Hayatımızı kibrimiz yönetiyor

0

Hepimiz birer kibir budalası olarak yetiştiriliyoruz; kız çocuğuysak saçımız, yüzümüz, işveli gülüşümüz; oğlan çocuğuysak haşin bakışımız, iri organlarımız…

Ebeveynlerimiz bizi yücelterek seviyorlar, olası hatalarımızda “bu yapmaz, yapamaz” diyerek kendimizi onların çıkardığı yerden düşürdüğümüz için dövüyorlar.

Biz hep yükseklerde olmalı, onların gururlarını okşamalıyız.

Bu onların bizden beklentisi, bizde öyle yetiştirildiğimize göre bizim de hedefimiz oluyor, her yerde, her konuda…

Referansımız bildiklerimiz, tanıdıklarımız; komşu tarla almış, bizde almalıyız, ev almış, araba almış, onlardan ne eksiğiz; iyilikte, kötülükte bir yarış içindeyiz. vesselam.

Fakiri hor mu görüyorlar, biz de görmeliyiz, zengini yüceltiyorlar mı, biz de yüceltmeliyiz, bir çingene mi dövüyorlar, biz de dövmeliyiz ve böylece arsızca bir yarış birbirimizi geçmeye çalışıyoruz.

Artık yediklerimizden, içtiklerimizden, giydiklerimize kadar geri düşmemeli, dostu-düşmanı halimize güldürmemeliyiz.

Evet, böylece doğar doğmaz kendimizi bir kibir yarışında buluyoruz ve kibrimizi onurumuzla harmanlayarak geri düşmektense ölmeyi tercih eder duruma geliyoruz.

Sorarlarsa, muhtemelen hayatımızı kendimizin yönettiğini söyleyeceğiz ve bu gerçekten bir yere kadar öyle, ama sadece o kibre göre, o kibrin nerde olmamız gerektiğini söylediğine göre.

Hani bazılarımız, “özgürlükçüyüz, kalıplara göre yaşamıyoruz” diyorlar ya, bilmiyorlar ki, özgürlükte şartlara esas bir tanımlama ve her tanımlama bir kalıba göredir.

Böyle yetiştirildiğimiz için birinin büyüklüğünü kabul etmemiz bir çeşit teslimiyette işaret olduğu için, biz genelde hakkı olana hakkını vermeyiz, gücü de olmuşsa o zaman başka!

Birine büyüklüğünü teslim etmemizin bizdeki anlamı ona teslim olmamızla eşdeğer olduğu için, biz genelde kimseye büyüklüğünü teslim etmez ve böylece emeğinin hakkını vermeyiz, zira öyle hasetlerle yetiştirilmişiz ki, elimizden gelse onu çıktığı yerden düşürmeyi görev addedeceğiz.

Kimse bizi geçemez, geçmişse ya buna aman vermiş mazeretlerimizi kabul edecek ya da düşmanı olduğumuzu, bunun ortası yok.

Öyle yetiştirildiğimiz için birine hakkını teslim etmek bize oldukça zor gelir, çünkü biz teslimiyeti bütün bir teslimiyet olarak alıyor, bununla ondan geri düştüğümüzü, artık kaptanın o olduğunu kendimizce kabul ettiğimizi düşünüyoruz.

Biz, birine hakkını teslim etmekle yenilgiyi kabul etmeyi bir tuttuğumuzdan onu artık sevme ihtimalini bile bir ihtimalden çıkarıyoruz.

İşte, biz bu yüzden her yükselenin paçasına yapışarak onu geri çekiyoruz ve gerçekten geçmiş hali bize zevk verdiği için değil, yeni hali bizi geçtiği için bunu yapıyoruz.

Biz bu büyüklüğün bir tek Tanrıya verilmesine ses çıkarmıyoruz, ama inanın oda görülmediği ve ulaşılmadığı için, yanı eğer Tanrı bile ulaşılır olsaydı tüm madrabazlıklarımız onu bulunduğu yerden düşürmek üzerine olurdu.

Bakmayın şimdi birilerini yücelttiğimize, onların göğe çıkarılması işine hoş görüyle yaklaştığımıza, biz o sayede yerimizi sağlamlaştırdığımız ve birilerini de yerinden ettiğimiz için boyun eğmiş görünüyoruz, yerimiz biraz daha sağlamlaşsın, pek çok ardılın -naibin- kralına yaptığı gibi ilk fırsatta o öldürücü darbeyi biz vuracağız.

Kimse kimseyi boşuna büyütmez, küçültmediği gibi, herkes kendi yücelmesinde küçük-büyük bir yapı taşı olduğu için görünürdeki kıymettir ve herkesin kıymeti laneti…

İbrahim Yersiz

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here