Fransız mallarına boykot çağrısını değerlendirdi.. Bunlar çocukça şeyler

0

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Fransız mallarına yönelik boykot çağrısını değerlendirdi.

Doların rekor kırdığı gün Fransız mallarına boykot çağrısı ile gündem değiştirmeye çalışıldığını belirten Babacan, “48 saat sonra unutulur. Ne zaman içeride gündem sıkışsa böyle bir çıkış yapıyorlar. Küreselleşen bir dünyada herhangi bir ürün sadece bir ülkenin malı değildir. Türkiye’de üretilen Fransız markalı ürünler var. Onları da mı boykot edeceğiz? Orada bizim vatandaşlarımız çalışıyor. Bunlar çocukça şeyler. Tamamen hikaye.” dedi.

Karar TV’de konuşan Babacan, şunları söyledi: “Genel Başkan şapkasıyla, AK Parti teşkilatlarına ‘Aman ha akraba falan almayın’ diye talimat veriliyor. Devlet Başkanı şapkasıyla, en yakın akrabası bakanlık pozisyonuna gelebiliyor. Anayasa Mahkemesinin kararları uygulanmıyor, uygulanmadığı zaman Cumhurbaşkanı uygulamayan mahkemenin arkasında duruyor. Bu çok vahim bir tablo.

Ekonomi yönetimi öyle hatalar yapıyor ki iki aylık bir bakkal çırağı bunların yaptığı hatayı yapmaz. Üniversite öğrencileri, ‘Ömür boyu ailemden aldığım harçlıkla mı geçineceğim? ‘Nasıl iş bulacağım?’ Sosyal medyayı kullanmaya korkuyorum.’ diye düşünüyorlar.

Çin’deki Müslüman nüfusun haklarından bahsettiğiniz zaman iktidarın üçüncü ortağı ne diyor? ’Uygur kışkırtması’ diyor. Bizim içimiz kan ağlıyor. Sadece kendimize değil, dünyanın nerelerinde kimlere zarar veriyoruz. 2009 Mayıs’ta ekonomi yönetimini tekrar teslim aldım. O yıl işsizlik oranımız ortalama yüzde 14’tü. 2012’de yüzde 9.2’ye kadar düşürdük. İşsizliği, üç yılda beş puan aşağı düşürdük. Bütün G20’de krizden en çabuk çıkan ülke vasfını kazandık.

Hükûmetin küçük ortağı askıda ekmek kampanyası başlattı. Aynı günlerde ‘eve ekmek götüremiyoruz’ diyen vatandaşımızın sözlerini Cumhurbaşkanı abartılı buldu. Hangisi doğru? Hükûmet kendi içinde tezat yaşıyor. Türkiye’ye fayda sağlayacak hiçbir iş yapmamışlar ama ağır ifadelerle konuşmak konusunda maharetliler. Tabii bunlar siyasette olan şeyler. Ama burada önemli olan mesele. Yani parti amblemlerini kullanarak ‘askıda ekmek’ uygulaması başlattılar. Bizim şahsi derdimiz yok sadece çelişkileri ortaya koyduk.

Hükümet kurlara bakmıyor ama her şey dövizle, kurla ilgili. Kurun artması direk piyasayı etkiliyor ve vatandaşa hayat pahalılığı olarak geriyor. Rezervler azalıp kura müdahale imkanı kalmayınca Merkez Bankası faiz artırmak zorunda kaldı. Kuru artık döviz satarak kontrol edemeyecekleri ve rezervler tükendiği için bu sefer faiz artışları ile kuru kontrol etmeye çalışıyorlar. Ama tabii ki bu işin sonu kötü.

İstişare anlayışı tamamen yok oldu. Kurallar yok sayıldı, kurumlar adeta tasfiye eldildi. Tamamen kuralsız bir yönetim anlayışı var. Anayasa’yı bile yok sayan bir yönetim ile karşı karşıyayız. Bunların hepsi kötü yönetimin emareleri. Türkiye’de ciddi bir inşaat patlaması oldu. Döviz kaynakları inşaat sektörü için aktarıldı. Fakat inşaat çok az döviz getirisi sağlar. Çok basit bir mantık var bu işin. Döviz kaynakları yine döviz getirisi yatırımlara ayrılmalıydı. Bir bakkalın yanında çalışan insanlar bile bu hesabı yapabilirdi.

‘Ekonomi koşulmasın’ diye dış politika ve güvenlik konuları ön plana çıkarıldı. Ekonomik sorunlardan kaçmak için dışarıda macera aranmasına kesinlikle karşıyız. Dış politika ve güvenlik meselelerinde Türkiye’nin geri dönülemez yollara sokulması, askeri gücün caydırıcılığının zafiyete uğramasından çok korkuyorum. Bir kere o caydırıcılık gücünün üzeri çizilirse bedeli ağır olur.

‘Memleket kötü gitsin’ diye bir düşüncemiz yok. Keşke her şey hemen düzelse, kalbimiz ve duamız böyle. Ama bir yandan mantıklı düşündüğümüzde bu gidişe dur demek için harekete geçtik. Üniversite birinci sınıf öğrenci bile ‘Biz ne yapacağız’ diyor. Daha birinci sınıftaki öğrenci bunu düşünüyor.

Malatya’da billboard rezervasyonlarımız daha önce yapıldı fakat sözleşmelerimize rağmen bilbordlarımızı sökülmek istendi. Hatta arkadaşlarımız nöbet tuttular. Malatya dışında Diyarbakır’da da bu problemlerle karşılaştık. Fakat burada bir ‘otosansür’ olduğunu düşünüyorum. Doğrudan bir merkezden yönlendirme olduğunu sanmıyorum. İllere göre yaşadığımız sıkıntılar değişiyor. Vatandaşlarımız çekingen davranıyordu ama artık korku duvarları aştı. Kaybettiği şeyleri olmayan insanlar şikayetlerini anlatıyor. Sadece kaybettiği şeyler olanlar daha temkinli davranıyor.

‘Kur artıyor’ deniyor ilgili Bakan ‘Ben kura bakmıyorum’ diyor. Önemli ihracat pazarlarımızdaki ülkeler kendi kararları ile Türk mallarına ambargo koyuyorlar. ‘Gülüp geçiyoruz’ diyorlar. Bu nasıl bir halktan kopukluktur? Bu nasıl piyasadan kopukluktur?

Birçok değerli arkadaşımız artık istifa ediyor. Değerli bürokratlarımız ‘Artık bu kötü yönetim anlayışına dayanamıyoruz’ diyerek çekilmek istiyor. Çünkü vicdanları rahat etmiyor. Dış politikayı şahsileştirirseniz, ‘Ben o masa oturmam’, ‘Ben o kişiyle tokalaşmam’ diyerek yaklaşırsanız ilişkiler yürümez. Siz kendinizi değil; kocaman bir devleti temsil ediyorsunuz. Dar bakış açısı ile diplomatik ilişkilerimizi yürüttüğümüzü görüyoruz.

Popülist söylemler, kısa vadede liderlere belki güç kazandırır fakat uzun vadede hiçbir anlam ifade etmez. Dış politika için geniş bir vizyona sahip olmak gerekiyor. Çıkar ile değerleri çok iyi dengelemek lazım. Yaşanan ölümlere sessiz kalmayalım ama çıkar ve değerleri iyi değerlendirmeliyiz. Şu an Çin’le ilişkilerimizde değerler yerle bir. Hükümet, şu an Çin’e ses çıkartabiliyor mu? Biliyorsunuz iktidarın üçüncü ortağı var. O üçüncü ortak, ezilen Müslümanlar için ‘Uygur kışkırması’ ifadesini kullanıyor.

ABD’deki seçimlerini çok iyi takip etmeliyiz ama taraflı bir şekilde değil. Şahsi bir yorum yapmak istemem. Kim seçilirse seçilsin, bizim ilişkilerimizi serinkanlı yürütmemiz gerekiyor. S-400 meselesi örneğin çok önemli. NATO üyemizi unutmadan S-400 meselesine bakmak lazım. Ki NATO ‘Bizim sistemlerimize entregre değil’ açıklaması yaptı. Fakat ABD yıllarca bize Patriot vermedi. Yine şahsi bir inatlaşma ile S-400’ler alındı. Milyar dolarlar kaybedildi. Kaybet kaybet yani.

Kamu ihaleleri şu an açık yapılmıyor. Belirli 3-4 şirket var, bunlardan ihale için sadece teklif isteniyor. Artık öyle kamu ihaleleri için yarış falan yok ortada. Kamu ihale yasasından azade bir şekilde süreç işliyor. Dış güvenlik bahane edilerek milletimizi daha fakirleşmeye mahkum edecek bir söylem tutturabilirler.

Erken seçim, dış güvenlik sorunlarına bakışımız ile şekillenecek. Dış güvenlik bahane edilerek milletimizi daha fakirleşmeye mahkum edecek bir söylem tutturabilirler. Dış güvenlik sorunları ‘memleket meselesi’ diyerek gündeme getirirlerse, erken seçim ötenebilir. Erdoğan daha önce de ‘Erken seçim istemek; vatana ihanettir’ dedi ama Bahçeli çıkıp erken seçim için tarih verdi. Fakat yine 2023’e kalmayacak seçimler.

Partimize ilgi beklediğimizden daha fazla oldu. Parti kurulmadan önce saha araştırması yapıp parti programımızı hazırladık. Fakat parti kurulduktan sonra herhangi bir ölçüm yaptırmadık. ‘Güçlendirilmiş parlamenter’ sistemden yanayız. Ki bu kavrama bizler de çeşitli katkılarda bulunmuş olabiliriz. Bu sistemde Meclis’in yeniden merkeze oturtulması hedefleniyor. Meclis’in yeniden yasama ve denetim yetkisine kavuşmasını istiyoruz.

Diğer partilerle diyaloğumuz var ama işbirliği ayrı bir konu. İkili işbirliklerine sıcak bakıyoruz ama birkaç parti ile işbirliği için henüz erken. Yeni bir partiyiz ve kendi kimliğimizin öne çıkmasını isteriz. Seçimlerde ayrıca değerlendirilir. O gün gelince kararımızı veririz. Her siyasi parti ile görüşüyoruz hatta iktidar kanadı ile de görüşmek için teşebbüslerde bulunduk. Bayramlaşmak istedik fakat kabul etmediler.

Önemli olan güven iklimi oluşturmak. Uluslararası yaptırımcılar, yatırım yapacak ülke arıyor. Eğer güvenli ortam oluştursa Türkiye’ye milyonlarca dolar akar. Türkiye’nin doğalgaz ya da enerji aramasına çok da gerek. Çünkü Türkiye’nin kaynakları yer üstünde. Yeraltı aramalarının da yapılması önemli ama önce insan kaynaklarımızı kullanmalıyız.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here