Hani Anadolu Tahıl Ambarıydı?

0

Bir önceki yazımda, özümüze dönme yolu olarak ilk adımın ata tohumlarımızdan geçtiğini kaleme almıştım. Ata tohumlarına ulaşmanızda yardımcı olabilecek, sevgili dostum Cihat Çetinkaya, namı diğer paladan bahsetmiştim. Yerli tohumun önemini vurgulamak için, benim yazılarıma da gerek yok aslında. Sadece etrafınızda mantar gibi çoğalan market zincirlerinin raflarına uğramanız yeterlidir.

Kanada’dan ithal mercimek

Kuru bakliyat raflarındaki çoğu ürünün, ithal olduğunu yani yurt dışından genetiği oynanmış ürünlerin geldiğini göreceksiniz. Yanlarında bulabilirseniz daha pahalı olan yerli ürünlerimizi görebilirsiniz. Nasıl oluyor da Türkiye’de üretilmiş olmasına rağmen, yurt dışından gelen ürünler daha pahalı oluyor? Bunun başlıca nedeni, üretim maliyetlerinin yerli üretim de daha fazla olmasıdır. Sadece mazot fiyatlarına bile baksanız bu farkı anlayabilirsiniz.

Peki ya lezzet ve besin değeri açısından farkı ne yapacağız? Mercimek görünümlü bu ürünler insana sağlık yerine sadece göstermelik bir algıdır. Bunun farkını görmeniz için kendi ata tohumlarımız ile üretilen mercimeğin ve raflardan alınan ithal Kanada mercimeğinin renk farkını görmeniz yeterlidir diyebilirim. Bu farkı görmeniz için marketlerden

çok uygun fiyata ithal edilen bu mercimeklerden alarak yan yana fotoğraf çektik.

Kapitalizm artan nüfusun taleplerini bizzat o üründen temin etmek yerine, daha hızlı ve daha uygun fiyatlara üretmenin yollarını araştırarak sizlere sunar. Bunlardan bir örnek olarak mercimek sadece birisidir.

Çocukluğumuz da bizlere okullarda Anadolu’nun tahıl ambarı olduğu anlatılırdı. Yerli malı haftasında her öğrenci yöresine ait ürünleri okula getirirdi. Çocuklarımıza yerli ürünlerimizin önemi vurgulanırdı. Şimdi bu vurgular sadece çocukluk anılarımızda bir hatıradan ibarettir. Bizler Anadolu’yu Malazgirt savaşı ile aldık ama tarımı terk ederek ithal ürünler ile Anadolu topraklarını terk ettik.  “Eğer milletimizin büyük çoğunluğu çiftçi olmasaydı, biz bugün dünya üzerinde olmayacaktık.” diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk yanılıyor olamaz. Para değerimizin

düşmesinin en büyük etkilerinden birisi de tarımı terk etmemizdir.

Bir avuç içi kadar telefon verip karşılığında tahıl depolarımızdan tonlarca buğday alımı yaparak bizleri fakirleştiren sistem çarkları çoktan kuruldu ve bizler artık bunun farkına varmalıyız. Turgut Özal dönemi ile başlayan dışa açılım bizleri tarımdan hızla uzaklaştırırken, özelleştirmeler bunun tüyünü dikti. Artık neredeyse tamamen dışa bağlı hale geldik ve bu topraklar artık terk edilmiş tarım arazileri ile doludur.  “Türkiye’nin gerçek sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür.” diyen Atatürk’e tekrar atıf yapmadan geçilemez.

Her yazımda bunu tekrar tekrar vurgulamaktan geri adım atmayacağım, çünkü üretim bizim gücümüzdür Köyden kente göçlerin terse dönmesi ile doğaya yapılan tahribat azaltılabilir. Bir ağacınız olsun, mesela zeytin ağacı. Ki ehemmiyeti çok fazla olan bu ağacın bereketi ve barışı temsil ettiğini de dikkate almak gerekiyor. Asırlardır bu topraklar da zeytin ağaçları vardı. Bizlerden de önce vardı ama görüyorum ki artık bizlerle yok ediliyor. Yerini siteler, gökdelenler ve çirkin beton yığınları alıyor.

Bu beton yığınları arasında market alışverişinizi yaparken, aldığınız ürünlerin nereden geldiğine paketlerin arkasından dikkat etmenizi tavsiye ederim.

Gelecek hafta görüşmek üzere.

Selamlarımla.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here