HDP Eş Genel Başkanı Buldan: Ayakkabı kutuları gibi pandora kutusu da açılıyor

0

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin Meclis Grup Toplantısında konuştu. “Suruç davasında görüyoruz ki, mahkeme heyetinin tutumu katliamın sorumlularını yargılamaktan uzaktır.” diyen Buldan, şunları söyledi:

“Sorumluluğu ailelerin üzerine yıkma tutumu vardır. Duruşma 22 Ekim’de Urfa’da bir kez daha görülecek. Demokratik kamuoyunu bu davayı sahiplenmeye çağırıyorum. 10 Ekim anmasında insanların üzerine katliam sırasında olduğu gibi gaz sıktılar, insanları gözaltına aldılar. IŞİD’in lanetlenmesinden rahatsız olanlar suçüstü yakalanmıştır. O süreçte yaşananların açığa çıkması için hakikat ve adalet mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz.

Hasta tutsakların tahliye edilmemesi idam politikasıdır. Yine 30 yılını bitiren insanların tahliye olacakları akşam infazlarını yakmak zulümdür! AKP 12 Eylül’ün mirasını sahiplenmektedir. AKP İktidarı bilsin ki, toplumu çöktürme planınız başarıya ulaşmayacak.

Otellere, tesislere çöken mafya düzeni bunlara da ilham vermiş olacak ki, mafya gibi kâğıt işçilerinin ekmeğine çökmeye çalışmaktadırlar. Neymiş efendim? Haksız kazanç varmış! Pes doğrusu. Haksız kazancın da, haksız zenginleşmenin de daniskası sizin iktidarınızda vardır.

Ayakkabı kutuları gibi pandora kutusu da açılıyor. Kimler var? Saray yapan Rönesans, Ziraat Bankası’ndan aldığı 750 milyon dolar krediyi ödeyip ödemediği belli olmayan Demirören, Türkiye’yi tarumar eden Cengiz, Çalık grubu da var. Hepsinin arkasında da AKP iktidarı var. Yerli ve milli vergi kaçakçılarının kaçırdığı her bir kuruş vergi, bu ülke insanının hakkından çalınmaktadır. Vergi kaçıranlar hayırsever, barınmak için yurt talep eden öğrenciler, hakkını arayan yurttaşlar ise terörist öyle mi? Kimin ne olduğu çok açık ortadadır.

Daha birçok cezaevinden benzer haberler, benzer ihlal bilgileri bizlere ulaşıyor. Hasta tutsaklara yaklaşım bunun en önemli göstergelerinden biridir. Bu konu tartışmasız ve şartsız bu ülkedeki siyasetin de en acil gündemlerinden biridir. Mehmet Emin Özkan, 26 yıldır cezaevinde, yargılanması sürmekte ve ısrarla tahliye edilmemektedir. Hiçbir kişisel ihtiyacını tek başına gideremeyen bir tutukludan bahsediyoruz. Ama Adli Tıp Kurumuna göre cezaevinde bu tutsak cezaevinde kalabilirmiş.

Antalya Döşemealtı L Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan ağır hasta tutuklu Ayşe Özdoğan’ın durumu da ağırdır ve 4’üncü evre kanserdir. Araştırma hastanesinin cezaevinde kalamaz raporu varken, Adli Tıp Kurumuna göre Ayşe de cezaevinde kalabilirmiş. Bu Adli Tıp aynı zamanda kısa süre önce belgelerle de ortaya çıktığı üzere mafya-çete ilişkilerinin cirit attığı, sahte raporların havada uçuştuğu bir kurumdur. Bunun altını önemli çizmek istiyorum. İşte bu kurum hasta tutukluları bile bile ölüme terk eden bir kurum haline gelmiştir. Hasta tutsakların tahliye edilmemesi çok açık bir idam politikasıdır. 

Diğer yandan tahliyesi gelen hükümlüler, çeşitli disiplin cezaları gerekçe gösterilerek, hukuk dışı bir biçimde cezaevinde tutuluyor. Tahliye edilmesi gereken hükümlülerle mülakatlar yapılmakta ve ona göre karar verilmektedir. Bu mülakatlarda çok ilginç sorular sorulmakta. Örneğin soru şu: ‘Güneş denilince aklınıza ne geliyor?’, bir diğer soru ‘Niçin bulunduğun koğuşta kalıyorsun?’, ‘Pişman mısın, değil misin?’ şeklinde sorular sorulduğuna dair bilgiler gelmektedir. Adını açık ve net koyalım: Bu yaşananlar ağır bir insanlık suçudur. Tahliyeleri keyfi olarak durdurmak düşmanlık hukukudur. Umut hakkının dahi insanların elinden alınmasıdır. 30 yılını bitiren insanların tahliye olacakları akşam infazlarını yakmak, işkencelerin en tarifsiz hallerinden biridir. Kısacası zulümdür! 

Cezaevlerinde bunlar yaşanırken, dışarıda da durum pek farklı değildir. Toplumun her kesimine karşı bir baskı, kuşatma ve şiddet politikası tüm hızıyla sürdürülmektedir. Görüyorsunuz; son günlerde çokça konu olan ve hepimizin gündemine gelen kâğıt toplama işçilerine denetim adı altında her gün baskın düzenlenmekte, çekçeklerine ve topladıkları atıklara el konulmaktadır. Bu işçiler, geri dönüşüm emekçileri, artık kullanılmayan ve çöplere atılan malzemeleri toplayarak hem geçimlerini sağlamakta, hem de atıkları geri dönüşüme kazandırarak çevrenin korunmasına destek olmaktadır. Böylece üretime de ciddi bir katkı sağlamaktadırlar. 

Tıpkı Geri Dönüşüm İşçileri Derneği Başkanı Sevgili Ali Mendillioğlu’nun dediği gibi bu insanlar ‘çöpten kurtulmanın mücadelesini veriyor, çöpe sahip çıkmanın değil’. Kâğıt toplama alanında ne yaşanıyor, neler yaşanıyor, asıl mesele nedir ben size anlatayım. İktidar, katı atık toplama işini yandaş şirketlere devrederek, bu alanı yeni bir rant alanına çevirmenin hazırlığını yapmaktadır. İktidar, hiçbir sosyal güvence olmadan günde 12 saatten fazla çalışarak çok cüzi bir kazançla çöpten geçinen kâğıt işçilerinin ekmeğine açıkça göz dikmiş durumdadır.

İşçileri işsiz ve ekmeksiz bırakma politikasıdır bunun adı ve iktidar tam da bunu yapmaktadır. Oysa sosyal devletin yapması gereken, bu emekçilerin çalışma koşullarını düzeltmek, katı atık toplayıcılığını güvenceli iş kapsamına almaktır. Bu emekçilerin sosyal haklarının tanınmasıdır. Ülkenin bütün kaynağının birkaç yandaş şirkete aktığı, her yıl yasal düzenlemelerle vergi borçlarının silindiği; yolsuzluğun, talanın, rantın, hırsızlığın bir yönetim biçimi haline geldiği bu ülkede kâğıt toplayıcıları bu ülkenin onurudur, yüz akıdır. Çünkü onlar çalmıyorlar, çünkü onlar alınteriyle, emekleriyle kazanmaya çalışıyorlar. Ankara’dan geri dönüşüm işçileri aramızda, kendilerine hoş geldiniz diyorum. 

Vicdansız ve zalim bir iktidarın zulmü her gün sokaklarda karşımıza çıkmaktadır. Geçenlerde görüntüleri yansıdı, AKP’li Kağıthane Belediyesi zabıtaları bir seyyar satıcıya hunharca saldırdı, linç etmeye kalktı. Seyyar satıcılara yönelik benzer uygulamalar İzmir’de de yaşanmaktadır. Alınteriyle ekmeğini kazanan insanlara saldıracak kadar bunların gözü dönmüştür. Tıpkı Soma’da maden işçisinin kafasına atılan tekme gibi. Bu iktidarın helaliyle rızkını kazanmaya çalışan insanlarla sorunu olduğunu biliyoruz. Çünkü bunlar haramilerin iktidarıdır.

Güç kaybettikçe savaşa sarılan bir iktidar var. ‘Suriye’de gerekeni yapacağız’ diyerek yine savaş çığırtkanlığına başladılar. Bu iktidar, her uluslararası arenada itilip kakıldığında pazarlık gücü elde etmek için savaşa sarılmakta, zoraki muhataplık tesis etmeye çalışmaktadır. Ekonomi çökmüş, iktidar savaş diyor. Halk seçim diyor, iktidar savaş diyor. Halk geçim diyor, bunlar savaş diyor. Biz de diyoruz ki; halk sizi de istemiyor, savaş politikalarınızı da istemiyor ve artık ‘edî bese’ diyor. Artık yeter diyor.”  

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here