Güne ve güncele dair

0

Afrikalıların güzel bir atasözü var.

Der ki; ‘’Dil en çok ağrayan yere değer.’’

İnsan bedeni dünyanın en muzzam gelişmiş makinasından ilerdedir.

Çünkü insan mükkemmel doğa anasına isyan eden ilk canlı varlıktır.

İnsanın bedeni ve doğa aynı batının birer ikizi gibidir.

Herhangi bir yerinde arıza olduğunda; bunu beyne iletir.

Ve vücut iç rahatsızlığını dışa vurur.

Bacağın mı ağrıyor? O zaman beden seni uyarıyor.

Bacağında bir arıza var. Orasıyla ilgilen yoksa ilerde başın büyük derde girer, diyor.

Benim de o hesap; daha iki hafta önce tüm iç organlarım elden geçirildi. Korona testi uygulandı. İçerde vaziyet berkemaldi. Ben de buna güvenerek iki temel ve uzun yolculuk yaptım. Kendime ve sağ bacağıma çok yüklendim. Eh çok yüklenince sağ bacaktaki ödem artı. Parmak uçlarına indi ve en nihayetnde yürürken zorlanmaya başladım.

Bu sefer de bacaktan yatırdılar.

Zaten sınır ve mesefa tanımayan bir çocuk gibi olmuşum.

Bir yere çarpmayana kadar rahat durmuyorum.

Çarpınca da orada duruyorum.

Bu sağlık açısından sorunlarım.

Bir de düşünce, beyinden ve yürekten sorunlarım var.

Malülen emekli gibi bir durumum var.

Karaciğer naklinden 100 derece sakatlığım olduğundan çalışmıyorum.

Alman sosyal yardımı bir nevi emeklilik gibi şey.

Zamanım; sağlığım, zorunlu işler ve ibadet gibi yazmakla geçiyor günlerim.

Bedenim, ayaklarım burada, Almanya’da.

Ama beynim yüreğim ve her şeyim ülkem ve Türkiye’de atıyor.

Oradaki sorunlar küçük bir köye dönüşen dünyamızda; yanı başındaymışçasına yaşıyorum.

Kabul etmek gerekir ki; o Afriklıların atasözü siyasal olarak en çok ülkemle, halkımla ve memleketimle ilgili oluyor.

Ben bazen buna paradoksum diyorum.

Dün baş ve temel olan çelişkiler benim için çok tali plana düştü.

Mesela bunlardan bir tanesi Kuzey Kürdistan dediğimiz parçadaki halkımızın içindeki durumu beni çok ilgilendiriyor.

Düşünün, bundan kırk yıl önce ortaya çıkan ve bir halkın ‘’Bağımsızlık ve özgürlük’’ umudunu bayrak edinen Öcalan ve PKK’sı şu andaki durumda halkın uyanmasının önünde en büyük engel haline gelmiş.

En azından ben böyle görüyorum.

Bu nedenle bu halkın bir evladı olarak, bu hareket içinde bir ömür geçiren sayısı yoldaş yitiren, salt kendi ailesinden beş can veren biri olarak dilim elbette en çok ağrıyan yer olan Abdullah Öcalan PKK’sı ve 56 örgüt vagonuyla mücadele ediyorum.

Benim için TC Devleti, Ordusu, polisi ve olup biten Türkiyedeki anti-demokratik uygulamalar tali plana düşmüş durumda. Hatta bazıları bana –haklı ve haksız olarak- ‘’Xoca işini gücünü bırakmış Öcalan ve PKK’sıyla uğraşıyor. O durumu kişselleştirmiş. Katı bir intikam peşinde’’ diyor.

Derler.

Diyebilirler.

Ben kimsenin düşüncesine engel olamam. Ben böyle inanıyorum ve inancım gereği yanlış gördüğüm şeye karşı mücadele ediyorum. Eleştirmiyorum. Onları resmen TEŞİR EDİYORUM! Hatta saflarında bulunan dürüst insanlar o safları terk edin, telkinlerinde bulunuyorum.

Sanırım son zamanlarda tuşlara sert vurdum. Canlarını yaktım. Hendek katliamını gündemime aldım. Kandil savaş baronlarını Toto Kamere benzettim. Uzaktan kumandalı emir ve talimat veriyorlar. Maalesef devlet ve basını da bunları ciddi ciddi gündemimize taşıyor.

Yani Kandil’de kendisini idare etmekten aciz Mustafa Karasu’nun saçma sapan her konuşmasını demeç olarak veriyorlar. Sanal ve banal dünyada bunlar günlerce tartışılıyor.

Ve bunlar da beni fiziki imhadan ziyade her alanda ablukaya alıyorlar.

Sayısız hacekerlemelerinden birini yine yaptılar.

Sanki onların ‘’Silahla getirecekleri demokratik ulus’’u ben engel olmuşum gibi saldırıya başladılar.

Tekar facebook sayfama kavuşmak ve yenisini açana kadar biraz daha Ocak Medya’da bizim Kürd Mahllesinin –bazı sorunlarını- Türk Komşularımla hasbihal etmeye çalışacağım.

Benim temel çelişkim; Türk Devleti, sistemi ve rejimiyle ama bu güçlerin yaptıklarından Türk Halkı da sorumlu. Türk Halkının içinde Kürdsever Türklerle buluşma vakti.

Hatta ilk adımı onlar atmalı. Yani bir –sıradan Türkün- bile ‘’Merheba Kürdino. HÛN çavane? Xalê we xatire we, rawşa we çavaye? demesi bile bana göre devrimci bir söylemdir.

Türk; Kürd Komuşusunu sorma zamanı.

Kürd çok elini uzattı.

Çok adım attı.

Karşılık bulmadı.

Ve el uzatmaya cesareti ve umudu yok artık.

Bu nedenle ben Ocak Medya’dan Merhaba Ciran Hesen, Merheba Ciran Sinan ve tüm köşe yazarı meslektaşlarıma sesleniyorum. Biz roman yazıyoruz Türkçe. Siz birkaç Kürdçe yazın. Bu halkın gönlünü alma sırası sizde, diyorum.

1 olmadan Milyon olmaz. Ve bence bir değil iki Güzel Komşu( Ciran) Kürdsever Türk var.

Selam ve devamla.

26 Ağustos 2020

Almanya-Essen

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here