Hayata nasıl tutunacağız şaşırdık kaldık

0

Gittik, gittik, gittik… Ne karanlık ne de keder bir türlü bitmek bilmiyordu.

Biz de istemezdik üç aylık bebeğini akıl almaz bir biçimde tokatlayarak susturmaya çalışan baba demeye bin şahit bir ruh hastası ile aynı göğün altında nefes almayı. Şeytan bile yeni doğan yavrusunu kendi elleri ile ateşe atan şu zalim kadını görse inanın görevini tereddüt etmeden ona devrederdi.

Neler neler görmedik ki…

Gözaltı yaparken psikopat bir polis memuru tarafından ensesinden tak diye vurulan talihsiz insanlar mı dersiniz, önce ana babasının sonra kendi canına kıyan gencecik fidanlar mı, kocasını önce öldürüp sonra evi ateşe veren kadınlar mı, büyü için kurban edilen kedicikler mi say say bitmez.

EYY! Anlı şanlı milletim! Gelinine uzun yıllar tecavüz edip, ondan olan masum yavruya da aynı beter şeyi yapıp sonra da kıyamadan katleden mahlûkatlar geçti bu topraklardan. Unutma bunu!

Vallahi memleketteki tüm senaristlerini bir araya toplasan, “Yazacağın bu hikâyede uç uçabildiğin kadar üstat.” desen onca trajedi, bunca abuk sabukluk kimsenin aklının ucundan bile geçmezdi.

Lakin biz birebir şahit oluyor, beraberce yaşıyoruz.

Ne var n’oluyor bize böyle arkadaşlar. Milletçe nasıl bir cinnet halinin basamaklarını tırmanıyoruz da, çık çık bitmiyor.

Hatırı sayılır, pek mühim sayıda bir grup ahalimiz bam tellerine dokununca “Vay din, iman elden gidiyor, aman da ahlakımız niremize kaçtı!” diyerek ortalığı velveleye veriyor ama kolektif olarak paçalarımızdan akan kötülük geliyor gırtlağımıza kadar dayanıyor da ses etmiyor.

Yaşatılan onca haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik karşısında sus pus olanlar biz tacize uğruyoruz, tecavüz ediliyoruz, öldürülüyoruz diye bas bas bağırırken kenarda durup gıkı çıkmayanların arasında aklımıza mukayyet olmaya çalışıyoruz.

Bunca acı, keder ortasında nasıl “normal” olarak kalacağız, hayata nasıl tutunacağız şaşırdık kaldık.

Toplumun her bir ferdi birbirine fiziki olarak yan yana olsa da ulus olmak için lazım gelen gönüldaşlıktan fersah fersah uzaklara savrulmuş durumda.

Yirmi yılda milletçe adım adım önce eşiğine getirildiğimiz, şimdi de tüm beceriksizlikleri ile göbeğine bir başımıza terk edildiğimiz hem ekonomik hem nevrotik buhran içinde hepimiz kendimize bir çıkış yolu bulmaya çabalıyoruz. Haliyle fıttıran fıttırana!

Şu an yansımaları görülen tüm bu olaylar ne yazık ki bir anda meydana gelmedi. Birbirimize karşı tahammülsüzlüğümüzün, sevgisizliğimizin, saygısızlığımızın, kin ve nefret kusmamızın mutlaka ki önemli bir ya da birçok nedeni var. Temelleri uzun yıllara dayanıyor. Suçluları aramızda.

Yalan değil, aramıza sokulan nifak tohumları özellikle 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrası iyice belirgin bir hal aldı. Karı, kocasına düşman belledi. Komşu komşuya selam vermez bir duruma geldi. Hoş, versen de ‘bu kimin selamı acep’ diye almak istemeyenlerin diyarı oldu bura.

Koptukça koptuk. Savruldukça savrulduk.

Halkı ile sanki ayrı dünyaların insanıymış gibi biz yerlerde sürünürken dünyadan aya mekik gönderen iktidar cenahı aldı sazı eline ve despotik tavırlarını gün be gün bir tık iki tık artırarak daha da baskın bir şekilde uygulamaya koyuldu. Ayrıca korkup sinen bi’ biz de değiliz. Dün sosyal medyada koskoca Sağlık Bakanının çocuk gibi düştüğü halleri izlediniz.

Trenden itilenler, kara listeye girenler, kürsülerin ritüeli öfke nöbetleri, mafyatik bağlar, ortalığa faş olan gizli ilişkiler…

Hepimize uygulanan baskı, baskı, baskı.

Hâsılı millette öyle bir haleti ruhiye yarattı ki artık modumuz lodos yemiş balık misali. Öylesine bezmiş, öylesine yılgınız. Aptala yatmazsan ilerleyemiyorsun bi’ de o da var. Bundan mütevellit olaylara ne gerçek anlamda tepki veriyoruz ne de hır gür çıkarıyoruz. Bakıp geçiyoruz.

E biz de haklıyız. Son beş yılda başımıza gelenler pişmiş tavuğun başına gelmediği için toplum olarak çok hırpalandık, çok yorulduk.

İncindik, incitildik.

Tarih tekerrürden ibaretti ve bugünlerin ayak sesleri öngörülü olarak daha 2016’da duyuluyordu. Ama sakalımız yok ki anlatamadık. Tam burada o zaman kaleme aldığım “Toplumsal olarak bir cinnetin anatomisi ve stresle başa çıkmanın yolları” başlıklı yazımın linkini de aşağıya bırakayım. Belki göz atmak isteyen olur.

Şimdi gelinen noktada genele yayılan bir umutsuzluk, hiçbir şeyin değişmeyeceğine dair motivasyon eksikliği, depresif haller ve iflah olmaz parasızlık milleti canından bezdirmeye devam ediyor.

Birileri her işini dine bağlayıp, nass peşinde koşarken bazı değerlerin üstüne el-Fatiha okumaktan başka çaremiz yok gibi görünüyor. Devlet büyüklerimiz gerçeklerle örtüşmeyen açıklamalarını, mantık dışı bakış açılarını sürdürmek yerine milletin düşmüş olduğu bu cinnet halinden, bezgin Bekir’likten nasıl kurtulacağına kafa patlatsa hiç fena olmayacak.

Oldu olacak güzel ülkemin, caanım çeşmelerinden içinde mutluluğun sırrı saklı Prozac katılmış su akıtın da kafayı biraz afyonlayıp, azıcık hülyalara dalalım.

Enseyi karartmayalım di mi? Yol uzun, kuşlar uçacak durun daha!

 Kasım 2016 tarihli yazım https://www.ocakmedya.com/toplumsal-olarak-bir-cinnetin-anatomisi-stresle-basa-cikmanin-yollari

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here