Haccın Sembolleri (2)

0

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,

Allah’a hamd, Resulüne salat, selam olsun

(Kâbe ve Tavaf)

A-Kâbe

Sözlükte “dört köşeli veya küp şeklinde olmak” anlamındaki, ka‘b (كعب ) kökünden gelen Kâbe kelimesi; “küp şeklinde nesne” demektir. 

Biz Müslümanların kıblesi olan Kâbe; alemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak yeryüzünde insanlar için kurulan ilk mabettir. İslamın beş şartından biri olan hac ibadetinin yapıldığı iki unsurdan biridir. (Diğeri Arafat’ta vakfedir)

Kâbe, Mekke’de Mescid-i Haram denilen mabedin ortasında yaklaşık 13 m. yüksekliğinde, 11-12 m. eninde taştan yapılmış dört köşe bir binadır. Yüce Rabbimizin emriyle Hz. İbrahim ve oğlu İsmail (as) tarafından inşa edilmiştir.

1-Kabe’nin Tarihçesi

Reklam

Rivayet edilir ki, Hz. Adem, yeryüzüne indirilince, Allah-ü Teala’dan; meleklere ibadet etmeleri için, arş-ı  âlada Beyt-i Ma’mur tahsis edildiği gibi, insanoğluna da yeryüzünde ibadet edilecekleri bir mekanın tahsis edilmesini istedi. 

Hz. Âdem’in bu duasını kabul eden Allah (cc), Beyt-i Ma’mur’un yeryüzündeki izdüşümü olan Kâbe’yi insanoğluna ilk mabet olarak tahsis etmiştir. (Âl-i İmran/96-97)

Meleklerin arş-ı  âlada Beyt-i Ma’mur’u tavaf ederek ibadet ettikleri gibi, insanoğlu da yeryüzünde Kâbe’yi tavaf ederek, Cenâb-ı Hak’ka ibadet etmeye başlamıştır. Böylelikle Kabe’de ilk ibadet yapan Hz. Âdem’dir (as). 

Ancak zamanla insanoğlu tarafından Kâbe’nin yeri unutulmuş ve sınırları kaybolmuştur.

Kur’an-ı Kerim’de;

“Bir zamanlar İbrâhim’e beytin yerini göstermiş (ve şöyle demiştik): Bana hiçbir şeyi ortak koşma; tavaf eden, kıyamda bulunan, rükû ve secde edenlere evimi temiz tut” (el-Hac 22/26),

Ayeti ve (İbrahim suresi/37), (Âl-i İmran/96-97), (Bakara/124-129), (Hac suresi/26-27) sûre ve ayetlerde, Kâbe’nin Hz. İbrâhim’den önce de var olduğu, ancak yıkılıp uzun zaman içinde yerinin kaybolduğu ve İbrâhim tarafından aynı temeller üzerine yeniden yapıldığı anlaşılmaktadır. 

Fakat Hz. İbrâhim’den önce kimin tarafından ilk defa inşa edildiği hususunda Kur’an’da herhangi bir bilgi yoktur. Bununla birlikte bazı kaynaklarda; Kâbe’yi ilk yapanların Hz. Âdem veya oğlu Şit olduğu rivayetleri yer almaktadır.

Reklam

Nice zaman sonra, İbrahim (as), eşi Hacer ile oğlu İsmail’i, Allah’ın emri ile kuş konmaz, kervan geçmez bir yer olan Mekke’ye götürmüştü. Bu elverişsiz ortam, (yanlarında birkaç günlük yiyeceği ve suyu olan bir kimse için) uzun süre yaşamaya elverişli değildi. 

Tarih kitaplarında geçen bilgilere göre İbrahim, Cebrail’e; “Bizi buraya getirmeni Rabbim mi emretti” sorusuna evet cevabı alınca, (şevket ve merhamet galip gelir de Allah’ın emrini yerine getiremeyeceğinden korkarak) arkasına bakmadan oradan ayrılmaya koyuldu. 

Hacer, yavrusu ile birlikte yaşam koşulları elverişsiz olan bu yere kendini bırakan eşine aynı soruyu yöneltiyordu. Ya İbrahim “Bizi buraya getirmeni Rabbim mi emretti?”

Bu işin Allah’ın emri olduğunu öğrenen Hacer annemizin cevabı yüce bir teslimiyetin de ifadesidir: “Madem ki Rabbim emretti. Öyle ise, Allah, bize yeter” dedi.

Rabbinin emrine teslimiyet göstererek canlarını böyle bir ortama bırakan İbrahim (as) Rabbine şöyle yalvarıyordu.

“Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bazısını, senin kutsal evinin (Kâbe’nin) yanında ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için (böyle yaptım). Sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir, onları ürünlerden rızıklandır, umulur ki şükrederler.” (İbrahim/37) diyordu. 

Nitekim öyle de oldu. Rabbimiz bu beldeyi rahmetinin simgesi olarak zemzem suyu ile hem bereketli hem de güvenli bir yer yaptı. İnsanların gönlünü oraya akıttı. Dün olduğu gibi, bu gün de tüm müminlerin gönlü oradadır.

Nihayet Allah (cc), İbrahim ile İsmail’e Kâbeyi inşa etmeyi emretti.

Rabbimiz Kuran’da bu durumu şöyle anlatır: “Hani İbrahim, İsmail ile birlikte evin (Kâbe’nin) temellerini yükseltiyorlar ve “Ey Rabbimiz! Bizden kabul buyur! Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin, diyorlardı” (Bakara/127 ) Rabbimizin emri ile Kâbe’nin inşaatı, yüce mabet tamamlanmış oldu. 

2-Kur’ân-ı Kerîm’de Kabe’nin isimleri

Kabe, (el-Mâide 5/95, 97),

Beyt, (el-Bakara 2/125, 127, 158; Âl-i İmrân 3/96, 97; el-Enfâl 8/35; el-Hac 22/26; Kureyş 106/3),

Beytullah, Beytü’l-atîk (el-Hac 22/29, 33)

Beytü’l-harâm (el-Mâide 5/2, 97)

Beytü’l-muharrem (İbrâhîm 14/37)

Mescidü’l-harâm (el-Bakara 2/144, 149, 150; el-Mâide 5/2; et-Tevbe 9/7, 19, 28),

3-Kâbe bir semboldür

Kur’an’ın ifadesiyle; Bu mubarek mabedi ve beldeyi ziyaret etmek, oranın manevi havasından istifade etmek Ümmet-i Muhammed’ten  gücü yetenlere emredilmiştir.

اِنَّ اَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذ۪ي بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِلْعَالَم۪ينَۚ    ف۪يهِ اٰيَاتٌ بَيِّنَاتٌ مَقَامُ اِبْرٰه۪يمَۚ وَمَنْ دَخَلَهُ كَانَ اٰمِنًاۜ وَلِلّٰهِ عَلَىالنَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ اِلَيْهِ سَب۪يلًاۜ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَم۪ينَ  

Şüphesiz, insanlar için kurulan ilk ibadet evi elbette Mekke’de, âlemlere rahmet ve hidayet kaynağı olarak kurulan Kâbe’dir. Onda apaçık deliller, Makam-ı İbrahim vardır. Oraya kim girerse, güven içinde olur. Yolculuğuna gücü yetenlerin haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse (bu hakkı tanımazsa), şüphesiz Allah bütün âlemlerden müstağnidir. (Kimseye muhtaç değildir, her şey O’na muhtaçtır).” ( Âl-i İmran/96-97)

Kabe, insanlığın varlığı ve devamının bir nişanesidir. Kabe varsa insanlık var demektir. Kabe yoksa insanlık yok olmuş demektir. İşte şu ayet bu manayı ifade etmektedir:

جَعَلَ الله الْكَعْبَةَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ قِيَاماً لِلنَّاسِ  

Allah, o saygıdeğer evi, Kâbe’yi insanlar (ın din ve dünyaları) için ayakta kalma (ve canlanma) sebebi kıldı.” (Mâide/ 97)

Kâbe’nin bir ismi de Beytüllah/Allah’ın evi olması hasebiyle, ev sahibi Allah’ı temsil eder.

Kıblenin Kabe olmasının sırrı buradadır. Zira Allah zaman-mekan ve cihetten münezzeh olduğu için, Allah’ı temsilen, bizim gibi zaman, mekan ve cihetle kayıtlı olan, onun evine/Beytullah’a yönelmeyi emretti (Bakara/149).

Hac ve umre ibadetinin yapıldığı mekânların merkezidir Kâbe; Allah için herhangi bir mekân söz konusu olmadığı hâlde, Rabbimiz, Kâbe için “Evim” buyurmak suretiyle orayı kendisine nispet ederek, çevresini de çeşitli yasakların geçerli olduğu bir “Harem/ Dokunulmazlık Bölgesi” ilan etmiştir.

Kâbe ve çevresi için kullanılan “Harem” tabiri, bölgedeki bütün ilişkilerin Allah’ın emir ve yasaklarına saygı esasına göre düzenlendiğini, başta insan olmak üzere ağaç ve bitki örtüsünden hayvanlara kadar bölgedeki bütün varlıkların ilahî koruma altına alındığı sit alanını ifade eder.

Kâbe, yeryüzündeki ilk ibadet yeri olmasının yanı sıra, özellikle namaz ve hac ile ilgili belirli şartların yerine getirilmesi bakımından da ayrı bir öneme sahiptir. 

Kâbe’nin bulunduğu yöne yani kıbleye doğru yönelmek, namazın şartlarından olduğu gibi, hac ve umre ibadetinin esaslarından biri olan tavaf da Kâbe’nin etrafında yapılır. 

Ayrıca Kâbe’nin, bütün Müslümanları bir noktada toplayan, her birinin ortak istikameti olma gibi birleştirici, bütünleştirici sembolik bir anlamı da bulunmaktadır. 

Hacı, Kâbe’yi gördüğünde, âdeta Kâbe’nin Rabbini görüyormuşçasına tazim etmelidir. Hz. Peygamber’in “ihsan” derecesinden söz ederken dediği gibi, “Sen O’nu göremesen de O seni görür.” (Buhârî, “İman”, 37) 

İşte bu bilinç içerisinde, kendisine dünya gözüyle Kâbe’yi gösteren Allah’a şükredip, âhirette de cemalini göstermesi için dua etmelidir.Yıllardır binlerce kilometre uzaklardan yöneldiği Kâbe artık tam karşısındadır. Aradan mesafe kalkmış, vuslat gerçekleşmiştir. 

Kulun Kâbe’ye kavuşması, Rabbine kavuşmasını hatırlatır. Kim bilir ne zaman, nerede ve ne hâlde? Önce son nefesle varış, sonra diriliş ve huzura çıkış… 

Müslüman, af için Rabbine nihaî başvurusunu Kâbe’de yapar. Burası, affedilmeden ayrılmama noktasıdır. Bu nedenle daha ötesi düşünülemeyecek bir rahmet ortamında Kâbe’de eller rahmetin sahibine açılır.

Kâbe sembolüne yaklaşırken Rabbimize yakınlığımızı hissetmeliyiz. 

Mesele, yalnızca fizikî planda Kâbe’nin yanında olmak değil, kişinin bu fizikî yakınlığı, Rabbine olan manevî yakınlığını artırmaya vesile kılabilmesi esastır. Nerede olursa olsun kulun yüzünü Kâbe’ye çevirirken, gönlünü de Allah’tan başka her şeyden çevirme bilincine ulaşabilmesi gerekir.

Hac, ruhun Allah’a yükselişini temsil ettiğinden, Kâbe bir hedef değil, belki de sonsuzluğa ve bu manevî atmosfere geçişin başlangıcıdır. Kâbe-i Muazzama’yı gördüğü o an, âdeta durur zaman, sanki dürülür mekân ve bir uzay boşluğuna düşer insan. Özellikle de bu, ilk karşılaşma veya kavuşma ise…

4-Kâbeyi ziyaret edenler, Rahman’ın misafirleridir

Her kime ki Kâbe nasib olsa, Hüda ona rahmet eder.

Zira herkes hanesine, Sevdiğini davet eder. (Süleyman Naifi)

Şairin bu ifadelerinde belirtildiği gibi, Yüce Allah’ın davetine icabet ederek Kâbe’ye gelen hacılar; Kâbe’de/Beytullah’ta (Allah’ın evinde) “Duyûfü’r-Rahmân” yani Rahmân’ın misafirleridir. 

Evet, gerçekten de hacılar O’nun birkaç günlük veya birkaç haftalık en kıymetli misafirleridir. Dolayısıyla hacı, bu kıymetli zamanını öncelikle kendisinin bir misafir olduğu; hem de Rabbine misafir olduğu bilinci içerisinde geçirmelidir. 

Dolayısıyla hem hane sahibine karşı, hem de O’nun diğer misafirlerine karşı saygı ve hürmette kusur etmemelidir.

B-Tavaf

“Tavaf” sözlükte bir şeyin etrafında dönmek, dolanmak demektir. Fıkıh terimi olarak tavaf; usulüne uygun bir şekilde Kâbe’nin etrafında dönmeyi ifade eder.

Yüce Rabbimiz; “Sonra manevî kirlerini gidersinler, adadıklarını yerine getirsinler ve Beyt’i Atîk’i (Kâbe’yi) tavaf etsinler” (Hac, 22/29) buyurur.

Evrende maddenin en küçük parçası olan atomdan, en büyük galaksilere varıncaya kadar her şey tavaf hâlindedir. 

Kur’an’da ifade edildiği gibi, “Her şeyinher biribir yörüngede dönmektedir”. (Yâsîn, 36/40) 

Hepsi kendilerini var eden yaratıcıya dönerek ibadet etmektedirler.

Müminin Kâbe’nin etrafında yaptığı tavaf, bütün varlıkların yaptığı bu ibadet halakasına katılmaktır. Kâbe etrafında dönerek gerçekleştirilen tavaf, kâinatın ve yaratılışın özeti, teslimiyetin ve ilahî takdire boyun eğişin sembolü sayılır.

Kâbe’nin etrafında tavaf eden on binlerce Müslüman’ın oluşturduğu tablo, bir galaksinin, milyarlarca yıldızıyla dönüşünü andıran bir manzara gibidir. Bu bakımdan tavaftaki manevî hazzı tam anlamıyla elde edebilmek için kendini yörüngeye bırakmak gerekmektedir. 

Kâbe sola alınarak tavafa başlanır. Bunun da simgesel bir anlamı vardır.

Kâbe Allah’ın evi, kalpler ise O’nun nazargâhıdır.  Nazargâh-ı ilahî olan insanın kalbi ile  Allah’ın evi/Kâbe karşı karşıya gelir tavafta.  

Hacı orada sürekli Kâbe’ye bakar, onu seyreder, Yaratıcısının yüceliğini temaşa eder. Allah da daima kulun kalbini gözetir, onu dikkate alır. (Müslim, Birr, 34.) Bu, dünyada da böyledir, âhirette de. 

Tavaf esnasında, dış alemdeki Beytullah ile iç alemdeki Beytullah’a ilim, hikmet, feyiz, bereket akar, akar da akar..

Birisinin etrafında dönmek, âdeta onun etrafında pervane kesilmek, sembolik olarak yürekten bağlılığını ve onun için her şeyini feda edebileceğini gösteren bir harekettir. 

Bu bakımdan Kâbe’yi tavaf; yalnızca Rabbimize yönelmenin ve yalnızca O’nun huzurunda eğilmenin ve bağlılığın, O’ndan başkasına ibadet etmemenin fiilî bir göstergesidir.

Tavaf ederken, Hz. İbrahim oğlu İsmail ile Allah’ın evini nasıl döne döne inşa ettiyse, hacı da hac ibadetini yerine getirirken, aynı şekilde döne döne iman evini, gönül evini yani kalbini, Kâbe’de yeniden inşa ederek, evine, yerine, yurduna dönmelidir. 

Vesselam.

Kaynak:

Diyanet İşleri Başkanlığı, Hadislerle İslam.

Diyanet İşleri Başkanlığı. Hacc-ı Anlamak.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here