Fransa’nın Mantık Dışı Politikasının Altında Yatan Sebep Nedir?

1

Uluslararası ilişkilerde “Dostluk”“Arkadaşlık” ya da “Kan bağının” olmasının hiçbir önemi yoktur. Aslolan şey; “Çıkarlarınızdır” ve bu ülke politikanız için kötü bir şey değil olması gereken, çok doğal bir reflekstir. Ülkelerin siyasi ve stratejik çıkarlarına göre diğer ülke ve / veya ülkelerle olan ilişkilerinde “ahbaplık” en son aranan değerdir. Bunu beklemek, bunu istemek veyahut bundan faydalar elde etmeyi umut etmek amatörlük hatta iş bilmemezliktir. Bugün uluslararası arenada her ülke direk ya da indirek olarak diğer ülkelerle olan ilişkilerinde önce “kendi çıkarlarını” gözetir. Bunu yapıyor diye de o ülke için “yakışıksız bir siyaset” yürütüyor diyemeyiz. Bu çok normaldir.

Bazı durumlarda, bu kural istisnalara uğrayabilir. Ve bilindiği üzere bu istisnalar kaideye asla zarar vermez. Türkiye ile KKTC arasındaki ilişkilerde bile öncelik her iki ülkenin çıkarlarıyken dediğimiz gibi bazı istisnai durumlarda ülkeler birbirlerinin çıkarlarını göz ardı edebilir ya da hiç düşünmeden yok sayabilir. Bu durum ülkemizin, Azerbaycan’la olan ilişkisinde de görülebilir. Gelgelim dediğimiz gibi tersi olsa bile bu bir “suç” ya da “ayıp” olmaz. Ki Yunanistan ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasında 2014 yılında İngiltere Liverpool limanında, “İllegal bir ticaret” krizinde Yunanistan, GKRY aleyhine karar almış bu yüzden de suçlanmamış hatta GKRY tarafından ayıplanmamıştır. Bizler bu durumla çok eğlenirken, Yunanistan’ın kendi çıkarı, küçük kardeşinin çıkarından daha öne çıkmış ve bir anda çiğneyip geçmiştir tüm o duyguları. Kabul edilebilir bir durum olduğunu çok sonra tecrübe ettik.

Diğer taraftan çıkarlarınız uyuşmadığında, bu arenada acımasız olmanızda sizi suçlu yapmaz. Hatta tamamen doğal bir süreç,  doğal bir seçilimdir. Güçlü bir siyasetiniz varsa kazanan olursunuz, tersinde ise ibre sizden yana yer değiştirir ve kaybeden olursunuz. Bu yüzden yargılanmaz, dışlanmaz ya da hor görülmezsiniz.

Şuan oldukça popüler olan Fransa ve Yunanistan’ın aralarında ki ilişkiden kim kazançlı çıkar kim daha çok kaybeder bilemeyiz, bizi de ilgilendirmez. Ancak onların şuan birlikte olup, dirsek temasında karşımızda dikilmeleri yarın ya da yakın gelecekte taraflardan birinin yer değiştirmeyeceği anlamına gelmez. Bu da çok normaldir. Taraf değiştiren suçlu olmaz, tarafını koruyan erdem sahibi sayılmaz. Dediğimiz gibi; “Çıkarlar” ve bu çıkarların çakışması – yer değiştirmesi ya da tamamen geçerliliğini kaybedip, ortadan kalkmasıyla durum değişebilir. Buraya kadar olanlar, Dış Siyaset Kültüründe olması gereken, olağan ve normal olarak adlandırabileceğimiz bir patika yoldur. Bu yolda ise “ayıp” – “el âlem ne der” – “yakışıksız” gibi terimlere asla yer yoktur. Normal süreç böyle ilerler ve bunu her ülke siyaseti kabul görüp, sorun çıkartmaz.

Fakat Fransa’da durum ne olursa olsun, zemin ne kadar kaygan olursa olsun, çıkarlar ne kadar yükselirse yükselsin, Türkiye ya da Türkiye’nin bir çıkarı varsa çok fazla cepheler arasında oynama olmaz. Bu karakteristik bir niteliğe dönmüş gibidir. Neden peki? Fransa’nın çıkarları ile bizim çıkarlarımızın ortak bir noktada buluştuğu hiç görülmemiş midir?

Fransa, dış siyasette ya da uluslararası ilişkilerde iki kutuplu çıkar çatışmalarında Türkiye aleyhinde olmaktan asla geri durmaz ve durmayacaktır. Zaman zaman kendi çıkarları ile ters düşse bile Türkiye aleyhtarlığından da kolay kolay vazgeçmez. Evet, bu “Amatörlük” hatta “İş bilmemezliktir.” Ve bu yorumuma uluslararası tecrübesi olan birçok usta isim katılacaktır.

Peki, neden böyle? Dünya tarihinde ve uluslararası ilişkilerde çok etkin ve güçlü olan Fransa nasıl böyle primitif hatalar yapabiliyor? Bu hataların temelinde yatan ne?

Ülkeler dış siyasetlerini oluşurken birçok parametre etkili olur. Bunlardan en önemlisi ülke insanının karakteristik özellikleri, kültürleri, anlayışları hatta olayları değerlendirme yetenekleri ve alışkanlıklarıdır. Bu sıradan bir ülke vatandaşının nitelikleri ile paralel ilerlerken birçok vatandaşın bir araya gelmesiyle oluşan irili ufaklı toplulukların geliştirdiği reaksiyonlarla da şekillenebilir. Buna aileler diyebiliriz, dernekler, federasyonlar diyebiliriz hatta localar, lobiler, diasporalar diye de ekleyebiliriz.

Bu toplulukların verdiği kararlar, katalizör etkisi ile temelden ve tabandan bir hareket oluşturduğu için ülke siyasetini de belirleyen dinamiklerden biri haline gelir. Karar vericilerin kaygılarıyla bu durum birleşik hareket edince ortaya birçok saçma sapan alınmış karar çıkabilir. Tecrübenin, tarihsel bileşiğin ya da siyasette uzman olmanın hiçbir önemi kalmaz bu noktada.

Fransa dış siyasette Türkiye ile olan ilişkilerinde uyguladığı siyasetin zaman zaman kendi çıkarlarına bile ters düşen bir yoldan ilerlemesinin altında yatan sebepte işte budur. Ülke “yasama ve yargı”” sisteminde çok etkin olmasa bile “yürütme” de çok etkin bir diasporanın dolaylı baskısı altındadır Fransa. Bunun adı da; “Ermeni Diasporası”dır.

Zaman zaman bunu yazılı ve görsel basında gördük. Uzun yıllardır Fransa’nın ülkemiz adına aldığı her mantık dışı kararda bunu hissettik. Bazılarımız ise bunu tecrübe etti. Ekonomide, kültürde, siyasette hatta sporda bile Fransa ile karşılaştığımız her cephede “Ermeni Diasporası” etkisindeki Fransa’nın akıl dışı kararlarıyla karşılaştık.

Fransa’daki bir bankada swift kodu isterseniz günlerce gelmez, iş yapamazsınız. Paris’te bürokratik bir işiniz sırasında pasaportunuzu gösterdikten sonra işler bir şekilde hep duvara çarpar, mağdur olursunuz, “ellerinden gelen bir şey yok herhalde” deriz. Metz merkezli bir şirketle yapılan yüklü bir ithalat / ihracat iptal olur, sebebini düşünürüz, günlerce hatayı kendimizde arar dururuz. Marsilya limanında Türk gemileri sıraya alınır, o sıra bir türlü gelmez, günlerce Marsilya açıklarında bekleriz, anlamayız. Askeri tatbikatlarda siz hep Fransızların düşmanı olursunuz senaryoda. Fransız istihbaratı ile ortak operasyona girersiniz devamında o operasyonda çatlayan kısım hep karşı taraf olur ve bir süre sonra “Üzgünüz, elimizden bir şey gelmezdi” cevabını alırsınız. Yarım ve eksik kalan siz olursunuz. NATO toplantısında Türkiye aleyhine kalkan ilk el hep Fransa’nındır, “Neden?” deriz. Çok uluslu antlaşmalarda size kota koyan hep Fransa’dır. Kuralları belirleyen, esneten ve sıra size gelince de o kurallar daha da sertleşir ve altından yine Fransa çıkar. Fransa coğrafyasının alakası bile olmayan bir yerde çıkarlarınız adına mücadele ederken karşınıza ilk dikilen Fransızlar olur. Doğu Akdeniz’de petrol ararsınız, Komşu ülkelerin imdadına (!) ilk Fransızlar gelir. Bu anlamsız ve besili öfkeyi hisseder ve tecrübenizle birlikte büyüdüğünde artık net bir şekilde görmeye başlarsınız ve gördüğünüz şey şudur;   “Ermeni Diasporası…”

Fransa işine gelsin ya da gelmesin alacağı kararlarda önce şunu sorar; “Türkiye’nin bir çıkarı var mı?”

Aslında bu soruyu soran Fransız Resmi Devlet politikası değildir. Bu soruyu önce Ermeni Diasporası sorar. Sonra bu soruyu alır, şekillendirir, besler, büyütür, grift bir yapıya sokar, bürokrasi ile harmanlar, içinden çıkılmaz bir hale sokup Fransız Devlet Politikasının kucağına atar ve takibe geçer. Sopası büyüktür, ticaret hacmi, turizm, medya, endüstriyel üretim sahipteliği, hammadde temini, ithalat & ihracat hatta spor ve moda dünyasında bile çok etkinlerdir. Fransız Devlet Politikasının aslında çokta fazla seçeneği yoktur. Çünkü sopa puştun elindedir. Kucağına bırakılmış olan soruyu, sorun haline getirip, Türkiye’nin karşısında ulu orta dikilme dışında seçeneği kalmamıştır.

Fransa’nın ülkemiz aleyhinde aldığı her kararda bu ap açık bir şekilde gözükür. Göremeseniz bile bunu hissedersiniz. Fransa, söz konusu Türkiye olduğunda fikri Ermeni Diasporasına bırakır. Durduk yere sopa yemek istemez çünkü. Verilen fikirden sonra kararı da kendi alır. Ve tabii ki diasporadan da Türkiye lehine bir fikir vermesini beklemek akıl dışı olur.

2000’ler başında Türkiye ile Fransa milli futbol takımları arasında düzenlenen bir “Hazırlık Maçı” iptal olmuş ve ardından bu konuyla ilgili açıklama yapan Fransız milli takımının en önemli orta saha oyuncusu Ermeni asıllı Alain Boghossian durumu şöyle özetlemiştir; “Bu maçın iptal edilmesi için elimden geleni yaptım. Olur ya şans eseri bile olsa Türklere yenilirsek ailem ve akrabalarım beni sonsuza kadar affetmez. Çocuklarımın yüzüne bakamam. Bu utançla yaşayamam.” Avrupa Şampiyonu olmuş, Dünya Kupası kazanmış, Futbolun yeni Tanrısı olduğunu ilan etmiş ve tüm bunları yaparlarken orta sahanın dinamosu olan Boghossian aslında bize diasporanın alt benliğini de göstermiş oluyor bu sözleri ile. Uluslararası futbolda en büyük başarısı çeyrek final oynamış olan Türk Milli Takımına şans eseri yenilmek bile böylesine ünlü ve yetenekli bir futbolcu için bu denli baskı oluşturup, Futbol Federasyonları arasında ki amacı “Dostluk” olan organizasyonu iptal ettirmeye gücü yetiyorsa Doğu Akdeniz’de Fransa’nın Türkiye’nin karşısında durmasına çokta şaşırmamak lazım.

Macron’un söylediği; “Bizim Türk milleti ile sorunumuz yok, R. Tayyip Erdoğan’la sorunumuz var” demesinin altında yatan da budur. Bu görüştür. Bunlar diasporanın sözleridir. Seversiniz, sevmezsiniz, katılırsınız, katılmazsınız ama bir Devlet başkanı kalkıpta, Türkiye Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı ile “sorunum var” diyorsa bu aslında tüm Türk Milleti ile sorununun olduğunun göstergesidir. Şahsen politik kararlarına katılmasam bile ben bireysel olarak Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanın arkasında, yanında değil bu cephede tam önünde seve seve dururum. Dost – Düşman farklı konular, çıkar çatışmaları farklı, devlet kazanımları çok farklı ancak alınan her kararda fanatik bir görüşle hareket edilip buna göre politika çizilirse karşı tarafında aynı derecede tepki verilmesine şaşırılmamalıdır.

Fransa’nın Türkiye ile ilgili kararlarını anlamak için önce Fransız Ermeni Diasporasına bakmak lazımdır. Doğru yere bakıp, doğru reçete yazmadığımız sürece ne başımızın ağrısı geçer ne de midemizin bulantısı.

1 YORUM

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here