Hayat Hanım ve Konjonktur Hazretleri

0

Ahmet Altan’ın Hayat Hanım romanı üzerine kısa bir değerlendirme
Ahmet Altan’ın kendi ifadesi ile “cezaevi avlusunda” yazdığı “Hayat Hanım” romanı nihayet
Türkçe yayımlanarak okuruyla buluştu.
Fransızca’da “Madame Hayat” adıyla basılarak “Femina 2021 – En İyi Yabancı Roman” ödülünü
kazanan Hayat Hanım, Ahmet Altan’ın evrensel insanı çözümlemeye devam ettiği romanlarından biri
olarak karşımıza çıkıyor.
Konjonktür Hazretleri Türkiye’de her daim varlığını hissettiren en etkili güç olduğu için her
döneme damgasını vurur. Konjonktür Hazretleri isterse bir film gösterime girer, o isterse bir kitap
yayımlanır, o isterse falan kişi filan TV’ye çıkabilir. O istemezse bunların hiçbiri olmaz, olamaz…
Konjonktür Hazretleri özellikle nispeten geri kalmış ülkelerle antidemokratik yerlerde varlığını
daha çok hissettirir. Hazret bazen, yeni suçlar uydurur, hoşuna gitmeyeni zindana atar, bazıları sürgün
eder. Sadece yakın dönemde değil üstelik bu her zaman böyledir.
Çok da eskilere gitmeden, vatan şairi olarak bilinen Namık Kemal’in Gazi Magosa’ya tatile
gitmediğini, Halide Edib’in diyar diyar turistik geziye çıkmadığını, Nazım’ın Moskova’ya, Ahmet’in
Paris’e gitmesinin keyiften olmadığını söylemeliyiz. Sabahattin Ali’ye ‘Sinop Aldırma Gönül Aldırma’yı,
Necip Fazıl’a ‘Zindandan Mehmed’e Mektup’u, ‘Cinnet Müstatili’ni yazdıran hep Konjonktür Hazretleri
değil miydi? Esad Coşan’ı Avusturalya’da öldüren de Hazretti.
İşte şimdilerde, eleştirmelerce ülkenin en iyi romancıları arasında gösterilen Ahmet Altan’ın
içerde yazdığı iki kitap Konjonktür Hazretlerinin fermanı doğrultusunda kendi dilinden önce başka
dillerde yayımlandı.
Bir sosyal medya programında kendisine yöneltilen, “Kitaplarınız neden Türkçede
yayınlanmadı?” sorusuna şu cevabı veriyor Altan.
“Her yazar yazdığı kitabın yazdığı dile çıkmasını ister. Eğer basılmıyorsa bu yazardan değildir.
Kimse bana basayım demedi, ben de basın demedim”
İşte buradaki ‘kimse’ Konjonktür Hazretlerinin ta kendisidir. O hiçbir yerde gözükmez ama her
yerdedir. Devam ediyor yazar,
“Bir kitabın basılması için karar verici olan yazar değil. Ben yazıyorum, basmak için basacak
olanakları olan birisi lazım. Everest bunu basmak istiyor. Ama Türkiye’deyiz, hiçbir şey için çok kesin
konuşamayız. Denemeleri basmak istiyor, herhalde basar. Ama şunu da söyleyeyim: Her yazar kitabının
yazıldığı dilde çıkmasını ister. Burası benim ülkem. Eğer basılmıyorsa bu yazardan değildir. Kimse gelip
bana basayım demedi, ben de bas demedim. Çünkü bas dersen ve o adam korkarsa, ya da kadın
korkarsa durduk yerde onları korkak durumuna düşürmek istemedim. Korkmuyorsa zaten gelip
söyleyecektir. Ne zaman yayıncılar kapımı çalmaktan çekinmişlerdir ki? Olur mu yani, ‘kendisi
basmıyor’” yanıtını veriyor.
Aynı soruya cevabını şöyle devam ettiriyor.
“Ha bu çok fiyakalı bir şey, onu söyleyeyim. Senin ülkende kitabını basmıyorlar, ama dünyada
büyük bir sükse yapıyorsun. Bu yazar açısından çok fiyakalı. Şu manaya geliyor: Sen beni yok sayarsan
ben de seni yok sayarım ve benim hayatımdan bir şey eksilmez, ben dünyada var olabiliyorum. Ayrıca
şu da çok tuhaf: Türkiye’yle dünya bu kadar çelişir mi? Kendi ülkemde kitaplarım basılmıyor, ama
dünyada çok büyük alkış alıyor. Böyle büyük çelişki olur mu? Türkiye insanı kendinden kuşkuya düşürür.
Kendi ülkemde kitabımın çıkmasına nasıl karşı çıkarım ki birisi basmak için geldiğinde. Ciddi oturaklı bir
müessese, tabi ki bastırırdım. Bana kibirli diyorlar. Büyük ihtimalle de kibirliyim, ama ülkemde kitap
bastırmayacak kadar değil. Ülken iyi ya da kötü, insan ülkesini sever. Hatta bazen maalesef demek
zorunda kalırız.”
Nitekim Hayat Hanım Türkçede de hayat buldu, geldi raflara, sonra da gönüllere kondu,
ölümsüzlük suyunu içti.
Hayat Hanım, babasını talihsiz bir şekilde kaybeden bir edebiyat öğrencisinin, maddi konforunu
yitirdikten sonra yerleştiği handa kalmaya başlamasıyla ilerler. Sonrasında karşısına çıkan Hayat Hanım
ve Sıla ile her düzeyde ve tonda ilişkiler yaşar. Roman boyunca kahramanın gözünden olaylara,
durumlara, kişilere ve edebiyata bakarız.
Hayat Hanım, Altan’ın birçok romanına göre kısa sayabilecek cinsten bir eser. Eserin dili ve
üslubu her zamanki gibi okuyucusuna çok rahat okuma imkânı veriyor. Kitabın içerisindeki birçok
önemli olay, kurguya aksiyon katıyor. Bu da hareket seven okurun romanı bir çırpıda okumasını
sağlıyor.
Genel olarak hafızası ile göz dolduran Yazar, bu kitapta anekdot, epigraf, öz deyiş, telmih gibi
edebiyat araçlarını Hayat Hanım’da nispeten az kullanmıştır diyebiliriz. Zira içeride olmayan Altan’ın
yazdığı eserlerde kütüphanesinin derin izlerini görürüz. Cezaevinin dar ve kısıtlı imkânlarında Hayat
Hanım, bu geniş imkândan maalesef istifade edememiştir.
Hayat Hanım yer yer bir distopyaya kayan mesaj ve imgeleriyle klasik Ahmet Altan
romanlarından ayrılıyor.
Konjonktür Hazretlerinin etkisiyle tutuklanarak cezaevinde uzun süre kalan Altan, evrensel
insana dokunurken, yaşadığı döneme de tanıklık etmekten kendini alıkoyamıyor Hayat Hanım’da.
Kitabın neredeyse tamamına yakınında mekân, isimler ve olaylar simgesel özellikler
göstermektedir. Bu yönüyle Ahmet Altan gibi insan ruhunun derinliklerinde gezinmekten hoşlanan,
çoğunlukla tarihsel olayları yeniden analiz ederken bu tip değişimleri insan üzerinden değerlendiren bir
yazar dahi, dönemine göndermeler yapmaktan, bu dönemin sorunlarına ‘kısaca’ ve ‘simgesel’ olarak
da olsa değinmekten kendini alıkoyamıyor.
Eserin geçtiği zaman, belli olmamakla birlikte, hükümete kumpas suçu, iş adamlarının mallarına
el konulması, eli sopalı uzun sakallı kişilerin şiddet eylemleri, artan işsizlik, ifade hürriyetinin azalması,
üniversitede öğrencilerin ve akademisyenlerin gözaltına uluorta gözaltına alınması, hayat pahalılığı,
TV’nin basılması, ardından kapatılması, gençlerin ülkeyi yaşanmaz bulup yurtdışına çıkmak istemeleri
gibi ipuçları romanın olağanüstü bir dönemde geçtiğini göstermektedir.
Nerdeyse olayların tümün kesiştiği mekân eski bir handır. Orada toplumun her kesiminden
insan kalmaktadır. Han metaforuyla Altan, mesajlarını alt metin olarak verme imkânı bulmaktadır.
Altan’ın roman boyunca direkt verdiği mesaj yok gibidir. Toplumsal ve politik vurgularını genellikle alt
metinlerle yapmaktadır.
Handa İngiliz eşinden ayrılmış Emir ve kızı Tevhide, trans birey Gülsüm, sol bir dergide editörlük
yapan Şair, güzel yemekler yapan Bodygard, gündüzleri imitasyon ürünler satan geceleri jigololuk
yapan siyahi, şairin Ajan olduğunu ileri sürdüğü Komi, zenginliğini kaybeden edebiyat öğrencisi Fazıl,
daha sonra ona sıkça misafir olan Sıla ve süreçte Fazıl’ı gizliden izleyen Hayat Hanım. Yani edebiyatın
klasik han metaforu Ahmet Altan için de farklı ve elverişli bir imkân sunuyor.
Romanın temel çatışma ve gelişmeleri bu han çerçevesinde gelişiyor.
Romanın diğer öne çıkan mekânları Hayat Hanım’ın evi, meyhaneler, okul, sinema, kütüphane,
kitapçılar ve sahaflardır.
Altan, mekânları daha çok işlevsel nedenlerle öne çıkarıyor. Kahramanların psikolojilerine daha
fazla nüfuz edebilmemiz için mekânla insan psikolojisi arasında paralellikler kuruyor ve böylelikle bir
atmosfer oluşturuyor. Bunda başarılı olduğu da ortadır.
Neredeyse bütün roman kahramanları Konjonktür Hazretlerinin kurbanıdır diyebiliriz. Ama
Altan bunu göstermek yerine sezdirme yolunu tercih ediyor.
Yani bağırmadan, sessizce, rahatsız etmeden tüm mağdurları eserine taşıyor.
Fazıl, zengin bir çiftçinin oğludur. Büyükçe bir evde arkadaşıyla kalan bir edebiyat öğrencisidir.
Babası talihsiz bir şekilde ölünce yoksullaşarak eski bir handa odada kalmaya, düşük profil bir TV’de
yayımlanan basit bir eğlence programına figüran olarak katılarak para kazanır. Altan, romanın ilk politik
vurgusunu Fazıl’ın babasının ölüm nedeniyle yapar.
“Benim hayatım da bir gecede değişti. Aslında değişen babamın hayatıydı. Tam
anlayamadığım bazı gelişmeler sonucunda büyük bir ülkenin “domates ithalatını durdurduk” diye bir
açıklama yapmasıyla on binlerce dönüm arazi kıpkızıl bir çöplüğe dönüşmüştü. İşini sevmeyen
insanlarda arada bir görülen bir gözü karalıkla bütün servetini tek bir ürüne yatıran babam sadece üç
kelimeyle devrilip iflas etti. Her şeyimiz gitti. Sıkıntılı bir gecenin sabahında babam beyin kanaması
geçirdi.”
Babasının ölümü Uluslararası ilişkiler nedeniyledir. Aslında romanının tamamı bu gelişme
üzerine kuruludur.
Romanın diğer kahramanı Sıla da zengin bir işadamının kızıdır. Konjonktür gereği, onun babası
da şirketine ortak olan küçük hissedar hakkında yürütülen bir soruşturma nedeniyle mal varlığını
kaybetmiştir. İlerleyen zamanlarda Sıla’nın babası gözaltına alınır, evlerine, paralarına kısacası
mallarına el konur hatta serbest kalmak istiyorsa bir daha malları istemeyeceğine dair imza alınır.
Herkesin pasaportuna el konulur, Aile, Hakan isimli kuzenin küçük evinde kalmaya başlarlar. Sıla uzun
uğraşlar sonunda emektar bir polisin yardımıyla pasaportunu almayı başarır. İsmi Sıla olan kahraman
romanın sonunda ironik bir şekilde sıla hasreti çekmek üzere Kanada’ya gider. Konjonktür Hazretlerinin
fermanıyla elinden imkânları alınan, zulme uğrayan, hapse giren, mağdur ailelerin seküler çocuklarını
temsil etmektedir. Zira Sıla, zulme karşıdır, konjonktür hazretlerinin uygulamalarından rahatsızdır, içer,
sevişir ve donanımlıdır.
Romana adını veren Hayat Hanım ise Altan’ın idealize ettiği bir karakterdir.
Yazar, yasaklı olduğu için gidemediği ödül törenine gönderdiği metinde onun için;
“Edebiyat mucizedir. Ve edebiyatın yarattıkları tanrının yarattıklarından uzun yaşar. Tanrının
yarattığı hiçbir insan Truvalı Hector kadar, Hamlet kadar, Goriot Baba kadar, Faust kadar, Anna
Karenina kadar, Kaptan Ahap kadar, Küçük Prens kadar uzun yaşayamaz. Üstelik edebiyatın
yarattıkları, onları yaratanlardan daha güçlü, daha etkileyici ve daha kalıcıdır.
Edebiyatı seven her çocuk gibi ben de bu mucizeye tapınarak, yeryüzünde bundan daha
muhteşem bir şey olmadığına inanarak ve bütün o kahramanlar için sevinip üzülerek büyüdüm. Bu
mucizenin bir parçası olmanın, bu tanrısal ışıkla biraz da olsa aydınlanmanın hayalini kurdum.
Bugün ben bu mucizeyi kendi hayatımda yaşıyorum.
Hayat Hanım, alaycılığı ve muzip gülümseyişiyle bir hapishanenin taş avlusunda ortaya çıktı.
Günlerce, aylarca, yıllarca orada, o küçük hücrede benimle yaşadı. Onu sevdim, onu çok sevdim.”
Diyerek ona bakışını açıkça ortaya koyar.
Kahramanın isminin Hayat olması da tesadüf değildir. Gerçi adı Nurhayat’tır. Sonra kısaca
insanlar kendisine Hayat dedikleri için adı böyle kalmıştır. Gizemli ve gizli yanları olmasına rağmen,
Hayat Hanım tam anlamıyla bunalmış insanlık için bir rol modeldir. Her sıradan özelliği onu tipten
karakter seviyesine çıkarır. Gerçekten Hayat Hanım, etkisi itibariyle hayat vericidir. Romanın ilk
bölümlerinde bahşettikleri çok net anlaşılmazsa da romanın finalinde Fazıl, onun işlevsel tarafını ve
üzerinde bıraktığı görünmez etkiyi şiirsel bir şekilde ifade eder. Pişmanlıklarını da işin içine katar ve
şöyle der:
“…Hayat Hanım da ellerimin arasından kaymıştı, onu tutamamıştım. Boşluğa kaymıştı, bir daha
dönmeyecekti, ben de bir daha eskisi gibi olmayacaktım.
Beni sevdiğini onu bir daha göremeyeceğim zaman öğreniyordum. Bunu onun satırlarındaki
gizli itiraftan öğrendiğimde hissettiğim sevinç, zafer duygusu ve o an için çok tuhaf olan mutluluk, acımı,
yenilgimi ve mutsuzluğumu daha da artırmıştı.
Ona söyleyemediğim cümleleri söylemiş olsaydım bütün geleceğim bugün olduğundan daha
farklı olacaktı. O söylenmemiş, eksik bırakılmış cümleler hayata çarpıp yolunu değiştirmişti.
Onları söyleseydim her şey değişecekti.
Ama söyleyememiştim.”
Romanın bir diğer önemli bir kahramanı da Şair’dir. Şair, devrimci bir dergide editörlük
yapmaktadır. Aslında şiir yazmaz, fakat sağduyulu ve yazmakla meşgul olmasından dolayı Han sakinleri
ona Şair ismini takmışlardır. Romanın idealize edilen karakterlerinden biridir. Altan’ın politik tavrını ve
duruşunu yüklediği kişidir Şair. Romanın sonuna doğru odasına baskın yapıp onu yakalamaya gelen
polislere teslim olmamak için kendini balkondan aşağı bırakır. Böylelikle hem kapalı mekan fobisinden
hem de Konjonktür Hazretlerine teslim olmaktan kurtulmuş olur. Ve ölmüş olmasına rağmen Fazıl gibi
insanların kalbinde saygın bir şekilde yaşamaya devam eder.
Altan cinsiyetçilik kavramını Han’da yaşayan trans birey Gülsüm ile irdeler. Gülsüm’ün şahsında
trans bireylerin içsel çatışmalarını, korkularını, erdemlerini, toplumsal tehlikeleri, onun etinden
yararlanan kişilerin saplantılarını açık yüreklilikle dile getirir.
Romanın tek çocuk kahramanı Tevhide’dir. İngiliz eşinden ayrılmış Emir’in altı yaşındaki kızıdır
Tevhide. Tevhide romandaki her uyruktan, her cinsiyetten, her yaştan insanın ortak kişisidir herkes onu
sever, korur, gözetir. Tevhide birlik demektir. Belki de bu durum isimlendirmede etkili olmuştur. Emir
ve Tevhide bir boyutuyla dağılmış aile yapısının sembolü olarak romanda kendilerine yer bulurlar.
Altan’ın edebi donanım olarak idealize ettiği iki kahraman, üniversite hocaları Nermin ve
Kaan’dır. Altan’ın edebi yoğunluğunu ve tartışmalarını yüklediği iki akademia üyesidir Nermin ile Kaan.
Öğrenciler onları çok sever, onlar da öğrencilerini sonsuz edebi ufuklar açar, onları her türlü baskıdan
korumaya çalışırlar. Hatta Nermin öğrencileri polislere vermemek için eylem bile yapar. Öğrencilerin
kahramanı olurlar. En sonda bir bildiriye imza attıkları gerekçesi ile iki hoca da cezaevine konur. Roman
biterken hala Konjonktür hazretlerinin kurbanı olarak hapiste yatmaya devam etmektedir.
Romanda dikkat çeken bir tip de Sıla’nın babasının eski şoförü Yakup’tur. Yakup’un abisi ilçe
başkan yardımcısıdır. Yakup abisiyle birlikte müteahhitliğe başlar. Roman boyunca Yakup’un gayr-i
meşru zenginleşme ve ahlaki olarak tefessüh etme sürecine tanıklık ederiz. En son abisi İlçe başkanı
olduğunda belediyelerden daha çok ihale alırlar. Kendi yaptıkları kalitesiz yolların tamir ihalesini de yine
kendileri almaktadır. Tipik orantısız büyüyen taşralı partili, müteahhit tiplemesini temsil eder Yakup!
Her distopyada var olan ihbarcı, ajan Hayat Hanım’da da mevcuttur. Romanda bu kişi Handaki
lokantada çalışan Komi’dir. İlk bölümlerde Şair bu kişi hakkında Fazıl’a bilgi verir. Şair’in intiharından
sonra onun odasına yerleşecek kadar zavallıdır.
Romanda eli sopalı sakallı bir güruh da sık sık karşımıza çıkar. Bunlar durumdan vazife çıkarıp
eşcinsellere, TV’lere, marjinal yapılı kişilere, kısacası kendilerinden olmayan herkese şiddet uygulayan
bir gruptur. Altan, bu güruhla aslında bir mantaliteyi ifade etmektedir. İyiliğin, güzelliğin, yeniliğin
karşısındaki yobazları, Konjonktür Hazretlerinin doğmatik kitlesini ifade etmektedir.
Altan, Hayat Hanım’da diğer eserlerinde yaptığı gibi mesajdan insana değil, insandan mesaja
doğru bir hamle yapıyor. Ama bu eserde, içinde bulunduğu konjonktürün bazı realitelerine bir aktivist
olarak değil, bir sanatçı olarak değiniyor. Özenle seçilmiş kişilerin hepsinin bir toplumsal karşılığı
bulunmaktadır. Yazar, taraf olmadan, okurla kahraman arasında bir bağ kurarak çok zor bir meseleyi
masaya yatırıyor.
Yukarıda bahsettiğimiz gibi eser bu yönüyle bir distopyaya dönüşüveriyor. Bir dönemin değil,
her dönemin hikâyesini anlatmış oluyor böylelikle. Dediğimiz gibi Konjonktür Hazretleri her dönemde
zindedir, hem devirde saltanatını sürer. Ve Hayat Hanım’da da bu böyledir. Yine mağdurlar,
mahkûmiyetler, ölümler, sürgünler, açlıkla iki büklüm olmamalar kendini göstermektedir.
Hayat Hanım’ın başka başat başarısı evrensel insanı yine duygularla anla(t)maya çalışmasıdır.
Yazar bunu görkemli çözümlemelerle, bakir betimlemelerle, inanılmaz çatışmalarla
gerçekleştirmektedir. Aşkın, erotizmin, merhametin, fedakârlığın resmini çizer adeta.
Birçok aydının Konjonktür hazretlerinin hışmına maruz kalmamak için kafasını kuma gömdüğü
bir ortamda, Ahmet Altan, iki türlü risk alarak aydın sorumluluğunu yerine getiriyor.
Birincisi Konjonktür Hazretlerinin gazabını artırmak; ikincisi de kendi roman anlayışına aykırı
olarak ‘aktüel’ olanı romanına taşımış olmak. Bu iki risk de Altan’ı vidan taşıyan bir romancı seviyesine
çıkarmıştır.
Hayat Hanım’ın finalinde Şair ölür, Gülsüm dövülerek hastaneye kaldırılır, Tevhide ve babası
taşınmaya karar verir, kitapçı ve sahafların olduğu bina yıkılır, Sıla Kanada’ya yerleşir, Hayat Hanım bir
mektup bırakıp kayıplara karışır, Fazıl yurt dışına gitmekten son anda vazgeçer, kendini yazmaya adar.
Ve Hayat Hanımı beklemeye devam eder…
“Her akşam, ne olursa olsun, hiç aksatmadan onun sokağına gidip pencerelerine bakıyorum.
Perdeleri yavaş yavaş soluyor. Ama yeni perdeler de takılmadı, kimse oraya taşınmadı.
Bu beni umutlandırıyor.
Bir akşam orada kehribar renkli ışığı göreceğimi hayal ediyorum. Bir gün perdelerin
aydınlandığını göreceğim.
Bekliyorum.
Buradayım.”
Altan, tüm olumsuzluklara rağmen enseyi karartmadan umudu diri tutmayı satır aralarına
yayarak okuyucuna veda ediyor.
Necdet Karasevda
23.11.2021 İstanbul

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here