Gönül Almak/Yapmak, yada Gönül Kırmak/Yıkmak

0

Sosyal medyada dolaşan ve aslı Behlül Dâne’ye ait olan bir hikayecik ile başlayalım:

Bir kadın evine giderken yoksul görünümlü bir çocuğun elinde sopa ile toprağı çizdiğini görür.

Ne yapıyorsun evladım, diye sorar. Çocuk: Cenneti parselleyip satıyorum teyze der.

Kadın cennetin böyle parsellenmeyeceğini ve satılmayacağını bilse de çocuğun gönlünü almak için bana da bir parsel verir misin? Kaç para istersin? Parasını vereyim der.

Çocuk da 20 lira der. Kadın yardım niyetiyle parayı verir ve gider. Olayı da unutur.

Kadın birkaç gün sonra rüyada kendini cennette görür. Sonra da gördüğü rüyayı eşine anlatır.

Eşi de ne olur ne olmaz ben de bir parsel alayım der. Gider ve çocuğu bulur.

Evlat, bana da cennetten bir parsel verir misin? der! Çocuk olur ama bir parseli bir trilyon der. Adam itiraz eder, bizim hanıma 20 liraya vermişsin. Benden neden bir trilyon  istiyorsun der.

Çocuk şöyle cevap verir. Amca, eşiniz cennetin parsellenmeyeceğini, satılamayacağını biliyordu. Ama benim gönlümü almak için bana o parayı verdi. Cenneti satın almak için değil. 

Sen gerçekten cenneti satın alabileceğini mi? Benim de satabileceğimi mi? zannettin!… Cennet öyle ucuz değil. Cenneti almak gönülleri almaktan geçer, der.

Gönül

Gönlün anlamı Türkçe’de “Yürek”, Arapça’da “Kalb”, Farsça’da “Dil” dir.  Yüce Rabbimiz, kulunun kalbine, gönlüne özel bir değer vermiştir. 

Kur’an-ı Kerim’de, “O gün ne mal fayda verir ne de evlat. Ancak Allah’a kalb-i selim (Temiz, samimi, teslim olmuş kalb) ile gelenler fayda bulur” (Şuara, 26/88,89) denilmektedir. Kalb-i selim, Allah’a teslim olarak kurtulan/selamet bulan kalb/gönüldür. 

Hz. Peygamberimiz bu hususta “Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza değil, kalplerinize/gönüllerinize bakar” (Müslim, Birr, 33; İbn Mâce, Zühd, 9; Ahmed b. Hanbel, 2/285, 539) demektedir. 

Bu nedenle gönlümüz “Nazargah-ı İlahi” (Allahu Tealanın baktığı yer, Hakkın Nazargahı) kabul edilmiştir. 

Gönül Almak/Yapmak

Gönül almak/yapmak; kırılan ve gücenen veya mağdur ve mazlum bir kimseleri güzel söz ve davranışlarla sevindirmek, hoşnut etmek  ve kalbini kazanmaktır. 

Gönül yapmak, sevmek, saymak ve merhamet etmek, paylaşmakla ve gönlümüzü muhabbet ve samimiyetle birbirimize açmakla olur.

İnsanlar gönülleriyle yaşarlar, gönülleriyle hareket eder, gönülleriyle davranırlar. Gönülün değeri; verilen sevgi, saygı ve muhabbet ve selim duygularla ölçülür. 

Gönül adamı olmak her şeye gönül gözü ile bakmak ve başkalarının sıkıntısını paylaşmak ve ortak olmaktır. 

Hz. Mevlana bu hususta: “Göz nereye bakar, gönül oraya akar. Gönül nereye akar, ayak oraya koşar” demiştir.

Yüce Rabbin rızası, insanların gönüllerinin alınması/yapılması ile kazanılır. Kalbin huzura, sükunete kavuşması, iyiliğe ve güzelliğe sahip olması ile olur. 

İnsanlar arasındaki iyilik, sevgi, saygı, huzur ve mutluluk gönül bağından geçer. Gönül almak, kişiyi Allah’a yakınlaştırır. Çünkü “Kalp Allahü Tealanın komşusudur. “Allahü Tealaya, kalbe/gönüle yakın olduğu kadar hiçbir şey yakın değildir” (Kaf, 50/16).

Gönül Kırmak/Yıkmak

Gönül kırmak, dinimizde hiç hoş görülmeyen, tasvip edilmeyen bir davranıştır. Sebepsiz yere incitilen kalbin, gerçek sahibi ve koruyucusu Yüce Allah’tır. 

Bir kutsi hadiste Yüce Allah: “Ben göklere ve yere sığmam, fakat mümin kulumun kalbine sığarım” (Aclunî, 2/195) demektedir. Bu nedenle gönül kırıcı ve insanları hakir gören, küçümseyici, aşağılayıcı, hakaret edici davranış içinde olanların akıbetleri, Allah indinde acıklı bir hüsrana uğramadır. 

Molla Cami (1414-1492): “Kabe bünyad-ı Halil-i Azerest / Dil, nazargah-ı Celil-i Ekber’est”. Anlamı; Kabe, Azeroğlu Halil İbrahim tarafından yapılmıştır. Gönül ise, yüce ve büyük Allah’ın nazargahıdır,  der.

Bir gönül kırdın ise, Kabe’yi yıkmaktan daha tehlikelidir. “Kabe’yi yık, gönlü yıkma” denilmesinde, çok derin manalar ifade edilmektedir. 

Yunus Emre yüz yıllar öncesinde insanlığa bu hususu şöyle seslenmektedir.

 “Aksakallı bir koca bilemez hali nice 

Emek vermesin hacca bir gönül yıkar ise 

Gönül Çalab’ın (Tanrı) tahtı, Çalab gönüle baktı 

İki cihan bedbahtı, kim gönül yıkar ise 

Yüz kez hacca vardın ise yüz kez kaza kıldın ise

Bir kez gönül yıktın ise gerektir çekesin ahı 

Sorun bana aklı eren gönül mü yeğ Kabe mi yeğ 

Ben eydürem gönül yeğdir, gönül hakkın durağı

Bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil 

Yetmiş iki millet dahi elin yüzün yumaz değil

 Bir kez gönül yaptın ise 

Er eteğin tuttun ise 

Bir hayır ettin ise 

Birine bindir az değil

Yunus Emre der hoca 

Gerekse bin var hacca 

Hepisinden iyice 

Bir gönüle girmektir”.

Yunus bu dizelerde gönül almanın, gönül  evi yapmanın önemini belirtmekte ve gönül kırmanın da vebalini, kılınan namazlarla ve yapılan hacla dahi, telafi edilemeyeceğini açıklamaktadır.

 Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri de; 

“Hiç kimseye hor bakma 

İncitme gönül yıkma 

Sen nefsine yan çıkma 

Mevla görelim neyler”

Alvarlı Efe, Muhammed Lütfi de (1868-1956), gönülün incitilmemesini ve incinmemesini söyleyerek şöyle demiştir:

“Hazer kıl kırma kalbin kimsenin canını incitme 

Esir-i gurbet-i nalan olan insanı incitme 

Tarik-i ışkda bi-çareyi hicranı incitme 

Sabır kıl her belaya hane-yi Rahman’ı incitme 

Felek de hasılı insan isen bir canı incitme 

Günahkar olma Fahr-i alem-i zi-şanı incitme

Aşık der inci tenden 

İncinme incitenden 

Kemalde noksan imiş 

İncinen incitenden”

Hünkar Hacı Bektaşı Veli’nin,“İncinsen de incitme” ilkesinin özü; “Kendisiyle, çevresiyle, doğayla barışık, hoşgörülü, alçak gönüllü, erdemli, tevazu sahibi, turâb/toprak olmaktır. Af edici olmaktır, gönül kırmamaktır”. 

Bütün bunlar elbette yapılan haksızlıkları onaylamak değildir. Haksızlığa karşı gelmemek bir yerde onaylamaktır. Bu durumda insan en başta kendi kendisini incitir. 

Gönüllerini alacağımız kimseler

Gönüllerini alacağımız kimseler; öncelikle anne ve babalar,  mazlum ve mağdurlar olmak üzere, fakir, yoksul, muhtaç ve kimsesizler, hastalar, yaşlılar, engelliler, düşkünlerdir.

Anne ve babaları hoş tutmak, darda zorda olana yardım eli uzatmak, yaşlıları ve hastaları ziyaret etmek, fakir ve muhtacın ihtiyacını gidermek, yetimin başını okşamak, ağlayanın gözyaşını dindirmek, gönüllerini almak ve sevindirmektir. 

Ve yine gün itibarı ile, toplumumuzda kanayan bir yara olarak devam eden mazlum ve mağdurlara gönüllerimizi sevgi ve şefkatle açmak ve yardım elimizi uzatmaktır.  

Daha geniş bilgi için bakınız:

Ahmet Sevgi, Gönül yapmak-gönül yıkmak, Yeniçağ gazetesi, 28 Kasım 2018.

Necdet Bayraktaroğlu, Bir kez gönül kırdın ise, Aydın 24 haber, 11.06.2017 

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here