Geleceğin Resmini Çizmek…

0

“Vizyon”, her alanda kullanılan bir kelime.

İçi dolu mu? Boş mu?  

Söyleyen buna hakim mi? Değil mi? 

Samimi mi? Samimiyetsiz mi? 

Becerikli mi? Beceriksiz mi?. 

Nedense bu ayrıntılar dile getirilmez, ölçümlenmez… 

Hemen hemen her şirkette, örgütte, grupta ve liderlerinde, vizyondan ve vizyoner olunmasından bahsedilmesine rağmen, gerçeği aramak yerine, vizyoner olduğunu söyleyenlerin hazırladığı reçeteye bakarak bir değerlendirme yapmak topluma daha kolay geliyor.

Çevremize bir bakalım. Önümüze konulan ve vizyon adı verilen içi doldurulmamış o kadar çok çalışma, vaat var ki!

Reklam

Oh ne ala, kendin yaz kendin oyna… 

Halbuki öne çıkanların önüne koyalım bir liste, yapalım bir iş planı, bakalım ben bunları yapabilirim diyebilecek mi?

Allah aşkına “vizyon” nedir?  

Mesela, “geleceğin resmini çizmek” olarak tanımlayabilir miyiz? 

Vizyoner dediklerimizin, bu resimde çizilmesi gerekenleri hayal edebilecek bir kabiliyeti, bilgisi, enerjisi, malzemesi var mı bakalım!

Gelecekle ilgili düşünceleri olanlar, bir hayal mi, yoksa bir vizyonu mu ifade ediyorlar?

Toplum adına görev bekleyenler, görev yapanlar acaba hangisinin peşindeler? 

Hayal mi? Vizyon mu?

Reklam

Hadi önce, biraz kendi vizyonumuzu, gelecek beklentilerimizi sorgulayalım…

Cevaplarımız ne kadar belirli ise, gelecek ile ilgili çizdiğimiz tablo ne kadar netse, hayalden icraat sürecine geçmişsek, hayallerimizin zeminini sağlamlaştırmak adına kendimizi hazırlıyorsak, bunları yaşama ihtimaliniz de o kadar yüksek olacaktır. 

Sonuçları da vizyonumuz..

Ancak, daha düşüncelerimizde belirsizlikler varsa, bu belirsizliklerde ne kadar fazla ise, kendi düşüncelerinizin peşinden değil de başkalarınınkine göre yaşam tarzınızı oluşturuyorsanız, ifade ettiğiniz şey bir vizyon değil, bir hayal olarak kalacak..

Sizin geleceğiniz, sizin dışınızdaki farklı değişkenlere bağlı olacağı için de büyük bir ihtimalle, istediklerinizin gerçekleşmesi size bağlı olmayacak ve ‘ikinci elden yaşamış’, başkalarının sizin için çizdiği bir yaşantıyı sürüyor olacaksınız… 


Bu kadar hareketliliğin, değişimin, gelişmenin olduğu bir ülkede, “keşke siz” daha az geleceğimizi nasıl ve ne şekilde belirleyebiliriz?

“Doğru” algısında nasıl daha seçici olabiliriz? 

Elbette alışkın olduklarımız haricindeki alternatifleri de görmek isteyerek ve görerek…   

Geleceğimizle ilgili doğru soruları kendimize sorup, cevaplarımızı samimiyetle verebilmişsek eğer, istediğimiz, hayal ettiğimiz, vizyon olarak belirlediklerimize ulaşma yolunda karşımıza çıkacak fırsatlarda elbet olacaktır. 

Eğer bu fırsatları görebilir, okuyabilirsek tabii…

Ama bir vizyonunuz yoksa, karşınıza çıkan fırsatları da fark etmeniz mümkün olmayacak, belki de göstere göstere elinizden uçup gidecektir. … 

Hayata dair her ihtiyacımızı karşılamakla sorumlu olmak isteyenleri, çocuklarımızı daha güvenli, sağlıklı, bilgili, kültürlü, geleceğe hazırlayan projeleriyle örnek olacakları iyi belirleyebilmek, seçilmiş doğru insanları başımıza getirmek, önce kendimize verdiğimiz değeri gösterecektir…

İnsanlar hak ettiği şekilde yönetilirler!

Hikâye bu ya.

Zamanın birinde bir ülkenin padişahı ölmüş.

Çoluğu çocuğu olmadığı için, yerine kimi padişah edeceğiz diye şaşırıp kalmışlar. 

Sonra şehrin ileri gelenleri toplanıp, bir karara varmışlar. Karara göre ahaliyi toplayıp, padişahın eğitimli güvercinini salacaklar. Güvercin kimin omzuna konarsa, o padişah olacak. 

Neyse, ahali toplanmış, herkes heyecanla güvercin omzuna konsun diye dualar edip, adaklar adarken, şehre iki yabancı turist gelmiş. Tabii, onların da haberi olmuş durumdan.

Şehrin meydanına doğru giderken, kendi aralarında konuşuyorlarmış. 

Yüzü güleç olan yabancı demiş ki; 

“Eğer güvercin benim omzuma konarsa, öyle adil olurum ki, toprakları zengin, insanları, kurdu, kuşu bile zengin ve mutlu olur. Duyan herkes bu şehirde yaşamaya can atar.” 

Asık yüzlü olan adam ise; 

“Valla ben acımam arkadaş. İnsanların ne dirisine ne de ölüsüne acırım. Sırf eziyet olsun diye, ölülerini bile bacadan çıkarttırırım” demiş.

Olacak bu ya, güvercin gelip zalim adamın omzuna konmuş.


Neyse adam padişah olmuş, arkadaşını da vezir yapmış. 

Sözünü tutmuş, o şehrin halkına öyle zulüm yapmış ki, halkı canından bezdirmiş. 

Bir gün..

Beş on kişi toplanıp saraya gelmişler. Gelip vezirin huzuruna durmuşlar. 

“Vezirim, ne olur padişaha söyle, her türlü zulmüne katlanıyoruz, neyse de, bari izin versin de, ölülerimizi kapıdan çıkaralım. Valla cenazeyi bacadan çekmek çok zor oluyor.”

Vezir gidip durumu padişaha anlatmış, o da;

“Arkadaşım, padişah olmak için o meydana giderken sen de, ben de nasıl bir padişah olacağımızı söyledik. 

Allah kalbimizi biliyordu, benim gibi birini hak etmeselerdi, güvercin senin omzuna konardı, sen padişah olurdun. 

Demek ki bu ahali beni hak etti ki, ben padişah oldum. 

Şikâyet etmeye hakları yok. 

Hak ettikleri şekilde yönetiliyorlar” demiş.

Kıssadan hisse…

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here