Güç, en büyük zehirdir

0

Lider olmak için büyük bir egoya sahip olmak gerek, çünkü lider olmak için sizinle rekabete girecek olan diğer lider olmaya hevesli insanların egolarıyla boğuşacak kadar büyük bir egonuzun olması gerek. 

O düzeyde bir egonuz yoksa ve lider olmak istiyorsanız, bence siz o zaman ikinci, üçüncü veya beşinci adam olmayı içinize sindiriniz, sindiremiyorsanız size önereceğim tek şey kralın soytarıları gibi siz de egonuzu o düzeyde şişirecek birkaç şakşakçı kiralamanızdır, çünkü o şakşakçılar pek çok lideri kıvama getirdikleri gibi sizi de o kıvama getireceklerdir, hatta “o ben miyim” diye size sorduracak kadar, yeter ki buna değer bir karşılık alıyor olsunlar. 

Şunu kesinlikle unutmayın, bu işin şartı sizin de o şakşakçıları yemlemeyi başarmanızdan geçmektedir, çünkü yemlemeyi beceremeyen liderleri o şakşakçılar yemlemekte, malı liderin üstünden götürürken, faturayı lidere ödetmektedir. 

Bu açıdan iki çeşit lider vardır: biri şakşakçılarını yemleyerek işi götürenler, diğer de şakşakçıların yemiyle şakşakçıları amacına götürenler.

Siz hangi lider profiline giriyorsunuz, bilemem, bunu sizin bilmeniz gerek. Ama bir mahalleyi, köyü, kasabayı, şehri veya ülkeyi yönetmeye talipseniz bu artık onlarında sorunudur, çünkü direkt veya dolaylı yöneteceğiniz onlardır.

Liderlik iddiası her şekilde insana “seni senden daha iyi yönetirim” iddiasıdır. Bu doğru mu bilinmez, ama iş bireyden topluma geçerken yönetilmenin bir gerek haline geldiği iddia değil, gerçektir, çünkü toplumun kendi kendini yönetmek gibi bir kabiliyeti yoktur. 

Ama gelin görün ki kimse yönetilmek istemiyor, herkes “en iyi yönetici benim” iddiasıyla kendisi yönetmek istiyor.

Eskiden gücü ele geçirmek için pek fazla kan dökülürdü ve kim fazla kan dökerse genelde o bu yönetme işini eline alırdı, neyse ki şimdi bir seçme şartı var ve kim çenesiyle bizi en fazla ikna ediyorsa bu işi ona veriyoruz. Ve doğrusu her seferinde de gücü eline geçirdikten sonra kan dökme ihtimalini şansa tahvil ediyoruz.  

Kral ve imparatorları var eden şey bu yönetme, her şeye hükmetme ihtirasıydı. Bu ihtirasın gerçekleşmesine imkan veren şey ise kendi amaçları için başkalarının amacına köle olmayı içlerine sindirenlerin bu duruma mahal vermesiydi. Bu görünürde birinin egosunun bir başkasının egosuna taviz vermesi şeklinde okunabilir, ama ego çıkar gördü mü soytarı olmak bile onun için pek zor değildir, yeter ki alacağı sonucun vereceği bedele karşılık olacağını düşünsün.   

Ego dostluk veya vefa tanımaz, hükmüne boyun eğdiğine süreli, amacını gerçekleştirene kadar boyun eğer; amaç biterse dostlukta biter, vefa da…

O yüzden bir liderin çevresini saran asalaklar genelde lidere güvenmez, yanında beklemeleri amaçlarını gerçekleştirmek içindir ve liderinden ayrılan ya amacını gerçekleştirdiği için ayrılmıştır ya da artık liderden amacını gerçekleştirmesi umudunu kestiği için. Vefaymış, sadakatmiş bunlar boş sözler, beklentiye esas beraberliklerin amaçları açısından bunların hiçbir bağlayıcılıkları yoktur. Ve ne yazık tüm beraberlikler bir amaca ve bir amaç varsa bu bir yarara esas olduğunu gösterir. Ne yazık vefanın veya sadakatin bu şekilde kutsanması iki sahtekarın menfaatlerini karşılıklı ululamalarından başka bir şey değildir. 

Ego açısında her amacın ulu bir amaç olduğu kabul edilebilir, ama egonun kendi dışındaki bir amacı ulu kabul etmesi olasılık değildir; o nedenle hala bir ego başka bir egonun amacını ululuyorsa bilin ki artık ortada bir amacın ululanması yoktur, ululananın amacı şahsında kendi amacını gerçekleştirmesi amacı vardır.

Anlayacağınız, ego ölüyü bile met etmez, ediyorsa bu ya yakınlarından bir şeyler beklediği içindir ya da yakınlarıyla bu telden görülecek bir hesabı olduğu içindir. 

Ölünün gerisinde bıraktıkları met edilmeye değer olabilir ki, her hayatın gerisinde met edilmeye değer bir şeyler vardır, yeter ki ego dinlenmeye çekilmiş, kontrolü akla vermiş olsun. Fakat ne yazık yaşama gücü egonun kontrolündedir ve insan bir şeyi met ediyorsa genelde egosu buna fırsat verdiği içindir. Çünkü sebepsizlik insana göre değildir ve sebebi de insana o ego vermektedir.  

Lidere dönersek, gerçekte liderinde çevresinde yemlediği, daha doğrusu yemle tuttuğu o yalaka ve soytarılardan bir farkı yoktur, tek farkı daha büyük bir egoya sahip olması ve ‘egoların savaşı’nda bir şekilde kontrolü ele geçirmesinden başka. 

Liderin yanı başındaki adamları değiştirmesinin nedeni ya onların doyurulmaz egolarının kendi egosuyla yarışabilir duruma gelmesi nedeniyledir ya da o egoların egolar ittifakında gelecekten umutlarını kesmeleri nedeniyledir. 

Ego pragmatiktir, yarara esas hizmet verir ve bir şeyde yarar yoksa ego için onun amaç olması bir olasılık değildir.

Bazen de çırağın egosu ustanın egosunu aştığından olsa gerek ki iş beklentileri karşılayabilir olmaktan çıkmakta, ayrılık kapısı görünür olmaktadır.   

Diktatör Filmi

Lider egosu genelde taviz vermez egodur, taviz veriyorsa bu başka egoların kendi egosunu yönetmesine izin vermesidir ki. Bu, pek rastlanır bir şey değildir, ama imkansız da değildir, kaldı ki lider bir egonun kendi egosunu yönetmesine izin veriyorsa bu genelde işbirliğinde bir egonun diğer bir egoya boyun eğmesinde fayda görmesindedir.

Liderin çok ihtiraslı egolara yol vermesi, yanına daha az ihtiraslı egolara yer vermeye gitmesi az görülür bir şey değildir. Kaldı ki bir liderin çevresindekileri yola getirmede kullandığı en etkin silahlardan birisi budur.  

Bir egonun durma noktası yoktur, tüm çabası şartlı olduğu hedefi gerçekleştirme konusunda alternatif yollar bulmasıdır; şayet stratejisi durmasını gerektiriyorsa durur veya daha az görünür olmasını gerektiriyorsa daha az görünmeye çalışır, ama hep pusuda gelecek olası fırsatı yakalamanın peşindedir. 

O nedenle bir liderin gölgesinde görünmez bir şekilde yürüyen ego henüz amacı bunu gerektirdiği için yürümektedir ve hala o gölgede duruyorsa bu onun hala orada durmayı yararına gördüğü içindir.

Kuşkusuz lider de birini yanında taşıyorsa bu hala onunda ondan bir şeyler beklediği içindir.

Lider en büyük egonun sahibi olarak genelde yanındaki adamların egolarının görünmez olmasını ister ve onlar da liderin yanında bulunmayı yararlarına gördüklerinden liderin o görünmezlik arzusuna göre hareket eder. 

Kurtlar sofrasında ittifak itilaf olmadığı sürece yararlı bir birliktir.

Ancak sorun şu ki, bu görünmezlik lideri daha bir cesaretlendirir, egosunu daha çok şişirmesine sebep verir. 

Bu kuşkusuz liderin yanındaki adamların isteği de olabilir, çünkü hala liderle gidecek yolları vardır. 

Fakat ne var ki liderler genelde bu beklentilere esas aldıkları destekler sayesinde güç bulur ve bu güçte onları kanunların dışına veya üstüne çıkacak kadar cesaretlendirir. Kaldı ki yalnızca liderlerin değil herkesin isteği kanunlar üstü olmaktır, zira egonun mutlak isteği sorgulanamazlıktır. 

Ama bu sorgulanamazlık durumu yancı-yalakaların arzusu da değildir, ancak beklentilerin son bulmaması genelde liderlerin bu kapıya yönelmelerine veya sürüklenmelerine nedendir.  

Lider güç bulduğunda yancılar egolarını perdeleme yoluna gider, zira artık karşılarında kaprislerini çekecek, onlara güler yüz gösterip anlayış gösterecek zayıflıkta bir lider yoktur; yani anlayacağınız artık yağ dökerken ortayı batırmadan yol gitme zamanıdır. 

Normalde kimse tepesinde bir diktatör istemez, çünkü iş diktaya geldiğinden yasaların koruyuculuğu ortadan kalkmaktadır ve yasanın uygulayıcıları da diktatöre karşı korumasız oldukları için yasayı onlarda diktatörün arzusuna göre uygulama yoluna gitmektedir. 

Diktatör doğulmaz, diktatör yaratılır ve bu genelde diktatörün yanı başındaki adamların eseridir, çünkü diktatör onlardan aldığı güçle o mevkie sahip olur.

Güç tüm zamanların en büyük zehridir ve buda her zaman için ne kadar güç o kadar fazla zehir demektir. Liderler de bu şekilde güçle kademeli olarak zehirlendikleri için o hale gelmektedir. 

Ve ne yazık güçle zehirlenen lider kendi kendine durma basiretini de yitirir, artık o zehir onu etkisiz hale getirene veya zehriyle zehirledikleri insanlar başkaldırıp ona “yeter” diyene kadar. 

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here