Hayır (İyilik, Fayda) ve Şer (Kötülük, Zarar)

0
gündogdu

Sözlükte “iyilik, iyi, faydalı iş ve fayda” anlamlarına gelen hayır, Allah’ın emrettiği, sevdiği ve hoşnut olduğu davranışlar demektir.

Sözlükte “kötülük, fenalık, zarar, ziyan ve kötü iş” demek olan şer de Allah’ın hoşnut olmadığı, sevmediği, meşrû olmayan, işlenmesi durumunda kişinin ceza ve yergiye müstehak olacağı davranışlar demektir.

Âmentüde ifade edildiği üzere her müslüman kadere, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inanır. Yani âlemlerin yaratıcısı olan Allah Teâlâ hayrı da,  şerri de irade eder ve yaratır.

Allah hâlık (yaratan), kul kasiptir (isteyip yapan, kazanan).

Esasen Cenab-ı Hakk’ın “ed-Darru ve’n-Nafiu (zarar ve fayda veren)” anlamına gelen esmâül hüsnadan bu iki ismi gönül derinliklerimize kazınmalıdır.

Nitekim Yüce Allah:

De ki: Şüphesiz ben, size ne zarar verebilir ne de fayda sağlayabilirim. De ki: Gerçekten beni Allah’a karşı hiç kimse asla koruyamaz ve yine asla O’ndan başka sığınacak kimse de bulamam.” (Cin, 72/21-22)

De ki: Allah’ı bırakıp da sizin için fayda ve zarara gücü yetmeyen şeylere mi tapıyorsunuz? Hakkıyla işiten ve bilen yalnız Allah’tır.” (Maide, 5/76)

De ki: Ben, Allah’ın dilediğinden başka kendime herhangi bir fayda veya zarar verecek güce sahip değilim. Eğer ben gaybı bilseydim elbette daha çok hayır yapmak isterdim ve bana hiçbir fenalık dokunmazdı. Ben sadece inanan bir kavim için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.” (A’râf, 7/188) buyurur.

Kâinatta olan her şey sebepler zinciri içinde meydana gelse de Allah Teâlâ’nın izni ve dilemesiyle olmaktadır. O’nun izni olmadan bir yaprak dahi düşemez.

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:Gaybın anahtarları yalnızca O’nun katındadır. Onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı da bilir. Hiçbir yaprak düşmez ki onu bilmesin. Yerin karanlıklarında da hiçbir tane, hiçbir yaş, hiçbir kuru şey yoktur ki apaçık bir kitapta (Allah’ın bilgisi dâhilinde, Levh-i Mahfuz’da) olmasın.” (En’âm, 6/59)

Esasen Yüce Allah, bütün tabii olaylar gibi, dünya ve ahiret mutluluğunu da birtakım sebep ve şartlara bağlamıştır. Sebebini yerine getirmeden bir işin kendiliğinden olmasını istemek, ilahi kanunlara aykırıdır.

Yüce Allah (c.c)’tan bir şey istemenin yolu, o şeyin sebeplerine başvurmaktır. Mesela çocuk edinmenin yolu evlenmek, kazanç sağlamanın yolu çalışmak olduğu gibi, cenneti istemenin yolu da dinin emirlerine uymaktır.

Biz, önce istediğimiz şeylerin sebeplerini yerine getirmek durumdayız, üzerimize düşeni yaptıktan sonra, gerisini ister hayır ister şer olsun Allah’ın takdirine bırakırız. Takdire rıza gösteririz.

Öte yandan üzerine düşeni yapmadan; “Allah ne takdir ettiyse o olur” demek tevekkül değildir. Veren ve alan, zarar ve fayda veren, alçaltan ve yücelten Allah Teâlâ’dır. Her kim veren ve alanın, zarar ve fayda verenin, yükselten ve alçaltanın Allah’tan başkası olduğuna inanırsa, Allah’ın Rubûbiyetine şirk koşmuş olur.

 Resûlullah (s.a.s)’ın İbn Abbas’a söylediği şu söz bunu açıkça belirtmektedir:

Bilesin ki ümmetin tamamı sana bir yarar vermek için bir araya gelecek olsalar, Allah’ın yazdığından başka bir yarar veremezler; yine sana bir zarar vermek için bir araya gelecek olsalar, Allah’ın yazdığından başka bir zarar veremezler. Artık kalemler kalkmış ve sayfalar kurumuştur” (Ahmed b. Hanbel, l/303,307).

Ayrıca anıtlardan, mezarlardan, türbelerden yardım ummak da şirktir ve büyük günahlardandır. Buralarda yatan zatları, beşer üstü niteliklere sahip varlıklar gibi görmek, bu zatların duaları kabul ettiği veya kendilerinin aracılığı olmadan duaların makbul olmayacağı, ya da insanların geleceklerine yön verdikleri, fayda ve zarar verdikleri… gibi ilahî-rabbanî kudretlerinin olduğuna inanmak da aynı şekilde şirktir.

Bu gibi inançlarla bir kısım ihtiyaç ve dilekleri onlara arz etmek, türbe ve çevresine çaput bağlamak, mum yakmak, onlar adına adakta bulunmak, huzurlarında kurban kesmek vb. hususlar, tevhid dini olan İslam’ın ana prensipleriyle kesinlikle bağdaşmayan bidat ve hurafeler cümlesinden olup insanı şirke götürebilecek oldukça tehlikeli düşünce ve davranışlardır.

Netice itibarı ile; İnsan, hayrı da şerri de kendi iradesi ile kazanır. Allah’ın hayra rızâsı vardır, şerre ise yoktur. Hayrı seçen mükâfat, şerri seçen ceza görecektir.

Allah’ın şerri irade edip yaratması kötü ve çirkin değildir. Fakat kulun şer işlemesi, şerri kazanması, şerri tercih etmesi ve şerle nitelenmesi kötüdür ve çirkindir.

Allah’ın kudreti ile meydana gelen her işte ya kendimiz, ya başkaları, ya da toplum için birtakım faydalar ve zararlar bulunabilir. Bu durumun bizim bakış açımızdan farklı, Yüce Allah’ın iradesi ve Hikmet’i açısından farklı sonuçları olabilir.

Bir âyette bu husus şöyle açıklanmaktadır: “Umulur ki, hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırdır. Ve yine umulur ki, sevdiğiniz bir şey de sizin için şerdir. Siz bilmezsiniz, Allah bilir” (el-Bakara 2/216).

Hz. Peygamber’in yurdundan ayrılmaya zorlanıp Mekke’den Medine’ye hicret etmesi ilk bakışta birçok kimseye şer olarak gözükmüş ise de, bu hicret olayı bir süre sonra Mekke fethi gibi iyi bir sonuca ortam hazırlamış ve nice hayırlı gelişmelere vesile olmuştur.

Kaynak: Diyanet, İlmihal-I,139; Kur’an’dan Öğütler-I, 236.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here