Göçmenleri El Üstünde Tutanlar mı Büyük Devlet Halini Alıyor: Üstünde Düşünmeye Değer Bir Konu- Kitap

0

Ocak Medya’da yazmaya başladığımdan beri kaleme aldığım yazılardan, en az bir tanesinden kesin hoşlanmamışsınızdır; ya sessizce itiraz etmiş, ya da sesinizi yükseltme ihtiyacı hissetmişsinizdir. Olmadı, görmezden gelmeyi tercih edip yolunuza devam etmişsinizdir. Buraya kadar olan kısımda itiraz edebileceğim bir kısım yok. Bireysel olarak düşüncelere katılıp katılmamak, eleştirmek, insan olarak doğuştan gelen hakkımızdır; aynı su veya havaya ihtiyacımız olduğu gibi, sahip olmamız gereken bir haktır yani. Ama… Her zaman bir “ama” çıkıyor karşımıza, değil mi! İtiraz edeceğim veya üstünde tekrardan sizleri naçizane düşünmeye davet edeceğim kısım, oturduğunuz masa ile ilgili. Eğer, masanızın etrafında yer alan dört kişinin dördü de, aynı tonda tezlerime karşı çıkıyor veya destekliyorsa, lütfen orada biraz soluklanın! Günün sonunda vereceğiniz karara elbette ki saygı duymak, sizin varlığınıza karşı hepimizin borcudur. Fakat, sizce de biraz dışarıya açılmak, farklı düşünceleri veya yaşam biçimlerini tanımaya, anlamaya çalışmak gerekmiyor mu? Farklılıkları tanımadan, onlarla diyalog kurmadan, çocukluğunuzdan beri içimizde büyüte geldiğimiz korkuları yenme şansımız var mı gerçekten de! “İnsan tanımadığından korkar” gibi beylik sözler, dilimize yapışmış; ama altını doldurmadan da koskoca bir ömrü geçirip gitmekten hiçbirimiz çekinmiyoruz…

Nereden mi çıktı bu konu?

Kitapçıda raflar arasında dolaşırken karşılaştığım bir portre kitabından: George W. Bush’un kaleme aldığı veya derlediği, bir araya getirdiği de diyebiliriz, Amerika’nın farklı göçmen yüzleri diye çevirebileceğimiz bir çalışma ile karşılaştım yakınlarda: “Out of Many, One”.

COVID-19 patladı diye çekik gözlüleri hedef alan nefret söyleminin eyleme dönüştüğü günlerde oldukça anlamlı bir çalışma olmuş doğrusu. Bizde olmaz diyenlere, İstanbul sokaklarında “Ben Kore’liyim, Çinli değil!” diye sırt çantasına yazı yazma gereğini hisseden gencin resmi gelsin aklınıza lütfen…

Amerika siyasetinin iki farklı ucunu kısmen bilinler sayın Bush’un hangi tarafta konumlandığını iyi bilir. Sanki göçmen kabulüne veya göçüne mesafeli duran bir kanadın temsilcisi olarak Amerika’nın iki dönem başında bulunmuş bir liderin, kitabın giriş kısmında kullanmayı tercih ettiği örnekler oldukça dikkat çekici. Yeni Dünya olarak adlandırdıkları Amerika kıtasına yerleşmek amacıyla ilk adım atıldığı an söylenen söz (John Wintrop’a ait) şöyle: “Place of Refuge and Liberty”; yani, özgürlüğün ve sığınmanın adresi diye de çevrilebilir. “Sadece zeki ve güvenilir yabancıların değil, yaşadığı topraklarda dışlananların da ülkesidir” diye Amerika’yı tanımlayan George Washington’dan, Kennedy’nin “Amerika’nın muhteşem olmasının en önemli sebebidir” dediği göçmenlik kavramına geçiş yapıyor sayın Bush… Son yıllarda tersi yönde o kadar çok örnek karşımıza çıkarıldı ki, sanki bu topraklar yabancılara kapatılmış gibi bir yanlış anlaşılma ortaya çıktı. Sanırım, sayın Bush da, içinde bulunduğu mahallenin yanlış bir yöne doğru yönlendirildiğini düşündüğü için bir adım atma ihtiyacı hissetmiş… Üst akıl, büyük sermaye veya derin devlet mi yazdırmış diyorsunuz? Olsun. Hakkındaki eleştirilere rağmen John Steinbeck’in Gazap Üzümlerini 30 sene önce ilk okuduğum zaman, damağımda kalan tadı hatırlıyorum da… Herkes konuşuyor efendim…

Kitapta kimler yok ki: Erzincan’da hayat yolculuğuna başlayan Hamdi Ulukaya’da var, Avusturya’da gözlerini açan Arnold Schwarzenegger de, Prag’dan Amerikan kabine üyeliğine uzanan Madeline Albright da var… Yaşamları Lübnan’da, Pakistan’da, Irak’ta, İran’da, Tacikistan’da veya Peru’da, Vietnam’da başlayan daha onlarcasının porteleri süslüyor sayfaları…

Niye yazıyorum bunları efendim?

Hani yazımın girişinde bir masadan bahsettim ya; işte o masayı sarsmanın zamanı, benim nesil için geçiyor da, onu haber vereyim istedim. Masanın bacaklarını da yontabilirsiniz; masaya ve üstünde oturduğunuz sandalyeye sanatsal dokunuşlar da yapabilirsiniz; masanın etrafına dört değil de, on beş kişi de oturtabilirsiniz; masanın bacaklarını yere sabitlemediğiniz sürece bir umut vardır, güzel ve yaşanılabilir bir dünya inşa etmek için… Masanızı diyar diyar taşır, üstünü her zaman farklı mezeler ve içkiler ile de süsleyiniz lütfen! Etrafında konumlananlar türlü türlü, farklı dillerde hislerini dile getirsinler, müziğin tınısına kapılarak… Aşkınızı da, korkunuzu da, hayallerinizi de dile getirin o masada… Yeter ki, masa sabit olmasın… Masanın müdavimleri, sizinle hep aynı düşüncede olmasın… Bırakınız herkes farklı farklı konuşsun…

Ben mi ne yaptım efendim? O masayı toptan devirdim… Okumalara başladığım ilk yıllarda sadece ufak dokunuşlar ile masayı farklılaştırabileceğimi düşünmüştüm, çok naifmişim… 30’lu yaşların başında artık o masadan en ufak bir parça bile kalmadı geride… Elbette zaman zaman o masanın müdavimlerini özlüyorum; verdiği güven duygusunu arıyorum… Ama…

Zihnimin en derinliklerine kadar işlemiş ötekileştiren, yadsıyan, ayıplayan, küçümseyen o düşünceler ve önyargılar ile bir hayat geçmezdi efendim…

Esen kalınız…

Önceki İçerik7 bin 304 kişinin testi pozitif çıktı..
Sonraki İçerikBugünlerde İslam Tarihi’ni okumak daha önemli
Doğum yeri olan Kuzey Ren Vestfalya’ya (Almanya) doktora sonrası araştırmacı olarak geri döndüğü zaman, Essen Uni Klinik’te yaptığı deneysel çalışmaların hayatının dönüm noktası olacağını bilmiyordu. Eğitim hayatına Ankara’da başlayan ve her zaman bir parçası olmaktan onur duyduğu Hacettepe Tıp Fakültesi’nde devam eden Dr. Altınbaş’ın önüne serilmiş yeni bir dünya vardı artık. İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji uzmanı bir kliniysen hekim olarak, Başkentin en yoğun akademik ortamlarında çalışma fırsatı bulan ve yaptığı klinik araştırmalar ile Doçent Doktor ünvanı elde eden Dr. Altınbaş’ın son durağı Harvard Üniversitesi olmuştur. ABD Boston’da geçirdiği iki yılın sonunda, artık yaşayacağı son durağı belirlemiştir. Yeni çalışma ortamı, Yale Üniversitesi’dir. Bilimsel olarak odaklandığı karaciğer hastalıkları oluşum mekanizmaları dışında, yaklaşık 10 yıl boyunca bir Amerikan şirketinde “Gerçek Dünya Verileri” alanında Medikal Danışman/ Direktör olarak görev almıştır (STATinMed Inc.). Ulusal ve uluslararası kongrelerde onlarca sunum yapmış, ülkemizde çalıştığı kurumlarda tıp öğrencisi, iç hastalıkları asistanı ve gastroenteroloji yan dal asistanı eğitimlerinde aktif rol almıştır. İlk yazılarının (Almanca şiir dahil) yayınlandığı, üretmenin zevkini ilk olarak tattığı dergi, Dr. Altınbaş’ın “Şu kısa yaşantımda özlemle andığım ve gençlik yıllarımın geçtiği, olgunlaştığım yer!” dediği, Büyük Kolej okul dergisidir. Üniversite yıllarında başkanlığını da yaptığı Tıp Fakültesi Bilimsel Araştırmalar Topluluğu (HUTBAT) ve kurucular kurulunda yer aldığı Türkçe Topluluğu bünyesinde çıkartılan dergilerde editörlük ve yazarlık yapmıştır. İngilizce ve Türkçe dilinde basılmış 10 adet tıp kitabında bölüm yazarlığı olan Dr. Altınbaş’ın, uluslararası arenada yer alan saygın hakemli dergilerde 100’e yakın bilimsel yazısı yayınlanmıştır. Ulusal ve Uluslararası 20’ye yakın tıp/ bilim dergisinde hakem olarak görev alan Dr. Altınbaş, Kasım 2020’den itibaren Ocak Medya’da medikal ve para-medikal yazılar yazmaktadır. Evli ve iki çocuk babası olan Dr. Akif Altınbaş, İngilizce ve Almanca bilmektedir.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here