Geleceğimizi karartmayalım

0

Kaç gündür kendime gelemiyorum.

Enes Kara’nın trajik ölümü bizi derinden etkiledi.

Gencin ölmeden evvel çektiği videoda yaptığı açıklamalar hepimizin suratında bir tokat gibi patladı.

Ailesinin baskısı ile cemaat yurdunda kalışı, orada uygulanan baskılar, dini ritüeller, mecburi görevler, gelecek kaygıları henüz yirmi yaşını süren, okuyup toplumun en saygın mesleklerinden birine sahip olacak bir insanı hoyratça yaşamdan koparıp aldı.

Bu ne ilk, ne de son olacak.

Kim bilir aramızdaki nice kız ve erkek, içleri kan ağlarken gülmek zorunda kalıp, kendine bir çıkış yolu bulup, hayata yeniden tutunmak için çabalıyor.

Yoksulluktan, iyi niyetten, cahillikten, bir gruba aidiyet duygusunun iyi gelmesinden artık ne derseniz deyin FETÖ terör örgütünün eline düşüp bir daha da çıkamayıp hayatı allak bullak olan parlak zekâlar, harcanan pırıl pırıl insanların cehennemi olmadı mı bu memleket.

Çok değil, daha geçtiğimiz Aralık ayında Kepez ilçesindeki Antalya İlim ve Kültür Derneği Öğrenci Yurdu’nda yurdun aşçısı İhsan Güney tarafından vahşice katledilen Akdeniz Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü öğrencisi Mehmet Sami Tuğrul’un iç yakan haberini okumadık mı?

Yalnız hem Enes’in hem Mehmet’in karşımızdaki her iki babanın da ezber etmiş gibi başlarına gelen trajediye eyvallah çeken, o dar ve sığ bakış açısına ne diyeceksiniz. Bu tevekkül değil ki! Bu başka bir şey. Din sana sorma, sorgulama körü körüne yaşa, git mi diyor? Nedir bu ölümüne adanmışlık duygusu anlamıyorum.

Ondan evvel Ensar Vakfı skandalı var, Konya’da 5 erkek çocuğuna cinsel istismar var. Adana’da gece dışarı çıkmasınlar diye yangın merdivenini kilitleyince çıkan yangında canından olan 12 kız çocuğu var. Bunlar su yüzüne çıkanlar. Ya diğerleri…

Gönüllerimizi dağlayan bu olaylar sonrasında tüm ana babalarda beni deli eden o ölüm sessizliği yaşanırken, ilgililerde görmezden gelme, yetkililerde hep bir üstünü örtme zuhur ediyor. Hani, “Haksızlığa karşı susan dilsiz şeytandır.” Hz. Muhammed (sav.)

Benim bildiğim çocukların ırzına geçilirken, psikolojileri bir daha düzelmeyecek bir biçimde harap edilirken, yakılıp, yıkılıp, ölümün eşiğine bırakılırken susulmaz. Avazın çıktığı kadar bağırılır. Ama nerde!

İçimizdeki salıncakların iplerini çözüp, intihar için elimize verdiler.

Kırk yıldır aynı terane.

Bu köşeyi okuyanlar hatırlar, çocukluğumda İstanbul’un en eski semtlerinden birinde hem de devletin denetiminde olması gereken Kur’an kursunda birebir benim başıma gelenleri daha önce size anlatmıştım.

Şuraya bırakayım.

Görüyorsunuz işte, üzerinden onca yıl geçmiş çocuklar, gençler hala aynı baskı, aynı despotik yaklaşım, aynı kural ve kaidelerle yetiştirilmeye çalışılıyor.

Kur’an-ı Kerim’de Peygamber efendimize ilk vahiy olunan ayet “Yaratan Rabbinin adıyla oku!” diye başlıyor. Ancak biz kendimizi hiçbir şekilde yormuyoruz. Ne okuyup bilgi sahibi oluyoruz, ne entelektüel bir bakış açısına ihtiyaç duyuyoruz, ne de kendimizi yenileyip zamana ayak uyduruyoruz.

Sonra da oturup ağlıyoruz gençlerimiz neden deist oldu, ateist oldu diye.

Çok basit, Newton’un Etki – Tepki Yasasına göre bir şeye ne kadar kuvvet uygularsanız o da size eşit ve zıt yönde bir tepki ile karşılık verir. Canına kıymayı göze alan birinin ne derece bir psikolojik, ruhsal ve fiziksel şiddete maruz kaldığını varın siz hesaplayın.

İslamiyet’i kullanarak insanların beyinlerini kendi amaçları doğrultusunda yıkamak, onları eğip büküp kendi ideolojilerinin müzmin bir hizmetkârı yapmak için hazır bekleyen bir dolu oluşum var.

İnsanlara din dışında, insanı odak alan kapsamlı bir eğitimin yanı sıra sporla, sanatla ve çeşitli hobilerle nefes alacak alanlar bırakmazsanız işte böyle hayatlarından vazgeçecek hale getirirsiniz.

Bizler neslimizi onlara destek verecek eğitim seviyesi yüksek bir ailesi olmasa bile, devlet eliyle okullarda sunacağımız hizmetlerle hayatın hırçın ve kaotik deneyimlerine karşı daha dayanıklı hale getirmeliyiz.

Çocuk ve gençlerimizi okuyan, yazan, araştıran, soran, sorgulayan, sporunu yapan, en azından bir müzik aletini çalabilen, şarkı söyleyen, dans eden, mutlu insanlar olarak dopdolu, donanımlı bireyler olarak yetiştirmek yerine bağnaz, ilkel ve dogmatik bir kafayla eğitim veren bu kurumlara teslim etmemeliyiz.

Yüzü dünyaya dönük, aydın bir kafayla yetişen biri başına gelen her felakette kolayca yıkılmaz. Velev ki kendisini sarsacak bir durumla yüzleşiyor o güne kadar kendisini içeriden bir duvar gibi tuğla tuğla ören birinin elinden tutunacağı bir dalı gitse, diğeri kalır. Evet, düşer ama tozunu gene kendi silkeleyip, kalkar.

Din sizin tüm sorumluluklarınızı üstüne atıp kaçacağınız hizmetkârınız değildir.

Böyle ana- babalık olmaz.

Velev ki bu tip bir cemaate üye olsan bile bunca şey duymuşuz, kör müsünüz sağır mısınız ey ahali insan hiç mi demez kızımıza ya da oğlumuza nasıl davranılıyor; taciz mi ediliyor, mobbinge mi uğruyor diye. Umurları bile değil…

Oysaki ebeveynler çocuğunun nefes alıp verişinden bile onun ruh halini anlayabilen hassas, ihtiyacı olduğunda sevgi, şefkat ve merhametini esirgemeyen duyarlı, sağlık, yiyecek ve barınma gibi ihtiyaçlarını sağlayabilecek kudrette insanlar olmalıdır. Ama ne yazık ki hepimiz aynı şansa sahip değiliz ve ana babalığın hala bir ehliyeti yok.

İktidarımız politika yaparken pek yakında Ay’a roket atacağımızdan başlayıp mangalda kül bırakmıyor ama icraata gelince 4-6 yaşını süren ağzı süt kokan, daha yeni bezden kurtulmuş el kadar çocukları okul öncesi dini eğitim programına tıkmaya kalkışmakla tüm vizyonsuzluğunu gözler önüne seriyor. Böyle başa, böyle tarak! Pek tabii ki oy potansiyeli varsayılan birtakım gruplara mavi boncuk dağıtalım derken hem bilim hem de pedagojinin yerinde yeller esiyor. Olan gene bize oluyor.

Aman siyaset deme bırak! Nerden baksan tutarsızlık, nerden baksan fecaat.

Birlik olursak belki sesimizi duyarlar.

Ben de herkes gibi aynı soruyu soruyorum. Daha kaç kızımızı ya da oğlumuzu içine düştükleri bu karanlıkla baş başa bırakacağız? Lütfen artık çocuklarımıza, gençlerimize sahip çıkalım. Geleceğimizi karartmayalım.

Son olarak bu yaşananların bir daha tekrarı olmaması için devletimizi bir an önce bu tip cemaat ya da tarikat yurtlarını kapsamlı olarak denetlemek için görevini layıkıyla yapmaya çağırıyorum.

Umutsuzca.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here