Gazeteciliğin Temelleri Ders 1: Emre Belözoğlu Neden Çubuklu İle Bitiriyor?

0

Süleyman Soylu’nun İstanbul’a ‘kayyum mu kayyım mı?’ her ne ise atanmayacağını duyurduğu programın sunucusu, aldığı haberi sanki karşısında izanı zayıf bir kitle varmış gibi çeviriyordu. Bakandan duyduğumuz ifadeyi sanki Fransızca gibi tekrar etti Çelik.

Bir zamanlar bu ülkede tarafsızlığın ve nesnelliğin simgesi olan; şimdilerde ise havuza bağladığı kanaldan bize resmi ideoloji püskürten CNNTürk’ün, kendince en popüler anchormani popülariteyi buradan sağlama derdindeydi.

İki seçimde de yenilmiş, sırtı yere gelmiş iktidarın sözde siyasetten ari bakanına, peki ama “bu zaten şuyuu vukuundan beter bir durumdur” demesini tabii ki beklemiyorduk. Adeta bakanımızın halkımıza sunduğu, ‘seçtiğiniz başkan ile hayatınıza devam edin, hayrını görün’ lütufkarlığına aracılık ediyordu.

Türkiye’nin bugünlerdeki senaryosunu, hayal gücü en kuvvetli bilim kurgu yazarı Orwell’in 1948’de yazdığı 1984 romanında tasvir ettiğini çokça zikrettiğim için yinelemeyeceğim detayını. Ancak canlı yayında seçilmiş belediye başkanına; görevine devam etme şansı verdiği için, şükran duymamız gereğinin sübliminal mesaj olarak altyazıda geçtiği bir tuhaf zamandayız.

Kendisine gazeteci diyen ancak 1984 literatürü ile söylersek gazeteci ne ise tam aksi olan bir muhatabın, gözlerini parlatan beyanatın arka planındaki dehşetli demokrasi kıyımı ise gözden ırak tutuldu.

Süleyman Soylu’nun şahsında ülke yönetici aklına, Öcalan kardeşlerin neden görüşlerini değerli olduğunu sormanın aklına gelmesini tabii ki beklemiyoruz. Hele ki Canan Kaftancıoğlu’na ceza kesilen geçmişin bir başka sayfasında Soylu’nun şu an parçası olduğu iktidara en ağır suçları ve suçlamaları isnat ettiğini anımsatmasını hiç umut etmiyoruz.
Biz bunlardan umudu keseli çok oldu…
Türkiye tüm otokratik ve baskı rejimlerinin denediği basın üzerinden tahakküm kurma tercihini yapıyor. Bunda şaşıracak bir şey yok.

Bu basın zevatının sahip olduğu yegan yansıtma mekanizması bir lunaparkın yalancı aynalarından ibaret olduğu için hiçbir zaman gerçek görüntülerine nail olamayacaklar.

Bir diğerinin ülkeden bir okyanus ve 15 saat uçuş mesafesinden gündeme dair hamaset fırçalarını da ikmal ettik. Bir gazetecinin (ayrıca gazetecinin neden çalışanı olsun, sonuçta o da bir çalışan değil mi?) kendi çalışanı ile dahi açık biçimde konuşamadığını itiraf ederken milyonların siyasi tercihini karalayacak öz güveni bulması hiç de şaşırtıcı değil.

Türkiye öyle ya da böyle bu siyasi denemeden kendini kurtaracak.
Hiçbir gecenin sonsuza dek sürmeyeceği gibi bu da bir gün bitecek.

İnsanların ortak bilincinde bıraktıkları hasarın yandaş oldukları kesimin güç kaybına uğradığında altlarından kayıp gidecek zeminle beraber onları kırılan sahte aynaların ardında gerçekle yüzyüze getireceği umudundayım.

Önceki gün dünyanın mikro ülkesini son dakikada yenerken 100. maçını 39. yaş gününde idrak eden Emre Belözoğlu’nu selamlamadan geçmeyeyim. Başakşehir denilen yapay oluşumda geçen yılların ardından özüne dönen kaptanın “form geçici, kalite ebedidir” sözünü doğrulamak için çubukluya geri döndüğü aşikar. Başakşehir vs tarihin geri dönüşüm kutusuna doğru giderken Emre gibi bir değerin futbolla vedalaşma yılları için yaptığı tercihi ayakta alkışlıyor ve herkese (başta bu gazeteci takımına) ders olsun diyorum.

İnsanların maddiyat ve tanınırlıklarını devam ettiren bu sürecin ilanihai devam edeceğine inanmak gibi bir zaafları vardır. Bu zaaf onları gücün zirvesinde ve güçlü ile hep temas içinde olma yanılsaması ile ayakta tutar. Oysa ki basit bir gerçek vardır:
Dünya tarihi propaganda bakanlarını hiçbir zaman sonsuza kadar alkışlamamıştır.

Propaganda ile gazeteciliği birbirine karıştıran, soru sormak için kendine sınırlar ve diline eklem koyanlar uzun vadede ve tarihin şaşmaz terazisinde nasıl tartılacaklarını iyi bilmeliler.

Katherine Graham, Washington Post’un ilk kadın sahibesi olmuştu. Nixon’a Başkanlığa mal olan Watergate’i ortaya çıkaran gazeteden söz ediyorum.
Bu kadının şu sözünü kendine gazeteci sıfatı veren ama aslında propaganda aygıtının bir parçası olan sözde anchormanlara adıyorum:
“Haber demek birilerinin örtülmesini isteği şeydir. Geri kalan her şey reklamdır. Güç gündem yaratmaktır. Yazabildiklerimiz ve yazamadıklarımız çok şey ifade eder.“

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here