HDP Eş Genel Başkanı Temelli: Bu iktidar işkenceye değil işkenceciye sıfır tolerans tanıyor

0

HDP Parti Meclisi (PM), güncel gelişmeleri değerlendirmek ve 2020’de yapılacak HDP 4’üncü Büyük Olağan Kongresinin hazırlıklarını gözden geçirmek üzere toplandı.

“Türkiye tıkanmıştır, Ortadoğu tıkanmıştır, siyaset tıkanmıştır. Ciddi anlamda bir çürüme ve felaketle karşı karşıyayız.” diyen HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, şunları söyledi: “Bu sisteme, bu iktidara son verme zamanı gelmiştir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen bu sistem sürdürülebilir değildir. Bu sistemi sonlandırmak gerekiyor. Bu sistem Türkiye halklarının, Türkiye toplumunun bu kadim coğrafyanın, kadim topluluklarının kültürüne tarihine bir arada yaşama iradesine aykırıdır, tezattır. Bu sistem toplumları ayrıştıran halk düşmanlığından, Kürt düşmanlığından beslenen bir sistemdir.

Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi dediğimiz bu sisteme dönüp baktığımızda geride bıraktığımız bir buçuk yıl içinde ne toplumsal ne siyasi ne iktisadi barış kaldı. ‘Zaten yoktu’ diyeceksiniz ama olma umudunu, kırıntılarını yok etmiş ve toplumsal barışı dinamitleyen bir sistem olmuştur. Kabineye dönüp bakın, buna hükümet mi denir? Kabinenin bütün üyeleri halka, topluma savaş açmış durumda.

Bir İçişleri Bakanı var ki evlere şenlik; topluma sürekli şiddet empoze eden, toplumları, halkları ayrıştıran bir bakan. Bakan demeye bin şahit lazım. Kendi suçlarını örtbas etmek için iftira atan, milletvekillerimizi suçlayan, örgütümüze savaş açan, her gün HDP’yi düşmanlaştıran, o saldırgan üslubuyla toplumu düşmanlaştıran bir kabine üyesidir. Sadece bununla da kalmıyor. Dünkü konuşmasında diyor ki ‘biz işkenceye sıfır tolerans tanırız’. İşkenceye değil işkenceciye sıfır tolerans tanıyorsunuz.

Yönetemiyorlar. Bu iktidar yönetemediği için de şiddeti yegane araç haline getiriliyor. Devlet şiddet tekelini elinde tutar. Bugünkü iktidar elinde tuttuğu bu şiddet tekeliyle topluma savaş açmıştır. Kürtlere, kadınlara, emekçilere, doğaya savaş açmıştır. Saldırganlıkta sınır tanımayan bir şiddet girdabının içine bütün Türkiye’yi sürüklemektedir. Ortada şiddeti sürdürülebilir kılmak adına bir hukuksuzluğun da var edildiğini görüyoruz.

Hukuksuzluğun en temel referansı, kuşkusuz tecrittir. Tecrit var olduğu sürece hukuksuzluk kaynağını buradan alarak yoluna devam edecektir. Öyle de oluyor. Tecrit ve sonrasında gelen mutlak tecrit dönemiyle beraber Türkiye paralel hukuk var etmiştir. Hukuk devleti adına anayasal devlet adına hiçbir şey kalmamıştır, tüm bunlar ortadayken hukuksuzluğu adeta genel geçer bir yönetim biçimi haline getiren bu iktidar sıkıştıkça da Kürtlere saldırmaya HDP’ye saldırmaya, Türkiye’deki sosyalistlere, devrimcilere, emekçilere saldırmaya devam ediyor.

Hayatı sadece kendi ömürleriyle sınırlı kabul ediyorlar. Yaşama bakışları böyle. Kendilerinden sonrası tufanmış, umurlarında değil. İstanbul’un yok olması, Marmara’nın yok olması, ya da doğa felaketiyle karşı karşıya kalacak olması umurlarında değil. Böyle bir ekolojik kavram bunlarda mevcut değil. Bunlar da böyle bir anlayış yok.

Bir ÇED raporu yaptırmışlar, 13 bin sayfaymış. 200 bilim insanı çalışmış diyorlar. Hiçbir bilim insanı siparişle çalışmaz. Bilim insanına siparişle rapor yaptırıyorsanız orada bilim yoktur. Eğer bilim insanlarına kulak vermek istiyorsanız işte Türkiye’de bağımsız, toplumun, doğanın hakkını savunan bilim insanları var, gider onlara sorarsınız; hiçbirisi bunu savunmuyor. Hiç mi şüphelenmiyorsunuz? Kendi sipariş verdikleri bilim insanları dışında bu kanala olumlu yaklaşan kimse yokken hiç mi şüphelenmiyorsunuz? Ama dert başka, dert günü kurtarmak, iktidarda kalabilmek ve suçlarını örtbas edebilmek. Ama örtbas edemiyorlar hangi yola başvururlarsa başvursunlar kral çıplak.

Erken seçim çağrısı yaptık, ne kadar çabuk kurturulursak o kadar iyi diye. Tüm Türkiye’ye bu çağrıyı yaparken bunun sadece bir seçim talebi olmadığını anlatmaya çalıştık. Bir sistem değişikliğine yeniden ihtiyacımız var. Eskiye öykünerek bunu söylemiyoruz, evet sistem değişmeli ama eskiyi tekrar etmek adına değil. Türkiye halklarının bir arada yaşama iradesine, demokratik cumhuriyeti var edebilecek bir anlayışa uygun bir sistemi var etmeliyiz.

Bu sistemi ancak demokratik bir anayasa ile var edebiliriz. Demokratik anayasa sadece bir anayasa yapım süreci değildir, bir arada yaşamayı sağlayacak bir demokratik zemini, bir toplumsal mutabakatı var etme çabası gayretidir. Bunu yapabilmek adına ‘erken seçim’ dedik. Bunu yapabilmek adına Türkiye’nin önünü açabilecek bir adım attık. Erken seçimden ya da seçimden kaçmaya devam edecekler. Biliyorlar ki bu seçim onların siyasi hayatlarının sonu olacaktır. Bu, tükenmişliklerinin sandıkta belgelenmesi olacak.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here