Gençlere, ‘sizi dinliyorum’ demek tayfuna sebep olur mu?

0

Gençlerin alışkanlıkları ve tepki verme şekilleri değişse de, değişmeyen tek şey ‘ilgi’. Sadece gençler için değil, tüm insanlar ve hatta bütün canlılar ilgilenilmek isterler. İlgi, muhatap almaktır, zaman ayırmaktır, iletişim kurarak enerji değişimi yapmaktır, karşıdaki varlığa içsel sevgimizi sunmaktır. 

Uzun yıllara dayanan tecrübelerimden dolayı söylüyorum, gençlerle iletişime geçip onlarla ilgilendiğinizde size karşı tutumları hep farklı olur.
Almanya’ya geldiğim 2003 yılından beri eğitim sebebiyle gençlerle iletişimde oldum. İlk zamanlar, camideki kişiler gençlerin olumsuzluklarını anlatırken demiştim ki, ‘ya bu gençler ne kadar arsızlar, maddi imkanlar bunları şımartmış’. Zaman içinde iletişim kurup, iki kesimi de gözlemleyince anladım ki, gençler aslında ne verilmişse, onu almışlar. Büyükleri onlarla ilgilenmedikleri için, onlar da ilgiyi dışarıda bulmuşlar ve kendi yollarını çizmişler. 

Ali Babacan’ın gençlerle buluşması ve onlara ‘sizleri dinliyorum’ demesi, bu sebeple çok isabetli olmuş. Gençler nasihat dinlemek istemezlerdi, hala istemiyorlar ve sanırım ileride de istemeyecekler. Gençler muhatap alınmak isterler, istiyorlar ve isteyecekler. Ali Babacan’ın gençlerle buluşmasında, ilk olarak onları dinlemesi ve konuşmalarına fırsat vermesi, yaklaşım tarzı olarak çok önemli. 

Tepeden bakmadan, onları küçümsemeden, eğitimlerini bitirdikten sonra karar verici olacaklarını bilerek ve en önemlisi onlara ‘değer vererek’ dinleyebilmek. 

Bu niteliklere haiz iletişimden bugün söz edebilmemiz çok zor. Diyaloglardan monoloğa geçtik ve toplumun tüm kesimlerinde aynı davranış tarzı hakim. Sanırım artık bundan sıkıldık, çünkü insan fıtratına uymuyor. 

‘Gençlere ‘sizi dinliyorum’ demek tayfuna sebep olur mu?’ sorusu, bence önemli. Çünkü hemen ilk dalga etkisiyle birçok kişiyi rahatsız etti. Zaten biliyorsunuz ama gene de belirteyim: ‘ABD’de kanadını çırpan kelebek Asya’da tayfuna sebep olur’. Buna kelebek etkisi diyoruz. Hani, denizde ya da nehirde yol alan bir teknenin geçmesiyle oluşan dalganın kıyıya çarpması gibi, oluşan küçük bir rüzgar zamanla hız kazanır ve tayfun oluşturacak etkiye sebep olur. 

Ali Babacan’ın gençlerle buluşması da öyle olacak gibi geliyor bana. Siyasette boy gösterenlerin tepeden bakan, çok bilmiş ve emir veren davranış tarzlarını gençler benimsemiyorlar. Gençlerle buluşmanın etkisi diğer alanlardaki gençlere de etki edecek ve sonrasında gençler gibi ‘öğrenmeye açık’ bireyler de bundan etkilenecekler. 

Peki ya sonra? 

Sonrasında da anlayış, davranış ve tarz değişikliği ve sonrasında bunların kültüre etkisi ve kollektif bilincin katılımcı olması. İnsani ve doğal olanı bu. Yoksa Allah ayetlerinde ‘emrediyorum yapın’ derdi, ama ne demiştir: Bakın, inceleyin, akledin ve düşünün; kendiniz karar verin…

Gençlerle eğitim deyince aklıma camilerde yaptığım eğitimler geldi. Almanya’da yıl ortasında ara tatiller vardır, gerçi artık Türkiye’de de aynı. İşte bu tatillerde kiralanan otelde iki haftalık kurslar olurdu ve hala da vardır. Ben de o kurslarda hem eğitmen ve hem de kurs müdürü olarak görev alıyordum. Otelde yapılan bu kurslarda, çocuklar istedikleri gibi dışarı çıkarlar ve kafalarına göre disiplinsiz hareketler yaparlarmış. Kurs müdürü olunca ilk olarak disiplini sağlayarak, öğrencilerin bina ve bahçe haricinde keyfi olarak hareket etmemeleri gerektiğini vurgulayarak, bunun önüne geçilmesi gerektiğini ifade ettiğimde, insanlar inanmadıkları için gülerek ‘yapın da görelim’ demişlerdi. Kurs başlayıp, disiplini sağlamak için, prensipleri öğrencilerle paylaşınca ve söylediklerimi yapmaya başlayınca, gülerek tepki verenler şaşırmışlardı. Onlara dediğim şu olmuştu: ‘Önemli olan karar vermek, plan ortaya koymak ve işin içinde bizzat bulunmak’. Elimizde bütün imkanlar var, yeter ki olması gerekenlerin ne olduğunu tespit edelim ve azimli olalım. 

Bu örneği neden verdim? 

Köln’deki Diyanet camisini ziyaret ettiğimde gördüğüm manzara beni bir hayli üzdü. Dikkat çeken mimarisi, geniş yetkilere sahip Diyanet teşkilatı; ama Pazar günü olmasına rağmen gelenlerle ilgilenecek tek bir görevlinin olmaması. 

Hemen aklıma şu geldi: ‘Ben olsam ne yapardım?’

Öncelikle; ziyarete gelenlere ‘kadınlar mutlaka yukarı çıkacak’ gibi bir ültimatom verip, insanları camilerden soğutmazdım. Kadın ve erkekler Hz. Peygamber zamanında aynı mekanı paylaşıyorlardı ve aynı mekanda namaz kılıyorlardı. 

İkincisi; camide koşturan çocuklara tepki göstermez ve onların istedikleri gibi hareket etmelerine olanak tanırdım. 

Üçüncüsü; Diyanet gibi geniş yetkilere sahip bir yapı olduğu için, Almanca-İngilizce-Fransızca ve İspanyolca bilen gençleri ya da görevlileri sürekli olarak orada bulundurur ve insanlara bilgi vermelerini mümkün kılardım. Ayrıca Türkçesi düzgün, hayata bakış açısı geniş bir sorumluyu da cami ve İslam’ın anlatılması noktasında bizzat görevlendirir ve ziyaret amaçlı gelenler için oluşturulan bir cafede ilgilenmesi için görevlendirirdim. 

Bu kadar özenilen bir camide bunları görememek gerçekten çok ilginç. Olmayacak işler de değil, yeter ki biraz olsun kafa yoralım ve ‚en iyisi nasıl olabilir‘ diye düşünelim. 

Sevgi ve Bilgiyle kalın 

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here