Hangi ATATÜRK [3]

0

Bir önceki bölümde laf uzamasın diye kestirmeden giden bir fikir beyanım var:

’NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!’

Onun bu sözünü de anlamsız buluyorum ve itiraz ediyorum… demişim.

Hayır! İfademi düzeltiyorum:

Anlamsız bulmuyorum, korkunç ve insafsız buluyorum.

Bu ifade Türkler dışında kalan diğer bütün soyları bir manada hâkir görmek, aşağılamak, değersiz bulmak, başka ırktansan bile bunu asla söyleme, aklından da derhal sil, unut diye yasaklar koymak anlamında değil midir?

Ya da baştaki niyet bu olmasa da(?) sonuçta bu kapıya çıkılmış değil midir?

Siz bir tesadüf sonucu…

(Kürt, Ermeni, Rum, Süryani, Nesturî, Laz, Çerkez, Boşnak bebeler ‘’Biz ille de bu ırkın evladı olarak doğmak istiyoruz!’’ diye tercih belirtip dilekçe vermediklerine göre tesadüf sonucudur doğumları)…

Ne diyorduk?

‘Siz bir tesadüf sonucu Türk’ten başka bir ırktan dünyaya gelmişseniz ancak Türklükle övünme, özdeşleşme ve var olma hakkınız ve imkanınız vardır!’ değil midir bu sözün manası?

Milli Eğitim Teşkilatı beni Ermeni okulunda görevlendirdiğinde ilk mesai günümün sabahında bahçede o küçücük Ermeni çocukların:

‘Türküm, doğruyum, çalışkanım…’ diye canhıraş bağırmalarını, ant içmelerini unutamıyorum.

O şaşkınlığı her duyuşumda daima yaşadım.

İyi de onlar hiçbir zaman Türk olamadılar ki?

Onların Türk olmalarına ve de öyle hissetmelerine, kendilerini bu memleketin anayasal haklardan eşitçe yararlanan, özgür birer yurttaşı olarak görmelerine bir gün dahi izin verilmedi ki?

Bu Cumhuriyet onları hiçbir gün şefkatle bağrına basmadı ki?

O zaman bu bağırmanın, ant içirmenin manası ne idi?

Yüreklerine korku salmak veya hadlerini bildirmek, ona göre hizaya geçmelerini sağlamak ‘tedip’  ‘tedvir’ ve ‘tenkil’ etmek için olabilir mi acaba?

Bu sözü niçin korkunç buluyorum dedim?

Çünkü sırf bu söz sebebiyle on binlerce insanın kanı aktı memleketimizde ve hâlâ daha akıyor. On binlerce aile darmadağın oldu, evleri köyleri yakıldı, göçertildi, zulümler gördü.

Hatta halk dilinde mesellere, aforizmalara dönüştü bu kanlı ırkçılık:

En iyi Kürt ölü Kürt’tür!

Kürt’ten evliya, koyma avluya!

Domuzdan post gavurdan dost olmaz! vs diye.

Bu kadarla yetinilmiş midir peki?

Asla! Na-mümkün!

Biz malumdur ki imanlı, titiz, dikkatli, cengaver ve hassas milletiz.

Memleketi soyup soğana çevirene, talan edene, yağmalayana selam dururuz!

Selam dururuz derken yanlış anlaşılmaya:

Selam durdurturlar bizi!

İsterlerse ’En büyük vatansever, milletperver işte budur!’ diye ölümüne alkışlatırlar da hatta.

Onların alî menfaatleri uğruna silaha bile sarılırız icap ederse!

Bunları başarmak muktedirler için çocuk oyuncağıdır ve hep böyle olmuştur.

Ama haşmetlü devletimizin haşmetmeab yöneticileri:

‘Şu gayrimüslimlere, şu hain gayri-Tüklere, şu vatan düşmanlarına haddini bildirin, haydin!’ dedi mi bizi tutabilene aşk olsun!

Siz işte o zaman görün ‘Cengâver Türk’ denen kavim kimmiş, neye benzermiş!

‘Vatandaş Türkçe konuş!’ diye daha 1928-30’lardan başlayarak yer gök inletmişiz biz!

‘Ya sev ya terk et!’ diye ölçüler koymuşuz, ilamlar ihdas etmişiz, ‘ölüm kararları’nı gözümüzü kırpmadan infaz etmişiz!

Lakin bayrak sallayıp veya ticarethanesinin duvarına Kuran ayetleri asıp öte yandan malı götürenlerin, on binlerce insanımızı dolandıranların memleket millet aşkını da gördüğümüzde heyecana gelerek gözyaşlarını tutmayıp destanlar yazmış, şiirler-marşlar terennüm etmiş bir milletiz de aynı zamanda!

Bizden korkulur aga. Biz hatır gönül dinlemeyiz, takmayız.

Söz konusu vatansa gerisi teferruattır! bize daima.

Peki ne olabilirdi?

Devletimiz istese bütün bu algıları, bu iğrençliği şıp diye, bıçak gibi kesip atabilirdi.

Bir iki cümlelik yasaya bakardı hepi topu:

-Bu memlekette her türlü ırkçı söz ve ifade katiyyetle memnudur ve kesinlikle cezalandırılacaktır.

Bu kadar basit idi bu toplumun, ülkenin, dünyanın ‘Süper Liginde’ başa güreşmesinin yol haritası.

Beceremedik.

Bu gidişle becereceğimiz de yok ne yazık ki…

Önceki İçerikBir sokak bilgesi
Sonraki İçerikAK Parti ile ikinci bir 20 yıla hazır mısınız?
1954 tarihinde Tirebolu’da dünyaya geldi. Eskişehir Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Edebiyat öğretmenliği ve idarecilik görevlerinde bulundu. Kültür Üniversitesi’nde akademisyen olarak görev yaptı. Bir Poşet İstanbul isimli romanı olan Yazar’ın çeşitli tiyatro oyunları sahne almış ve bazı ödüller kazanmıştır. Tiyatro oyunları: Adio Yaya Vah Güzel İstanbul (Oynandığı yerler: İstanbul, Hatay, Atina, Selanik, Gümülcine, Midilli-22 kere oynandı) İyi Aileler İyi Çocuklar Yurdun Seni Çağırıyor Nazım (Oynandığı yerler: İstanbul, Ankara, Çorlu, Pire, Selanik, Yanya, Drama, Kozani) Mutluluk Tarifleri Yalnızlığın Ülkesine Seyahat (Oynandığı yerler: İstanbul, Aleksandrapolis, Zürih, St.Gallen) Anatolia Yolu Kulüp Paragöz Yarın Ne Zaman Dündü Zirzop Kral Son Oidipus Savaş Devam Ediyor Ödülleri: Vah Güzel İstanbul: Gençlik Tiyatro Festivalinde; En iyi oyuncu, Jüri özel ödülü. Yurdun Seni Çağırıyor Nazım: Gençlik Tiyatro Festivalinde; En iyi topluluk ödülü, En iyi dekor ödülü, En iyi ışık ödülü, Jüri özel ödülü. Mutluluk Tarifleri: Gençlik Tiyatro Festivalinde; En iyi oyuncu ödülü (9 oyuncu ve '1' oyuncu) , Gelecek vadeden oyuncu ödülü.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here