HDP Eş Genel Başkanı Sancar: Ülkeyi mafyatik düzene mahkum etmek istiyorlar

0

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, MYK üyeleri ve milletvekillerinden oluşan parti heyetiyle Van İl Örgütünde il ve ilçe yöneticileriyle bir araya geldi.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun kendi bakanlık döneminde faili meçhullerin, cinayetlerin, yargısız infazların ve işkencelerin olmadığını söylediğini aktaran Sancar, şunları söyledi: “Sadece Hakkari’de son 5 yılda yani onun bakanlığı döneminde güvenlik güçlerinin açtığı ateş sonucu 3’ü çocuk 15 sivil hayatını kaybetti. Daha açık söyleyeyim 15 kişi, güvenlik güçlerinin açtığı ateşle katledildi. Bu süre içinde ayrıca 17 sivil yaralandı. Bu ölümleri neyle açıklıyorlar ya da valilik açıklamalarında hangi bahanelere sığınıyorlar? Bu bahanelerden biri sınır ticareti; onların deyimiyle kaçakçılık. İddia ediyorlar ki ölümlerin çoğu sınırda gerçekleşmiş. Ama bu doğru değil. 2016 yılını hatırlayalım, Yüksekova’da şehrin göbeğinde zırhlı araçtan açılan ateş sonucu katledilen 4 gencimizi hatırlayalım. En son tam 10 gün önce Derecik’te bir çoban ve arkadaşı koyunları otlatırken açılan ateş sonucu yaralanmışlardı.

Biz bu saldırıların nedenini de kaynağını da iyi biliyoruz. Kürt’ü korumasız, Kürt’ü hakkı olmayan, hukuktan yararlanmayan bir halk olarak görüyorlar. Yani Kürt’e hukukun en asgarisi bile fazla görülüyor. Bu düzen esasen Kürt düşmanlığı üzerine kurulmuştur, bunu her yerde söylüyoruz. Şimdiki iktidarın ortaklarını bir arada tutan temel harç, Kürt düşmanlığıdır. OHAL ile birlikte yoğunlaşan saldırılar artık iyice pervasız hale gelmiştir. Sınır dedikleri şey, Kürt halkını bölen yapay işaretlerden başka bir şey değildir. İnsanların ‘kaçakçılık’ ile itham edildiği faaliyet de aslında basit bir ekmek kavgasıdır. Sınırın öte yakasında Güney’de akrabaları var. Bir kısmı Kürdistan Bölgesel Yönetiminin vatandaşıdır. Bütün bunlar ziyaret amaçlı gerçekleşiyor. Bazen de yanlarında çok basit birkaç eşya getiriyorlar. Buna kaçakçılık diyorlar. Bunun kökünü de kaynağını da tarihini de hatırımızdan çıkarmayalım.

Burası Van, bu tür cinayetlerin sembolünü yaşayan coğrafyadır. 33 Kurşun’u unutmadık, unutmayacağız. Roboski’yi unutmadık, unutmayacağız. Bir de katledilenlere ‘terörist’ diyorlar. Bu düzenin hukuksuzlukları meşrulaştırmak için, talan ekonomisini aklamak için ve her türlü pis ilişkileri temize çekmek için sığındığı temel gerekçe budur. Bunun bizim anlayacağımız karşılığı da şudur; Kürt sorununda imha, inkar ve savaş politikaları. Yani Kürt sorununda imha ve inkar anlayışıyla savaş politikaları devreye sokulduğunda cinayetler, yargısız infazlar, köy yakmalar, işkenceler ve her türlü kirli ilişki birden bire büyüyor, devasa boyutlara ulaşıyor. Susurluk’ta karşımıza çıkan tablo tam da 93 konseptinin bir yansımasıydı.

93 konsepti Kürtlere karşı topyekûn savaş programı ve topyekûn savaş politikasıydı. Binlerce köy yakıldı, milyonlarca insanımız zorla göç ettirildi, binlerce insanımız failini bildiğimiz ama faili meçhul bırakılan cinayetlerle katledildi, işkenceler her alana yayıldı, kıyımlar her alanda aldı başını gitti. Bu ilişkileri sürdürmek için de kirli ilişkilere ihtiyaçları var. Devlet içinde yasadışı örgütler kuruyorlar. Devlet dışında çetelerle ve mafyayla iş tutuyorlar. Savaşı başka türlü finanse etmeleri ve yürütmeleri mümkün değil. O nedenle Türkiye, Birleşmiş Milletler Raporlarına göre bile şu anda uyuşturucu kaçakçılığında 3’üncü sırada yer alıyor.

2020 raporu bu uyuşturucu ticaretinin temel merkezlerinden üçüncüsünün Türkiye olduğunu söylüyor. Bu para nereye gidiyor? Bu para nasıl kullanılıyor? Şüphesiz savaş politikalarını finanse etmede kullanıldığı bir pay var. Bu işi yürüten çetelerin ve mafya örgütlerinin de payına düşen büyük para var; kara para, kirli para, kanlı para. İşte Susurluk’ta ortaya çıkan şey buydu. Şimdi Sedat Peker’in açıklamaları üzerinden tartışılan mesele 2015 konseptidir. 2015’te Çözüm Süreci AKP tarafından bitirildi. Belki de Çözüm Sürecinin sona erdirilmesiyle ilgili tartışmaları bitiren açıklamayı da önceki gün AKP Genel Başkanının bizzat kendisi yaptı.

Çözüm Sürecini nasıl kullanmak istediklerini ve neden bitirdiklerini itiraf etti. Biz yıllarca söyledik, AKP Çözüm Sürecini istediği gibi kendi çıkarları doğrultusunda kullanamadığı için sona erdirdi ve savaş politikalarına yeniden döndü. İşte 2015 tam da bu gelişmelerin dönüm noktasını oluşturuyor. Şehir ablukalarını düşünün. Yakılan ve yıkılan kentleri hatırımızda tutalım. Ardından gelen dokunulmazlıkların kaldırılması, yargı operasyonları ve benzeri yöntemlerle demokratik siyasete yönelik tasfiye planlarını düşünün. Bu savaş politikalarının da yeni bir boyut var; Kürtler nerede yaşıyorlarsa yaşasın onların herhangi bir kazanımı olmasın.

AKP’nin Suriye ve Ortadoğu planlarının ardından partimize 7 Haziran 2015’te halkımızdan büyük destek geldiğini hatırlayın. O büyük destek ve o büyük seçim başarısı AKP’nin tek adam rejiminin rüyalarını yıktı. İşte Kürt’e düşmanlıkları, demokratik siyasete ve HDP’ye düşmanlıkları, son dönem için söylüyorum, bu gelişmelere dayanıyor. AKP-MHP mevcut ittifak ve adı konmamış ortakları tam da bu noktada bir araya geldi. Bir kaşık suda birbirini boğacak çevreler, daha önce birbirine amansızca düşmanlık yapan gruplar tek bir noktada bir araya geldiler; o da Kürt düşmanlığıdır. Kürt düşmanlığına dayanan bu iktidar koalisyonu yine her türlü kirli ilişkiye ve her türlü kirli savaş yöntemine başvurdu. İlişkiler kontrolden çıkınca da iç çatışmalar başladı.

Suriye’de çeteleri finanse etmek için uyuşturucu ticaretinin kullanıldığına dair ortaya atılan iddialar çok ciddidir. Bunları hep birlikte dikkatle takip etmek zorundayız. Bu uyuşturucu ticaretinin ve diğer kirli ekonomi kaynaklarının yarattığı rant, öyle devasa boyutlara ulaştı ki şimdi bu ranttan payını alan çeteler ve mafya örgütleri birbirlerine girmeye başladılar. Birbirine girince elbette bunun ucu siyasi iktidara da devlet içi yapılanmalara da dayanır.

Bizim buradaki tavrımız gayet açıktır; biz bu gelişmelerin nedenini doğru görmek gerektiğini söylüyoruz. Bütün bu çürümenin, bu çöküşün, bu talanın kaynağı Kürt sorununda inkar, imha ve savaş anlayışıdır. Eğer Kürt sorununda demokratik çözümü hep birlikte savunmazsak, ülkeye demokrasiyi hep birlikte istemezsek, Ortadoğu’da özellikle Kürtlerin yaşadığı bölgelerde halkların kardeşliğine ve eşit birlikteliğine dayalı barışı savunmazsak ne bu ülke rahat yüzü görür ne de Ortadoğu savaş girdabından kurtulur.

Bizim mücadelemiz Kürt sorununda demokratik çözüm içindir, ülkenin tümüne demokrasi ve özgürlük getirmek içindir, Kürtlerin yaşadığı ülkeler başta olmak üzere Ortadoğu’ya eşit birliktelik ve barış getirmek içindir. Demokrasi İttifakını bu nedenle istiyoruz. HDP azmi ve kararlılığıyla tek başımıza mücadele sürdürecek gücümüz var. Bu iktidar ve bundan önceki başka iktidarlar demokratik siyasete ve geleneğinden geldiğimiz diğer partilere amansız bir şekilde baskı ve saldırılar geliştirmiştir. Ancak sloganımız boş bir slogan değil; HDP halktır, halk ayaktadır.

Biz yine direniriz. Biz mücadelemizi sürdürürüz ve eninde sonunda kazanırız. Bu sonuca varmak için beklememek lazım, gecikmemek lazım. O nedenle diyoruz ki kim demokrasi istiyorsa kim adaletten yanaysa kim barış hasreti çekiyorsa gelsin birlikte yürüyelim. Ancak güçlü bir toplumsal mücadele ve kararlı bir siyasi çizgi bu savaş ve rant düzenini durdurabilir. Çağrımızı kimse yanlış anlamasın. HDP’nin sırf destek adına açıklama talep ettiği yok. Biz bu ülkenin geleceğini, bu ülkede yaşayan halkların huzurunu, refahını ve barışını düşünüyoruz. Aldığımız oy oranı belli. Bu oranı 1 puan arttırmak, vekil sayısını üç-beş arttırmak bizim hesaplarımızda yer almıyor. Bizim esas hesabımız bu ülkenin yönetimine ortak olmaktır. Bunu da demokrasi güçleriyle yapmak istiyoruz. Eğer bu gerçekleşmezse bunun sorumlusu HDP olmayacaktır. Bu ittifakın kurulmasını engelleyenler olacaktır.

Muhalefete yönelik saldırılar artıyor. Peker videoları üzerinden ortaya çıkan tartışmaların sadece belirli şahıslarla ve ilişkilerle sınırlı olmadığını da biliyoruz. Nitekim iktidarın başı da onun küçük ortağı da açıkça bunları üstlendi. Bu bir sistem meselesidir. Bu ittifak artık mafyatik düzene oturmuştur. Ülkeyi de bu mafyatik düzene mahkum etmek istiyorlar. Bakın Rize’de İYİ Parti programına saldırı oldu. Genel Başkanına dönük de tehdit vardı. Üstelik bu tehdidi AKP Genel Başkanı açıkça sahiplendi ve daha da beterinin olacağını söyledi. Görün işte, burada asıl mesele HDP değil. Tek hedef HDP değil. HDP’nin en büyük hedef olmasının sebebi en büyük direnen güç olmasıdır. Kürtlerin en büyük hedef olmasının sebebi, Kürtlerin boyun eğmemeleridir, inanç ve kararlılıkla mücadelelerini sürdürmeleridir.

Sadece HDP’yi hedef almakla sonuç alamayacağını gören iktidar diğer muhalefet partilerine de benzer şekilde saldırmaya başlıyor. Bunu daha önce de yapmıştı, bunun artıracağını açık açık söylüyor. Biz saldırı ve zulüm kime yönelirse yönelsin ayrım yapmadan karşı dururuz. Kim zulme baskıya lince maruz kalırsa biz karşı çıkarız. Karşı çıktığımız şey, iktidarın zihniyeti ve politikalarıdır. Bizim tutumumuzu herkes açıkça görsün.

Kürt halkı ve siyasi temsilcileri demokratik olgunluk ve sonsuz kararlılıkla barış ve özgürlük mücadelesini yürütecektir. Kürtler ve HDP olmadan bu ülkede dönüşüm olmaz. Demokrasinin yolunu açmak mümkün olmaz. Çürümüş düzeninin temelinde savaş politikaları olduğunu görebilirsek, o zaman da anlayacağız ki savaş politikalarının asıl hedefi olan Kürt halkı, Kürt demokratik siyaseti ve HDP bu mücadelede en önemli güçtür. Eğer savaş politikalarının bu ülkede çürümenin ve çöküşün, sömürünün ve rantın kaynağı olduğunu hep birlikte görebilirsek o zaman anlarız ki Kürt halkı siyasi özne olarak dahil olmazsa hiçbir süreçten demokratik dönüşüm çıkmaz, bu ülkeye barış ve özgürlük gelmez Herkes sakince akıllıca bu gerçekleri tartışsın ve ona göre politikalarını belirlesin.

HDP Kürt sorununda demokratik çözüm istiyor. Ülkeye barış ve özgürlük istiyor. Demokrasi istiyor. HDP, toplumla birlikte mücadele ediyor. HDP’nin var olduğu yer halkın olduğu yerdir. HDP’nin var olduğu yer zulme karşı her alanda direnmedir; İşte bakın İkizdere’ye, talana bakın. Orada yaşayan köylülerin hayat alanlarının gaspına bakın! Direnen halkın temel destekçisi yine HDP’dir, HDP anlayışıdır, HDP çizgisidir.

Burada, daha dün yaşanan vahşi olayı da hepimiz biliyoruz. Şêxan köyünde bir mermer ocağı açılıyor ve bu ocak köyün göbeğinde. Orada yaşayan insanlarımız, o onurlu değerli insanlar geçimlerini hayvancılıkla sağlıyorlar. O mermer ocağı onların geçmişini de bugününü de geleceğini de yıkacaktır. Onlar da bu yıkıma karşı direniyorlar, direnecekler. Biz de direnen halkın yanındayız, içindeyiz, ister Kürdistan’da ister Karadeniz’de, ister İstanbul’da Çukurova’da nerede bir zulüm varsa orada olmaya devam edeceğiz.

Bir de HDP’ye saldırılarda veya HDP’yle ilgili konularda iktidarın dilini kullanan, onun çizdiği oyun sahasında kalan herkese bir samimi uyarıda bulunmak istiyorum. HDP’yi iktidarın ağzıyla eleştirdiğiniz takdirde tam da bu kirli ve kanlı düzenin devamına destek olmuş olursunuz. Bu iktidar ve temsilcileri bu ortaya saçılan insanlık suçları dahil uyuşturucu ticareti ve her türlü rant ilişkisi dahil tüm o konulardan kaçmak, hesap vermemek için dönüp dolaşıp alakası olup olmasın sözü HDP’ye getiriyorlar. Terör diye başlıyorlar, terör diye bitiriyorlar. İşte bize yönelik bu dilin asıl hedefi bu düzeni devam ettirmektir, hesap vermekten kurtulmaktır.

Kim ki HDP’ye aynı dille yaklaşırsa bu iktidarın hesap vermesinden kaçmayı kolaylaştıracaktır. Bunu da bu ülkenin vicdanlı insanları, bu ülkenin halkları elbette görüyor, görecektir. Tarih kaydediyor, kaydedecektir; vicdanlar yargılıyor, elbette yargılayacaktır. Bu nedenle, HDP’nin demokratik dönüşüm mücadelesinde ve özgür geleceğin kurulmasında meşru, eşit ve güçlü bir aktör olduğunu herkesin kabul etmesi, özellikle demokrasi güçlerinin ve muhalefetin bunu iyi anlaması lazım. Bunu anladıkları anda ülkede dönüşümün önünün ne kadar güçlü açılacağını hep birlikte göreceğiz. Bu ülkeye refahı ve huzur getireceğiz.

Bu iktidar kirli savaş politikalarında sınır tanımıyor. Evet sınır tanımıyor. Sınır ötesini de savaş politikalarının merkezine yerleştirmeye başladı. Sınır ötesi operasyon adı altında yapılan her türlü hamle buradaki sömürü düzenini, buradaki zulüm düzenini sürdürmekten başka herhangi bir plana ve hesaba dayanmıyor.

Sınır ötesi operasyonları muhtemelen yoğunlaştıracaklar ki ölümler ve çatışmalarla şimdiki tartışmaların üzerine örtsünler. Buna karşı hep birlikte uyanık olmak zorundayız. Bu konuda iki önemli meselemiz var, biri Kürtlerin birliği diğeri de Türkiye’de Kürtlerin eşit özne olduğu Demokrasi İttifakıdır. Kürtlerin birliği kendi varlıklarını korumak ve yeni bir sömürge yüzyılının önünü kesmek için şarttır. Eğer farklı ülkelerde yaşayan Kürtlerin siyasi temsilcileri yeni bir Sykes-Picot’nun devreye sokulmasını istemiyorsa birlik olmak zorundadır. Eğer Kürtlerin temsilcileri, sözcüleri, aydınları, yazarları bütün halk bunu istemezse önümüzdeki on yıllar Kürtlerin yeniden kimliksizliğe mahkum edileceği yıllar olacaktır.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here