Geleceğin Endüstrileri (1): Robotların dünyası

1

Robotların dünyası

Son zamanların en çok tartışılan konularından biri faiz enflasyon ilişkisi. Merkez Bankası Başkanı faizi düşürmekle ihracatın artacağını söylüyor. Bunun da döviz bolluğu yaratacağı ve Türk Lirasının değer kazanacağı yolunda bir beklentisi var.

Bu varsayımın ekonomik teorilerle ne kadar uyum içinde olduğunu uzmanlarına bırakalım. Benim üstünde durmak istediğim konu bu değil.

İhracatımızın artması elbette hepimizi sevindirir. Ancak ihracatın ne tür mallar üzerinde yapıldığı da önemli. İhraç ettiğimiz ürünlerde bir kg başına elde ettiğimiz dövizi arttırmanın yollarını aramamız gerekiyor. Bu konuda zorlanıyoruz. Aşağıdaki grafikte ihracatın birim fiyatında yükseliş ve düşüş dönemleri var. Bunlar bize başka şeyler de söylüyor. 2014’ten sonraki düşüşün sebepleri üzerinde düşünmek ve çok taraflı değerlendirmeler yapmak gerekiyor.

Kısaca fikir versin için söyleyelim Almanya ihraç ettiği malların birim ağırlığı başına yaklaşık dört dolar elde ederken biz bir dolardan biraz fazla elde edebiliyoruz. Bunu ister yüksek teknoloji ürünlerinin sağladığı bir konu olarak ele alalım ister katma değeri yüksek ürünlerin sağladığı bir konu olarak, sonuç değişmiyor. O halde hem bugün için hem yarınlar için üstünde dikkatle çalışmamız gereken bir hal var.

 Katma değeri yüksek üretim için atılabilecek adımlardan birisi de geleceğin endüstrileri hakkında fikir sahibi olmak ve buna uygun stratejiler geliştirmek olabilir.

Türkiye İstatistik Kurumu, kısa adıyla TÜİK verilerine göre 2020 yılında yurt içi hasılanın ancak %20’sini sanayi sektörü oluşturuyor, %68’ini ise hizmet sektörü oluşturuyor. Bu durumu değiştirmek zorundayız.

Hafifçe yuvarlatılmış rakamlarla, ihracatımız içinde yüksek teknoloji ürünleri %3’lük bir paya sahiptir. Orta yüksek teknoloji ürünlerinin ihracatımız içindeki payı ise %35 civarındadır. Son rakam yüksek teknoloji ürünleri için bir potansiyelin varlığına işaret ediyor.

Bu tabloyu değiştirmeden zenginleşmek ve refah toplumu olmak mümkün değil. Bu sebeple geleceğin endüstrileri üzerinde kafa yormak gerekiyor.

Ancak bu hedeflere ulaşabilmek sadece maddi şartlara bağlı değil. İnsan kaynaklarımızı hem geliştirmek hem mevcut insan kaynağımızı muhafaza etmek ve verimli kullanmak, yani liyakate önem vermek zorundayız. Şu bir gerçek ki yetişmiş beyinlerimizle birlikte kabiliyetli gençlerimizin de gözü dışarda. Bu hususu akılda tutarak özgürlük ortamını geliştirmek, liyakati gözetmek, gelecek kaygısını ortadan kaldırmak, yeni fikirlere kıymet veren bir anlayışı geliştirmek, kaynaklarımızı verimli kullanmak zorundayız. Özel sektördeki gençlerin de bu kaygıların çoğunu taşıdığını ekleyelim.

Ben bu hali kan kaybına benzetiyor ve acilen bu kan kaybını durdurmamız gerekir diyorum. Konu beyin göçü adı altında OECD’nin de ilgi alanında yer alıyor. Dünya beyin göçü haritasında hangi ülkeden ne kadar üniversite mezununun başka ülkelerde çalıştığı belirtiliyor. Türkiye’deki her 100 üniversite mezunundan yaklaşık 10 tanesi yurt dışında. Yurt dışında çalışan bu mezunların çoğunun da seçkin beyinler olduğunu söylemeye herhalde gerek yok.

Sözü biraz fazla uzattım galiba. Alec Ross’un 2017 yılında ilk baskısını yapan kitabından söz etmek istiyorum. Orion Kitapevi yayınlamış. Geleceğin Endüstrileri adlı bu kitaptan yola çıkarak hangi alanlarda ne durumdayız, neler yapmalıyız gibi hususları ele alsak diyorum.

Kitap, küreselleşmenin yanlış ve doğru taraflarını irdeliyor giriş bölümünde. Daha sonra şunları belirtiyor: “Bu kitap ekonomilerimize ve toplumlarımıza gelecek 20 yıllık değişim sürecinde yön verecek endüstrilere göz atıyor. Kitabın bölümleri de; robotik, ileri yaşam bilimleri, paranın kodlanması, siber güvenlik ve büyük veri gibi geleceğin kilit endüstrileri ile bunların ortaya çıktıkları jeopolitik, kültürel ve kuşaksal bağlamlar etrafında oluşturulmuştur‘.

Bugün robotlarla başlıyoruz. Bir noktayı hatırlatmakta yarar var. Geleceğin endüstrileri ile geleceğin mesleklerini birbirinden ayrı tutmak gerekiyor.

Daha sonraki yazılarda üstünde duracağız ama kitaptaki bir vurguyu şimdiden nakletmek istiyorum. “Geleceğin endüstrileri mevcut jeopolitik yapı içerisinde oluşurken aynı zamanda bu yapıyı dönüştürecektir. 20. yüzyılda siyasal sistemler ve pazarlar arasındaki baskın ayrım, sağ ve sol arasında idi. 21. yüzyılda ise bu ayrım siyasal ve ekonomik yapıları açık olanlar ile olmayanlar arasında yaşanacaktır.”

ROBOTLAR

Yazar bir öncelik sırasıyla mı ele alıyor, tam belli değil ama, geleceğin endüstrilerinde ilk sırayı robotlara veriyor. Robotların hayatın her alanında görünür olacağı artık bir realite. Üstelik robotlara yapay zekâ ve makine öğrenimi eşlik edecek. Küresel ekonomide bunların yeni çığırlar açması da kaçınılmaz.

Ortalama ömür her geçen yıl daha da uzuyor. Bu husus yaşlı bakım robotlarının sahneye çıkmasını zorunlu kılıyor. Yaşlılara bakacak aile fertleri gittikçe azalıyor, dolayısıyla onların yerlerini robotların alması kaçınılmaz. Japonya ve Çin gibi doğum oranlarının düşük olduğu nüfusu çok büyük olan ülkelerde yaşlı bakımı başlı başına bir sorun. Üstelik ortalama ömür uzuyor. Toyota, Robina ve Humanoid adlı insan görünümlü robotları hizmete soktu bile. Honda’nın ASIMO adlı robotu astronot görünümlü. Yaşlı bakım robotları bir hasta bakıcıdan beklenen hizmetlerin hemen hepsini yapacak kabiliyete sahip. Hastalarla sohbet edebiliyor ve şarkı söyleyebiliyorlar.

Özellikle Japonya bu alanda kullanılacak robotlar için büyük teşvikler öneriyor. 2013 yılında Japonya hükümeti yaşlı bakım robotlarına odaklanan şirketlere 24.6 milyon dolar hibe sağlamış. Japonya’nın önde gelen bakanlıklarından Ekonomi, Ticaret ve Sanayi Bakanlığı Mayıs 2013’te hasta bakıcı robotlar için yapılan Ar- Ge harcamalarının yarısından üçte ikisine kadar olan kısmını kapsayacak şekilde destek vereceği 24 şirket belirlemiş. Burada “yarısından üçte ikisine kadar olan” ibaresi benim dikkatimi çekti. İlginç bir teşvik ve destek şekli. TÜBİTAK ya da teşvik ve destek sağlayan bizdeki kurum ve şirketlerin böyle uygulamaları var mı acaba?

Robot üretiminde Amerika, Japonya, Çin, Almanya ve Güney Kore başı çekiyor ama diğer ülkelerde de çok önemli teşvik ve desteklerle bu endüstriyel alanın büyümesi gözleniyor.

Peki ama robotlar hangi seviyede iş başaracak? Bir zamanlar insanlara özgü alanlar olarak düşünülen görevler; durumsal farkındalık, akıl yürütme, el becerisi/maharet, bağlamsal anlayış ve insan muhakemesi gerektiren meslek türleri de yavaş yavaş robotlara açılıyor. Elbette burada yapay zekayı ve başka modelleme tekniklerini de unutmamak gerekiyor. Bunun için gerekli zengin veri kaynakları için bulut teknolojisinin ve nesnelerin internetinin sağlayacağı imkanların robotlara destek olacağı öngörülüyor.

Robotlar kendi donanım ve yazılımları ile sınırlı olan yeteneklere sahip bağımsız elektromekanik cihazlardı. Ancak buluta sürekli bağlı olan ağ tabanlı cihazlar haline gelerek, robotlar artık kendi türlerinden olan diğer her bir robotun deneyimlerini de hızla artan bir oranda öğrenerek bünyelerinde toplayabilmektedir. Burada “büyük veri” kavramı devreye giriyor. Büyük veri ile ilgili ayrı bir yazı gerekiyor.

Robotların boyutuna gelince, hücrelere nüfuz edebilecek kadar küçük nano robotlar da var, devasa boyutlara sahip robotlar da… Bunlar artık her alanın hizmetkarı olmaya hazırlar… Koşan, yürüyen, ağırlık kaldıran, önüne çıkan engelleri algılayan robotlar var bir tarafta, diğer tarafta ise üretimde kullanılan robotlar… Mesela kaynak ve montaj robotları çok uzun zamandan beri kullanılıyor.

Bugün henüz yaygın olmasa da yollarda bundan sonra daha çok otonom araçlar, yani sürücüsüz araçlar mı yaygınlaşacak dersiniz? Elbette pek çok avantajı var bunların ama henüz bütün riskler ortadan kalkmış değil.

Google da sürücüsüz otomobil peşinde. Bu işe girişinin ilginç bir hikayesi var Google firmasının…  Sebastian Thrun, Google’da başkan yardımcısı iken en iyi arkadaşını bir trafik kazasında kaybediyor. Thrun sürücüsüz otomobil yolunda bunu kendisine bir motivasyon kaynağı olarak görüyor. “Hayatımı her yıl 1 milyon insanı kurtarmak için adamaya karar verdim” diyor. Google’ın sürücüsüz aracını test sürüşünde izlemek isteyenler için burada bir bağlantı var.

Bu işe el atan sadece Google değil elbette. Mesela Uber’in de “sürücüsüz taksi filosu geliştirme projesi” var.  Bu konuda şu anda en önde olan firma Tesla. Patentlerini de açarak inovasyona ve yarışa açık olduklarını ifade ediyor Tesla’nın başkanı Elon Musk. Şu kısa videoda Elon Musk’ın patentler konusundaki düşünceleri var. Burada ise Tesla’nın otonom araçlarının gelişimi hakkında bir haber okuyabilirsiniz.

Teslimat robotları ve teslimat drone’larının yolları ve gökyüzünü dolduracağı günler uzak değil. Teslimat robotlarını Washington’daki George Mason Üniversitesinin kampüsünde görmüşlüğüm var benim. Gayet de saygılılar, kenara çekilip yol vermeyi, yolda duran birisi varsa etrafından dolanmayı gayet iyi beceriyorlar.

Robotların tıp alanındaki kullanımları günden güne önemli ölçüde artıyor. Mikro cerrahi ise belki bu uygulamaların en başta geleni. Kalp kapakçığı ameliyatlarından tutun da anestezi hizmetine kadar çok geniş bir alan.

Robotların boyama, kaynak, montaj, tehlikeli işler, denizaltı araştırmaları ve madencilik sahalarındaki geniş kullanımına yakında hizmetçi robotların da ekleneceğini, hatta bunların bazı uygulamalarının mevcut olduğunu da söyleyelim.

Daha eskilerde işçi sendikaları sözleşmelere robotlarla ilgili kısıtlamaların girmesini arzu ederlerdi. O dönemler geride kaldı. Şimdilerde çok büyük miktarlarda robot siparişleri konuşuluyor.

Tayvan’da Apple, Microsoft ve Samsung gibi teknoloji firmaları tarafından geliştirilen birçok cihazı üreten Foxconn adlı bir fabrikalar kompleksi var. 500 bin işçi çalıştırıyor. Bu şirketin yetkilileri aşamalı olarak bir milyon robot siparişi içeren bir plan üzerinde çalışıyorlarmış. Şimdiye kadar ucuz Çin işgücünden faydalanan şirket bunun sürekliliğini ve gelişen Çin ekonomisi dolayısıyla artık ucuz işgücüne erişimin kolay olmayacağını öngörmüş. İlk yatırımı pahalı olsa da robotların işletme masraflarının olmayışı bu cazibeyi yaratıyor anlaşılan. Tek cümleyle özetliyorlar işletme masrafı olmayışını: Robotlar maaş almaz.

Alec Ross, kitabında şu ilginç tespite de yer veriyor: “Robotlar teknolojik gelişimin bir sembolü olmakla beraber aynı zamanda geçmiş yüzyıllarda insanların diğer insanları sömürdüğü köleliğin güncel bir versiyonudur.”

Teknoloji gelişmeye devam ettikçe, robotlar birçok mesleği daha yok edecektir. Fakat aynı zamanda yeni meslekler yaratacak ve böylece muazzam katma değer sağlayacaklar. Genel olarak robotlar insanların daha üretken ve verimli olmaları için onlara bol zaman ve özgürlük kazandıracaktır. Mesleklerin bir kısmı robotlar tarafından ele geçirilse de yeni mesleklerin doğmasına da yol açacaktır bu durum. Ancak eğitimli insanlara el sallaması kaçınılmaz bu yeni mesleklerin. Robotların yaygınlaşmasının ne tür sosyal problemlere yol açacağını tartışmak biraz bu yazının kapsamı dışında kalıyor.

Önemli bir tarafı daha var robot işinin. Robot üretmek o kadar da kolay değil. İşin pek çok mühendislik tarafı mevcut. Malzeme mühendisliği önemli bir yer tutuyor bu konuda. Hassasiyet, hafiflik, dayanıklılık ya da mukavemet var bu işler arasında. Makine mühendisliği işin temeli desek yeridir. Hem mekanizma tekniği ya da robotik bilimi, hem titreşim ve kararlılık konuları, optimizasyon, dinamik kuvvet analizi gibi parametreler var. Öte yandan bilgisayar yazılımları ve yapay zekâ konuları artık robotlarda ele alınmazsa olmaz konular arasında. Mekatronik ise makine mühendisliği ile elektronik mühendisliğinin bir karması olarak robotik çalışmalarında önemli bir yere sahip.

Geleceğin endüstrileri içinde robot üretimi önemli bir yere sahip olacak, bu açık. Türkiye’nin bu yarışta yer alabilmesi için öncelikle lisansüstü eğitime daha çok yer açması gerekiyor. Yüksek lisans ve doktora eğitimini hem yurt içinde hem yurt dışında geleceğin endüstrilerine göre teşvik etmekte büyük yarar var. Tabii bir taraftan da bu vasıflara sahip yetenekleri Türkiye’de tutmanın yollarını bulmamız gerekiyor. Bu hususa yukarda değinmiştim. Kısaca özetlersek özgür bir ortam ve liyakate değer veren bir anlayış diyerek bitirebiliriz.

Türkiye’de robot üretimi ve robotik sistemler üreten  endüstriyel kuruluşlar var elbette. İnternette kısa bir gezinti bu yola baş koymuş olanları çabucak gösteriyor bize. Boston Dynamics ilginç robotlarıyla biliniyor.

Önceki İçerikKaç dolar bir yazarkasa eder…
Sonraki İçerikOlaf Scholz Dönemi başlıyor
İstanbul Teknik Üniversitesi Makina Fakültesi Uçak Bölümü mezunudur. Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi'nde Yüksek Lisans, Dokuz Eylül Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü'nde Doktora yapmıştır. Dokuz Eylül Üniversitesi ve Celal Bayar Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyeliği, Sakarya Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Kurucu Dekanlığı, Adalet ve Kalkınma Partisi Kurucular Kurulu Üyeliği, TBMM XXII. XXIII. ve XXIV. Dönem İzmir Milletvekilliği, XXII. ve XXIII. Dönem Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi ve Avrupa Güvenlik ve Savunma Asamblesi – Batı Avrupa Birliği (Batı Avrupa Birliği Parlamentolararası Avrupa Güvenlik ve Savunma Asamblesi) Türk Delegasyonu Üyeliği, XXIV. Dönem Avrupa Birliği Uyum Komisyonu Başkanlığı ve Türkiye - Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonu Türk Grubu Üyeliği yapmıştır.

1 YORUM

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here