”, özellikle de “ateşe atarak deneme” olduğundan, kelimenin öteki kullanımları temelde bu mâna ile ilişkisi olduğu görülmektedir. 

Deneme bazan, insanlar için daima bir risk taşıyan mal-mülk, evlât, sağlık gibi nimet sayılan şeylerle olduğu gibi yokluk, hastalık, musibet, şeytan veya düşman tasallutu gibi sıkıntılarla da olmaktadır (Taberî, Câmiʿu’l-beyân, I, 461-462). 

Bu husus özellikle, “Sizi bir fitne/imtihan olmak üzere şerle de hayırla da deneyip sınarız” meâlindeki âyette (el-Enbiyâ 21/35) açıkça belirtilmiştir. 

“İnsana bir hayır dokunursa pek memnun olur; bir de fitneye mâruz kalırsa çehresi değişir, dinden yüz çevirir.” (el-Hac 22/11) meâlindeki âyette ise fitnenin hayrın zıddı olarak kullanıldığı görülür. 

Fitneye sebep olan pek çok kötü fiil ve davranış, toplumları içten içe yiyerek temelden çökmelerine neden olur.  

Fitneler kimi zaman yavaş yavaş ortaya çıkar. Böyle durumlarda insanlar bunun farkına varmayabilir. Bir yere fitne girince de orasını kolay kolay terk etmez. İyi düşünmedikleri ve iyi hesap etmedikleri için fitneye karışanlar pek çok zarara uğrarlar ve çoğu zaman fitne içinde olduklarını bile düşünmezler, bilmezler.

Fitneler bazen de dinde grup grup (fırka fırka) olmak yüzünden de çıkabilir. Herkes kendi görüşünü en doğru kabul eder, başkalarını batılda, yanlışta ve sapıklıkta görürse, tekfir ile itham ederse, Müslümanlar arasına fitne girmiş demektir. 

Bunun sebebi kimilerinin grubunu, cemaatini veya tarikatını, o gruba ait görüş ve prensipleri, Din’in önüne koymasıdır. Bu hataya düşenler bundan sonra başkalarına ‘öteki’ gözüyle bakmaya başlarlar, ötekileştirirler. Bu yanlış bakış açısından da anlaşmazlıklar, fitneler ve kavgalar doğar, şeytanlaştırma başlar.

Bundan dolayı hiç kimse bağlı bulunduğu grubu, cemaati, tarikatı, hizbi, Din’in ilkelerinin önüne koymamalıdır.

Fitne zamanında yalan artar, algı operasyonları yaygınlaşır. İlmin getirdiği ölçüler dinlenilmez, gerçekler bir işe yaramaz. İlim ve gerçekler çok rahatlıkla istismar edilir, hatta fitneyi arttırıcı bir şekilde kullanılır. 

Herkes kendi görüşünü doğru kabul eder ve onu gözü kara bir şekilde savunur. Fitneye bulaşanlar için din ve onun hükümleri sözde kalır. 

Kişilere ve gruplara bilgisizlik, tarafgirlik ve algılar yön verir, akl-ı selimden çok arzulara uyulur. 

Fitneye düşenlerin hedefleri belli değildir. Kör kuyuya taş atanlar gibidirler. Fitne zamanında dinî hükümler ile fitneye yön veren ve fitneye düşen güçler arasında derin bir uçurum meydana gelir. 

Asaletli ve yüce karakterli aklıbaşında, bilge insanların sözü dinlenmez. Meydan ilkesiz ve kötü kimselere, dalkavuklara ve menfaatperestlere veya küresel güçlerin maşalarına kalır. İnsani değerlere hücum edilir, haysiyetlere, kişisel haklara dokunulur, belki canlara bile kıyılır.

Böyle bir ortamda hak ve adaletten yana olanlar, şeref ve haysiyetine değer verenler ile İslâm’a gönül verenler, toprağın altı üstünden daha hayırlı olduğunu söylemeye başlarlar.

İnsanların karşılaştıkları bütün güçlükler ve ellerinde bulunan bütün nimetler ve imkanlar birer fitne-deneme sebebidir. Günümüzde, eskiye oranla insanların ellerinde daha fazla imkan ve mal var, daha fazla nimetlere sahipler. Eskiden karşılaşılan pek çok zorluklar ve darlıklar giderek azaldı. İşte bütün bu imkanlar ve nimetler birer fitne-imtihan’dır.

Dünyada bazı Müslümanların karşılaştıkları baskılar, işkenceler, zulümler, haksızlıklar birer fitnedir. Onurlu müminlerin zalimlerle mücadele zorunda kalmaları kendileri hakkında bir fitnedir, sınav sebebidir. 

Fitne zamanında bereket azalır, salih ameller az yapılır, aç gözlülük artar, çıkar ve kan davaları sürüp gider, dinî konularda cahillik yaygınlaşır, can ve mal güvenliği kalmaz. 

İnsanlar arasındaki güven kaybolur, hak ve hukuka riayet edilmez. Hatta öldüren niçin öldürdüğünü, ölen de niçin öldüğünü bilmeyecek kadar her şey birbirine karışır. Haklı haksız belli olmaz, anarşi, kaos, huzursuzluk ve emniyetsizlik alıp başını gider. (bkz. Buhârî, Fiten 26, İ’tisâm 2; Müslim, Küsûf 8, 11, 12, 22; Ebû Dâvud, Fiten 24, 149).

Müslüman nesillerin karşı karşıya kaldığı, Din’in emirleri karşısındaki duyarsızlıkları da birer fitnedir.

Fitne’den kurtuluş ve korunma yolları

Müminler fitne ortamını Peygamberimiz (s.a.v.)’in açıklamalarından hareketle tanırlar ve olabildiğince kendilerini bu zararlı fitnelerden korumaya çalışırlar.

Fitne ortamında müminlere düşen, fitnelere karışmadan gücü yetiyorsa fitneyi önlemeye çalışmak, yetmiyorsa bir kenara çekilip müminlerin hayrına dua etmek, ya da fitneyi ve fitneye bulaşma tehlikesi olan işleri terk etmektir.

Zira Resülullah (a.s); “Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle/ rıza göstermemekle, taraftar olmamakla düzeltme cihetine gitsin ki, bu imanın en zayıf derecesidir.”  (Müslim, Îmân 78. Ayrıca bk. Tirmizî, Fiten 11; Nesâî, Îmân 17). 

Fitneler karşısında dili tutmak (zamanımızda kalemi de tutmak), fitneye düşenler arasında uzlaştırıcı olmaya çalışmak, kendi yandaşlarına değil hak ve adalete destek olmak en iyisidir.

İslam dini fitneyi şiddetle yasakladığı gibi, fitneye götüren fiil ve davranışları da yasaklar. Bu itibarla müminler, toplumun huzur ve barışı bozucu fitneye sebep olabilecek tavırlardan sakınırlar. Fitneye kaynaklık edebilecek insanlar ya da anlayışlar karşısında, toplumsal sorumluluklarının bilincinde olarak hareket ederler.  

Fertlerin manevi değerlerine ve toplumun birlik ve beraberliğine zarar veren, fitneye zemin oluşturan tavırlar karşısında müslümanların sorumluluğu da vardır.

Bu sorumluluk, fitneyi, önce bilgi ve iman ferasetiyle fark etmek, mümkün mertebe fitnenin konusu ve bizzat kendisinin fitnelere sebep olmamak, fitnenin yayılmasına engel olmaktır.

Karşılaşılan olaylardan hangisinin fitne olduğu hangisinin olmadığı konusunda Müslüman çok dikkatli olmalıdır. Çünkü birçok olaylar insana değişik şekillerde ve kılıflarda sunulmakta ve çeşitli algılarla insanlar çok kolay bir şekilde yanıltılmaktadırlar.

Fitnenin nereden geldiği ve nasıl uzaklaştırılacağı noktasında Müslümanın feraseti, basireti, fetaneti, ilmi, sabrı ve diğer güzel ahlâk esasları birlikte devreye girecek ve onun yolunu aydınlatarak çözümünü bulacaktır.

Kur’an-ı Kerim Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“Ey müminler! Öyle bir fitneden sakının ki, o, sizden yalnızca zulmedenlere dokunmakla kalmaz. Bilin ki, gerçekten Allah, azabı/fitneyi sonuçlandırması pek şiddetli olandır.” (Enfal sûresi, 8/25).

Fitne ateşini yakanlar, yayanlar sadece kendilerine değil, herkese zarar verirler.

Vesselam.

Kaynak:

T.D.V, İslam Ansiklopedisi, “Fitne”, mad.

Ahmed Kalkan, Ansiklopedik Kuran Kavramları ve Güncel Yansımaları, “Fitne”, mad.

2 YORUMLAR

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here