Gecikmiş bir Deprem Güncesi

3

114 can kaybı, binlerce yaralı, miktarı belirsiz maddi hasar, yetim – öksüz kalan çocuklar, evlatlarını kaybetmiş analar – babalar…

Daha henüz deprem olalı birkaç saat olmuşken, çığlıklar daha tazeyken, hasar henüz bilinmezken; Sosyal medyada aleni provokatörlük yaparak “halkı birbirine düşman etmek, birbirine düşürmek için” amaçlı ve programlı olarak yayınlanan bildirimler, tweetler hava da uçmaya başladı. Belli ki bir çıkar, bir ücret hatta belki maaş alan birilerinin ürünüydü bunlar.

Yakalandığında ise gayet hoş ve çekici bir türbanlı kadın profilinin altında, kel – göbekli – kısa bir erkeğin çıkması?

Akla başka ne getirir ki?

Aldığının karşılığını veriyor işte…

Başka bir yerde başka bir video yayınında kah zinadan kah alkol tüketiminden dem vuran başka bir takkeli, şalvarlı ve çağ dışı kıyafetli insanın mahkemeye çıkmadan önce sakallarını kesip, dar paça pantolon ve gömlek giyerek teslim olması / teslim alınması… Samimi olsalar, ki görüştür – fikirdir, aptalca olsa da fikir, fikirdir bir şey denemez ama gerçekten söylediklerinde samimi olsalar, bu beyanlarından dolayı bir çıkar – beklenti içinde olmasalar yürekli bir şekilde mahkemeye de o kılık – kıyafetiyle çıkardı. Ama çıkmadı.

İzmir depremi için “fuhuş” diyenler korkarım bundan 4000 yıl önce depremin, yer kabuğunun hareketleri sonucu oluşan bir doğa olayı olduğunu ispat eden Sümerlerin çok gerisinde kalmışlardır. Dünyanın, öküzün boynuzları üzerinde durduğu miti onlara daha akılcı geliyor olsa gerek.

Merak edilen başka bir konu ise, O enkaz alanında neden bir tane depremin “zinadan – içkiden – haramdan” kaynaklandığını iddia eden sakallı – cübbeli – sarıklı hatta şalvarlı bir tarikat şeyhi yoktu? Hadi onu geçtim Müritleri de yoktu?

Kazada yardımcı olmak Allah’ın hoşuna gitmez mi?

Oysa neredeyse tüm Türkiye oradaydı. Kapalısı, açığı, AKP’lisi, CHP’lisi, Laiki, Muhafazakârı,  Karşıyakalısı, Göztepelisi, Sağcısı, Solcusu…

Hepimiz birdik!

Zaten aman olmasın onlar!

Onlar geldikleri yere ne hayır getirmişler ki?

Varsın kalsınlar kendi kör ve karanlık kuyularında!

Bize uzak Allah’a yakın olsunlar!

“Eğer canın yanıyorsa canlısın… Ama başkalarının acısına canın yanıyorsa insansın” diyerek bu bölücü, ayrıştırıcı, provakatif ve kötü amaçlı konuyu kapatmak istiyorum bir daha açmamak üzere!

Ancak üzücü olayların biri bitmeden bir diğerine şahit oluyoruz; Bir bakanın; enkaz üzerinde, göçük altında kalmış insana yardımcı olmak için mücadele eden görevlinin elinden telefonu kapıp, onunla konuşması, şovu… Ve bir bakanlık görevlisinin de bu şovu kayıt altına alması… “Kedi sesi çıkartayım” diyen kazazedeye; “Aferin, hep böyle ol” demesi. Bildiğiniz geyik muhabbeti. Oysa o görevlinin soracağı sorular?

“Kanaman var mı?

Bacaklarını hissedebiliyor musun?

Vücudundaki ağrıya 1’den 10’a kadar puan versen kaç verirsin?” gibi uzmanlık soruları önemli değil ama Bakanın; “Aferin, moralini yüksek tut…” geyiği o kazazede için daha da hayati… Daha önemli ve daha mühim.

“Uzun yıllar ülkeye hâkim olan vesayetçi zihniyetin ihmal ettiği alanlardan biri de afetlere dayanıklı yapı inşasıdır” diye açıklama yaptı ertesi günü İl Parti kongresinde Sayın Cumhurbaşkanımız… İnanın çok şaşırdım. İlk defa kendi politikasını bu kadar eleştirdiğine şahit oldum. Evet, uzun yıllar… Haklı… Vesayet kısmı? O da haklı. Kontrolü dışında oluşmuş bir vesayet sistemi vardı ülkede. Peki, neydi bu vesayet? “Görünürde demokratik seçimle gelen ve giden iktidarın olduğu ancak asıl iktidarın başka güç odaklarında olduğu rejim modelidir. Bu güç odakları,  bir aile, etnik bir grup, dini bir grup ya da küçük bir toplumsal sınıf olabilir.” Şöyle ki; Devletin başında ailenin en büyüğü varken, devlet hazinesini damadına, devletin başka yerini başka akrabasına, başka bir devlet birimine başka yakınına hatta en ufak partisindeki orta sınıf yöneticinin bile en uzak akrabasını devletin her hangi bir organına ataması – yerleştirmesi gibi. İşte bu “Vesayetçi Rejim”dir.

Sayın Cumhurbaşkanımız muhteşem bir öz eleştiri yapmış burada. Evet, uzun yıllardır ülkeye hâkim olan kendi hükümeti, ekonomiyi ayakta tutma projesi olarak inşaat alanındaki dev atılımlar ve yapılan inşaatların afetlere dayanıklı inşaatlar olmaması konusunda çok haklı. Şaştık kaldık hepimiz. Kendi politikalarından ve sistemden hiç memnun değildi. Ayakta alkışladım.

Nasıl yani?

Bu bir öz eleştiri değil miydi?

Ama vesayetçi diyor, uzun yıllardır diyor, inşaat diyor?

Hayır hayır bu kesinlikle bir öz eleştiri…

Tamam da uzun yıllardır ondan başkası yok, Vesayetçi sistemi en iyi kendisi biliyor, kendisi kurdu çünkü ve hatta ekonomiyi ayakta tutmak için yıllardır inşaata bel bağlayan da yine kendi politikası değil mi? Bu muhteşem bir öz eleştiridir. Tersini düşünmek, iddia etmek, alkışlamak hatta savunmak insan zekâsına hakarettir.

Şimdiler de İzmir’e hükümet yardımları konuşuluyor. 5 Milyon mu olsun 10 Milyon mu? Şöyle izah edeyim; Sarayın bir haftalık harcamasını hatta o kadarına gerek yok o kadar para İzmir insanını delirtebilir. Sarayda bir hafta zaruri olmayan ışıkları kapatsınlar ve yapılan tasarruf İzmir’e gönderilsin. Bu bile kâfi. İnanın herkese yeter de artar. Hoş hangi acıyı dindirir orası bilinmez.

Toplum olarak ne kadar geri ve çağ dışı olduğumuz bir kanıtı da şuradadır; Tüm haberlerde şunu gördük; “İdil bebek direndi, kazandı.” , “Ezel ve Elzem ikizlerden güzel haber.” , “Elif Bebeğin hayata tutunma mucizesi” , “Ayda Gezgin imkânsızı gerçekleştirdi! 91 Saat sonra burnu bile kanamadan kurtuldu” Evet birçoğu küçük hasarlarla atlattı ama yetim kaldılar, öksüz kaldılar. Burunları kanamadı ama kalpleri oluk oluk kanıyor…

Acı içindeler. Ve biz alkışlarla karşılıyoruz bu haberleri.

Dualar ediyoruz.

Gözlerimiz sıkı sıkıya kapalı. Bir firmanın CEO’su çıkıyor , “Tüm masrafları benden” diyor öbürü çıkıyor “Ölene kadar eğitim ihtiyaçlarını karşılayacağız” diyor. Peki ya Anne sevgisi, Baba şefkati, abi / abla yoldaşlığı… Bunları karşılayacak bir CEO yok mu? Onlar önemli değil! Mucize! Burnu dahi kanamadan kurtuldu. Peki.

Birçok çirkinlik, bu yukarıda yazılan birçok kirliliğin üzerine bembeyaz güzellikler açan haberler ve gelişmeler de vardı muhakkak…

Emniyet Genel Müdürlüğünün Siber Suçlar şubesi… Sosyal Medyada “Depremle ilgili provakatif paylaşımlar” yayılmadan anında müdahale ettiler. Çok çok iyiydiler bu konuda. Erken müdahale olmasaydı daha korkunç tablolar ortaya çıkabilirdi. Beyniyle değil verilen gazla hareket eden bir millet olduğumuz için olaylar çirkinleşmeden önüne geçtiler.

Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in; “Acınız, acımızdır” paylaşımı ve anında taziye haberleri. Fransa İç İşleri Bakanı Gerald Darmanin’İn anında yardım çağrısı, Azerbaycan’ın sorgusuz sualsiz yardım uçakları dünyanın birçok ülkesinden yardım talepleri… Ümmet-i Muhammed? Allah’a şükür onların çoğundan hatta hemen hemen hiçbirinden ses yok…

Türkiye’nin her ilinden, her yerinden koşarak gelen İtfaiye erleri…

Sessiz sedasız, reklamsız – şovsuz, anında deprem yerine gelen ve binlerce kişiye anında yemek üretebilecek kamyonu ile kaza alanında olan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ve tüm çalışanları…

Beton üzerinde uyumak zorunda kalan AFAD personeli, sağlık personeli ve AKUT çalışanları… Bir can kurtarınca gözyaşlarını tutamayan o pelerinsiz, büyük kahramanlar…

Tekmelediğimiz, yok saydığımız, acı çekmesinden keyif aldığımız, tecavüz edip, zehirlediğimiz, can dostlarımız Arama Kurtarma Köpekleri… Bir şeyhten – şıhtan daha çok yardımı olan o masum canlarımız…

Kürt – Türk – Çerkez – Laz – Alevi – Sünni demeden, açık / kapalı bakmadan, herkesin yardımına koşan, yemekler yapan, evlerini açan, otellerini ücretsiz yapan, yemekler dağıtan, sabahlayan, uyumayan, ayırmayan, ayrım yapmayan, yardımları adil dağıtan, çıkar elde etmeye çalışanları ifşalayan ve “her şeyi devletten beklemeyen” İzmir halkı… En büyük güzellik onlar muhakkak…

Efendiler, Deprem bir doğal afet değildir. Deprem bir doğa olayıdır. Depreme karşı önlem almayıp, insanların ölmesi bir “afettir” Ve bu afetin sorumluları bellidir. Sayın Cumhurbaşkanımızın dediği gibi; “Uzun yıllar ülkeye hâkim olan vesayetçi zihniyetin ihmal ettiği alanlardan biri de afetlere dayanıklı yapı inşasıdır.” Bu depreme dayanıklı inşaat ihmalinin sorumluları kimse, artık ülkeyi vesayet içinde uzun yıllardır kimler yönetiyorsa bu afetin sorumlusu da odur. Burada “yanlış” yok “suçlu” var. Ve bu suçlu da kim hepimiz biliyoruz…

3 YORUMLAR

    • Hayır, bir tutmuyorum o köpeklerin (!!!) şeyhlerden daha faydalı olduğunu iddia ediyor. Bok böcekleri (argo değil isimleri o) buldukları bok parçalarını yuvarlayıp, toprak altına gömerek ekolojik denge oluşturup, sinek lavralarının çoğalmasını engelliyorlar. Merak ediyorum; senin şeyhinin bir tek faydası var mı? Sözde menzil şeyhi; “Ey zelzele dur diyorum sana” demiş ve deprem durmuş. Neden aynı şeyi; dolar ve euro için hatta işsizlik için demiyor. Hayatınız hayal… Hayatınız yalan… Hayatınız marva…

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here