Futbol ve İstihbarat Dünyası

12

Cuma akşamı Avrupa Futbol Şampiyonası büyük bir seremoni ile başladı. Ancak ülkemiz için o kadar da iç açıcı olmadı. Zira kendimizi “Finalin en büyük favorisi” ilan edip, şişirdiğimiz milli takım İtalya karşısında tel tel döküldü ve sahadan da 3-0 gibi bir skorla mağlup ayrıldı.

Şahsen ben “ülkelerin” birbirleriyle maç yaptıkları uluslararası turnuvalara karşı her zaman şüpheci oldum. Pek istekli ve hevesli izlemedim hiçbir zaman. Naçizane olarak görüşüm, bu tip uluslararası turnuvaların her ülke insanın içinde olan “ilkel faşizm” duygusunu beslediğini düşünmekteyim.

Ki bu düşüncemde de dün hem İtalyanların hem biz Türklerin sosyal medyadaki telaşeli atışmalarını görünce yanılmadığımı da gördüm. Şayet siz dünkü maçı üzerinizde Türkiye forması ile Palermo’da ya da Torino’da bir barda izlediğinizi düşünün. Ya da aynı o maçı İtalyan Milli Futbol takımı forması ile Yozgat / Yerköy’de bir kıraathanede seyredip, İtalya’nın her golünden sonra istemsizce sevindiğinizi. O zaman bu iki yerden sağ ve tek parça çıkabilirseniz işte o zaman iddia edelim; “Futbolun farklılıklarımızı yok sayıp, birleştirici bir unsur olduğunu” Sosyal medya da bile birbirlerine edilmeyecek hakaretleri eden, karakteristik olarak Akdeniz insanı olan bu iki ülke halkı karşı karşıya geldiklerinde işler daha da çirkinleşebilirdi. Karşı karşıya gelmeyi bırakın, Cuma akşamı İtalya’ya değil de, Ermenistan – Kıbrıs Rum Kesimi hatta Yunanistan’a 3-0 yenildiğimizi düşünün. En aydın, en entelektüel ve en donanımlı – çağdaş insanımızın bile en diplere sakladığı “faşist” duygusunun dışarı fırladığını görecek, şahit olacaksınız. “Irkçılığa Hayır!” – “Irkçılığı futbol Dışında tut” gibi samimiyetsiz “moda” olmuş kampanyalar ne yazık ki hiç inandırıcı gelmiyor bu yüzden bana. Hele ki milyon dolaralar kazanan futbolcularına “Mehmetçik” muamelesi yapan bizim gibi gelişmemiş toplumlarda bu tip hezeyanlar kolay kolay atlatılamaz. Ve çok ağır faturalara sebep olabilir.

Futboldaki bu “ilkel ve bastırılmış Irkçılık / Milliyetçilik / Ulusalcılık” duygusunun kullanılmaya, sömürülmeye de çok açık olduğu da aşikârdır. Geçmiş yıllara dönüldüğünde, soğuk savaş dönemine bakıldığında birçok “Demir Perde” ülkesinin kendi futbolcularını “ajan / muhbir” olarak kullandığı da artık tarih sayfalarında yerini almıştır.

Demir Perde ülkeleri kendi futbolcularını bulundukları takımlarda genellikle “muhbir” olarak kullanırdı. Bunlardan en ünlü ve en bilineni ve hepimizin çok yakından tanıdığı, Galatasaray’ın mihenk taşlarından biri olan Georghe Popescu’dur. Ünlü futbolcu, 1985 yılında Çavuşesku Romanya’sında, henüz gençliğinin de vermiş olduğu heyecanla, “Romanya Sosyalist Ulusal Çıkarları Koruma” bildirgesini koşarak imzaladığını ve o dönem formasını giydiği Universitattea Craiova takımındaki 4 arkadaşını Portekiz / Braga takımı ile UEFA Kupası mücadelesi için Portekiz’e gittiklerinde irtica edecekleri yönünde rapor vermiş ve arkadaşlarının Portekiz’e sığınmasına engel olarak, Romanya’nın Sosyalist Ulusal Çıkarlarını korumuştur (!!!) Popescu bu olayı geçmiş yıllarda “Evenimentul Zilei” gazetesine itiraf etmiştir.

Bir başka muhbir olarak kullanılan futbolcu da ülkemizde oldukça ünlü sporculardan biridir. Torsten Gütchow. Başka bir demir perde ülkesi olan Doğu Almanya’nın yetiştirdiği en iyi forvetlerden biridir. Dinamo Dresden’le ün kazanıp, yolu yine Galatasaray’la birleşmiş ve Doğu Alman İstihbarat Servisi olan STASİ ile işbirliği ayyuka çıkmış bir futbolcudur. STASİ kendisini Doğu Almanya’da futbol oynarken sadece kendi takımı için değil, rakip takım oyuncuları içinde “muhbirlik” yapması konusunda “ulusalcı” duygularını kullanarak, irtica etmeyi düşünen sporcuların kimliklerinin deşifre edilmesini sağlamıştır. Yaklaşık olarak 400’ün üzerinde sporcu, kulüp yöneticisi, teknik heyeti hatta doktoru – malzemecisi hakkında “irtica edeceklerine” dair STASİ’ye rapor sunmuştur. Ve bu raporlarla STASİ “Sosyalist Dejenerasyonun” önüne geçebilmiştir. (!!!) Tabii ki Gütchow tüm bunları inkâr etmiş, bu iddiaların hepsini yalanlamıştır.

Futbolda İstihbarat ve espiyonaj çalışmaları sadece “muhbirlikle” sınırlı kalmamıştır muhakkak ki. Bu konuda ki en kapsamlı çalışma İsrail Futbol Federasyonunun uyguladığı yöntemdir. 1994’e kadar Asya Futbol Konfederasyonuna bağlı olan İsrail Futbol Federasyonu, coğrafi olarak Orta Doğu’da olmasına rağmen 1994’de UEFA’ya katılmış ve Avrupa Kulüpleri ile ortak organizasyonlarda bulunma hakkını kazanmıştır. Bu elbette ki Avrupa’da ki Yahudi Lobilerinin ağır ve yoğun çalışmaları ile olmuştur. Yoksa teknik olarak bir Orta Doğu ülkesi olan İsrail’in bir Avrupa Konfederasyonu olan UEFA’da ne işi olabilir ki? Kaldı ki tüm komşuları Asya Futbol Konfederasyonuna üyeyken?

Ancak MOSSAD öyle düşünmemiş ve Avrupa’da ki etkin nüfusu ile İsrail takımlarının rahatlıkla Avrupa’ya giriş çıkışını sağlanması için İsrail’i UEFA üyesi yapmıştır ya da yapılmıştır. Avrupa kupalarında ilk mücadele eden İsrail takımlarından biri Maccabi Tel-Aviv’dir. İlk Avrupa Kupalarında ki maceraları, Frankurt şehrinin takımı olan Eintracht Frankfurt ile UEFA Kupası İkinci Ön eleme turu için Almanya ziyareti ile başlamıştır. O dönem, Maccabi Tel Aviv, ilgili müsabaka için 42 kişilik liste bildirmiştir. 11 kişinin maç yapacağı bir müsabaka için 42 kişi abartılı bir rakam. Ve Maç sonunda 28 kişi dönmüştür İsrail’e. Bu maçın oynandığı, Temmuz 1994’den sonraki günlerde Ağustos – Eylül 1994’de MOSSAD, Nazi İmp.luğunun Siyasi suçlu hapishanelerinin komutanı Karl Otto Koch’un eşi olan, Buchenwald Toplama Kampı’nda mahkumlara karşı sadist davranışları ve acımasızlığı nedeniyle “Buchenwald Cadısı” olarak ünlenen Ilsa Koch’un erkek kardeşi ve ablası kadar sadist olan Nazi Albayı olup ama sonralarda Frankurt’ta manavlık yapan, Wagner Brugger’i tutuklayarak İsrail’e getirmiş ve hakim önüne çıkartmıştır. O dönem E. Frankfurt ile maça giden Maccabi Tel-Aviv oyuncularından bir tanesi, “Bizim takımımızın eşofmanları giyip, kendilerini futbolcu diye tanıtan birçok insanla havaalanına gitmiş ve futbolcu ya da herhangi bir spor dalıyla alakası bile olmadığı her halinden belli o insanlarla Frankfurt’a indik. Bir daha da onları görmedik.” Diye dönemin Magazin Futbol dergisi Goal’a röportaj vermiştir.

MOSSAD, espiyonaj faaliyetleri için sadece bu şekilde futbolu kullanmamış Avrupa’da futbolculuk yapan birçok Yahudi oyuncuyu da kaynak olarak kullanmıştır. Bunlardan da en bilindiği İspanya İkinci Ligi La Liga 2’de Burgos CF takımının oyuncusu Eliran Stelmah’dır. İspanya’nın spesifik bölgeleri ile ilgili birçok detaylı bilgiyi düzenli olarak MOSSAD’a bildirdiğini itiraf etmiştir.

2000’lerin ortalarında MOSSAD, Futbol ve uluslararası turnuvaları daha aktif kullanmaya başlamış, Güney Kıbrıs, Bosna Hersek ve Polonya ile maç yapan İsrail Futbol Kulüplerinin içine sızarak birçok operasyon yapmıştır. Bazı ünlü teröristleri bu yolla gerçekleştirdikleri operasyonlarla etkisiz hale getirmiştir.

Soğuk Savaşın en zirvede olduğu dönemlerde Torpedo Moskova (Torpedo Moscow) İngiltere’den Newcastle United ile bir hazırlık maçı için Newcastle şehrine gelmiş ve dönüşte 20 kişilik kafileden sadece 8 kişi Moskova uçağına binmiştir. Çok sonraları Sergey Sokolov isimli Torpedo Moskova kulüp malzemecisi, “Newcastle şehrine varır varmaz, KGB’nin vermiş olduğu paketleri ilgili adreslere bırakmaya başladık. Akşam kulübün kaldığı otele yetişemediğimizden arazinin arızalarından faydalanarak, tüm gizlenme yöntemlerini kullanarak sabaha kadar operasyona devam ettik” demiştir. Bir malzemeci için farklı bir kariyer gibi duruyor. O maç tarihinde bir süre sonra, Newcastle şehrinde birçok İngiliz’de “Şarbon” hastalığı gözlemlenmiştir.

Çok uzak olmayan bir tarihte Hollanda’nın ünlü kulübü AJAX’a Avusturya vatandaşı bir doktor, fizyoterapist olarak iş başvurusunda bulunmuş, CV’si kabul görmüş ve işe başlamıştır. Aynı doktor bir süre sonra AJAX Futbol Tesislerine çok yakın olan Dapperstraat Metro Durağında göğsünden iki, başından tek mermi ile ölü olarak bulunmuştur. Bir süre sonra Amsterdam’da terörist eylemler için Radikal İslamcı bir örgütün İdari Bölge Lideri olduğu ortaya çıkmış ve MOSSAD operasyonu üstlenmiş ve AJAX için “Çok büyük bir kulüp” diye iltifatlarda bulunmuştur. Hatta o kadar büyük bir kulüp ki, içeride ki MOSSAD ajanlarından bile haberi olamayacak kadar…

Bir dönem Beşiktaş Jimnastik Kulübü, Alâaddin Çakıcı için de; “Scout” pasaportu çıkartmış ve o pasaport sayesinde ilgili kişiye her ülkeye rahatlıkla giriş çıkış yapabilme imkânı sağlanmıştır. Kaçakçılık Daire Başkanlığı ve İstanbul Organize Suçlar Şube Müdürlüğü tarafından sürdürülen soruşturmada Alaattin Çakıcı’nın akrabaları Ali, Gönül, Aytuğ ve Fahrettin Çakıcı’ya da Beşiktaş Spor Kulübü antetli ve imzalı belgelerle vize alındığı ortaya çıkmıştı. Futbol dünyasında “Scout” bir nevi “yetenek avcısı” anlamına gelir. Ve uluslararası müsabakalarda mücadele eden takımlar sizinle ilgili bu tip referansta bulundukları zaman kapısına gittiğiniz ülkeden asla geri çevrilmezsiniz.

Ünlü yazar Simon Kuper, “Futbol asla sadece Futbol değildir” derken ne kadar haklı olduğunu düşünmemek elde değil. Globalleşen ve teknolojik olarak altın dönemini yaşadığımız bu çağda, çeşitli operasyonlar için futbol kulüpleri, sporcular, teknik personel pek revaçta olmasa bile bence hala daha “operasyonel” olarak kullanılabilirliği en yüksek yoldur, metottur.

12 YORUMLAR

  1. Şimdiye kadar hiç “Şahsen ben “ülkelerin” birbirleriyle maç yaptıkları uluslararası turnuvalara karşı her zaman şüpheci oldum. Pek istekli ve hevesli izlemedim hiçbir zaman. Naçizane olarak görüşüm, bu tip uluslararası turnuvaların her ülke insanın içinde olan “ilkel faşizm” duygusunu beslediğini düşünmekteyim.” böyledüşünmemiştim ve çok çok haklısınız.ellerinize sağlık bir solukta bitti yine.

  2. Çok ilginç bir konuya değinmişsiniz bu yazınızda. ancak sanırım bu buz dağının görünen kısımları birde dibi var. merakla bekliyoruz devamını.

  3. popescu ve görlitz ile ilgili bir internet taraması yaptım.hemen hemen hatta aynı şeyler mevcut.ancak israil futbol takımı ve diğer verilen bilgiler moskova takımı olsun,mossad operasyonları olsun bunları içeren bir açık kaynak yok.bu yüzden bu yazı çok ama çok değerli bir kaynak niteliğinde.ellerinize emeğinize sağlık serkan y.

  4. “Futbol, Seks, İstihbarat ve Magazin” konuları her zaman tutar, her zaman ekmek çıkartır. Yazar harika bir akış ile çok güzel tespit ve ilgi çekici bilgilerle dikkat çeken bir yazı ortaya koymuş. Oldukça başarılı buldum. Ve bazı detayların yazılması çok dikkat çekici olmuş. Küçük anlam karmaşaları olsa da yazının giriş kısmında başlayan “sosyolojik boğulmalar” yerini heyecanlı bilgi akışına geçmesiyle can çekişen başlangıcı kurtarmış, karaya sağ salim çıkartmıştır.

    Bir sosyal medya paylaşımında fark ettiğimde “Futbol ve İstihbarat Dünyası” başlığı ile dikkatimi çekti ve “Böylesine iki konu nasıl bir arada işlenebilir?” diye merakla okumaya başladım. Çok beğendim. Taktir ettim. Bu genç arkadaşımıza bu yolda başarılar diliyorum.

    Doç. Dr. K. Duran

    • Kesinlikle çok ciddi ama çok basit bir editöryel hata yapmışım Sayın Bolat. Yazmak istediğim “iltica” iken “irtica”ya dönüşmüş. Özür diliyorum. Ve ayrıca çokta teşekkür ediyorum uyarınız için.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here