HDP Eş Genel Başkanı Temelli: Libya’da mesele Türkiye ile ilgili değil Erdoğan’ın şahsıyla ilgili

0

HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, partisinin Meclis Grup Toplantısında konuştu. “Her 3 üniversite mezunundan 1’i işsiz, gençlere ‘evlenin’ diyor.” diyen Temelli, şunları söyledi:

“Afrin’e girdiler zeytin çaldılar, Girê Spî’ye girdiler buğday çaldılar. İşte bunların zihniyeti budur; işgal etmek, ele geçirmek, talan etmek. Tam bir çete hukuku. Libya’da mesele Türkiye ile ilgili değil, Erdoğan’ın şahsıyla ilgili. Bütün ülkeleri tek tek sayıyorlar Türkiye’ye gelince ‘Erdoğan’ diyorlar. Buradan bir dış politika çıkmaz.

Dış politika bildikleri yok, politika bildikleri yok. Ateşkes için masaya oturdular, Hafter döndü gitti; Hafter bir anda terörist oldu. Dış politikaları Suriye’de, tüm dünyada olduğu gibi aynı klişeye dayalı. Nedir o klişe? ‘Sahada olmayan masada olmaz.’ Sahada nasıl oluyorlar? Askeri güçleriyle. Yani bütün savaş politikalarıyla Orta Doğu sahasında olmak istiyorlar. Neden çünkü Kürt düşmanıdırlar.

Kürtlerin kazanımlarına karşı bir siyasetleri olduğu için nasıl içeride bir çöktürme politikasına dayalı bir siyasetleri varsa sınır dışında da, kaldı ki ülkelerin toprak bütünlüğüne çok saygılıdır bunlar, Suriye’de, Irak’ta da, şimdi Libya’da aynı şekilde sahada olma peşindeler. Buradan uyarıyorum; bu saha, masa işine çok kendinizi kaptırmayın. Sonra bu ülkeyi de masada bulabilirsiniz.

Bugün Orta Doğu’ya baktığımızda gördüğümüz şey otoriter rejimlerin barbarlığıdır. Tüm otoriter rejimlerin örtülü ittifakı ile karşı karşı karşıyayız. Bakmayın birbirleriyle savaştıklarına. Aslında vekalet savaşları ya da bu zamanın 3’üncü Dünya Savaşı diyeceğimiz dünya savaşını Orta Doğu’da bu otoriter rejimler kendi bekalarını sürdürmek uğruna sürdürüyorlar.

İşte son örneği Kasım Süleymani’nin öldürülmesidir. İran için çok önemli bir kişi ve figür. Katledildi. İran ertesi gün ABD üslerini roketle vurdu. Tam o sırada bir Ukrayna uçağı düştü. Tam 176 masum insan öldü, katledildi. Açıklama şu: Yanlışlıkla oldu. Biz biliyoruz bu yanlışlıkları; Suriye’den, Yemen’den, Afganistan’dan biliyoruz. Bu yanlışlıkların nasıl olduğunu çok iyi biliyoruz. Özellikle Suriye’de bu yanlışlıkların başını bu iktidar çekiyor. Aynı şey İran için de Suriye için de Türkiye için de Rusya ve ABD için de geçerli.

Çözüm Kürt meselesinin çözümündedir. Çözüm siyasi ve demokratik çözümdedir. Bunu yapmanın yolu militarist zihniyetten kurtulmaktır, diplomasiyi öncelemektir. Uluslararası kamuoyu ve kuruluşların bu konuya müdahale zamanı gelmiştir. Orta Doğu’daki bu köhnemiş zihniyetle bir çözüm mümkün değildir. Aksi halde bu savaş büyür yayılır her yeri kaplamaya devam eder.

Bugün Türkiye’nin diplomasisi olmayan dış siyasetini biçimlendiren şey aslında iç siyaset. İçeride iktidarda kalabilmenin yolu böyle bir savaş siyasetine dayanıyor. Çünkü içerideki rejimleri bir hukuksuzluk rejimidir. Meşru hukuku askıya alan, gayrı meşru bir hukuk sistemiyle ayakta kalmaya çalışan bir iktidardan bahsediyorum, yani tecritten bahsediyorum. Bir istisnai durumu, OHAL durumunu yaygınlaştıran, tecridi olağanlaştıran bir iktidardan bahsediyorum, bu hukuk anlayışı Türkiye’yi çürütmektedir.

Reklam

İki satır kompozisyon ödevi yazmaktan aciz, iki cümle kuracak olsa promptera muhtaç zihniyet önce Demirtaş’a sonra Kadir İnanır’a saldırdı. Sana kötü bir haberim var. Demirtaş bir kitap daha yazdı. Arkadaşlarımız bir onur kütüphanesi kuruyorlar. Bu da size dert olsun.

Şiddetin bir boyutu da ekonomide. İşsizlik rakamları bütün müdahalelere rağmen yükselmeye devam ediyor. En son işsizlik rakamları 13.4 tarım dışı 15.7, genç işsizlik 20.1, evlenecek olanlar 25.3. Yoksullaşma, işsizlik devam ediyor. Her 3 üniversite mezunundan biri işsiz. Üniversite mezunlarının bugün en büyük derdi kredi yurtlar kurumundan aldıkları kredileri nasıl ödeyecekleri. İşleri yok güçleri yok, işe girseler bile o borçları ödeyecek gelirleri yokken gençlere evlenin diyor. Diyanet de hemen peşinden “Gençler evlensin, 2-3 çocuk yapsın” diyor. Diyor ki Allah rızkını verir. Allah rızkını verir de çalmazsalar verir. Sen bir de kalk bu çalanlara laf et ey Diyanet. Bir de hırsızlara laf et. Allah rızkını tabi ki verir ama rızk hırsızlardan evin içine giremiyor ki. Üniversite mezunları işsiz, yoksulluk inanılmaz yaygınlaştı.

Türkiye’de asgari ücret 2324 TL oldu. Türkiye’de açlık sınırı şimdi 2163 lira, iki aya kalmaz asgari ücreti yakalar. 3 ay sonra da geçer. Yoksulluk sınırı 7 bin 45 lira. Hiç yüzleri kızarmadan asgari ücretlilere diyorlar ki size 75 lira jest yapacağız diyorlar. Jest! Bu ne ya. Jest yapmak ne demek? İşçinin, emekçinin hakkını çalmışsın, çırpmışsın, gasp etmişsin 75 lira yani günde 2.5 liralık yani günde bir ekmeklik jest yapıyorsun. Bravo. Diyor ki ‘evlenin’. Memleketi cenaze evine çevirmişsiniz buradan düğün çıkar mı? Ama sizin gittiğiniz gün, sizi süpürdüğümüz gün bu ülkeyi düğün yerine çevireceğiz.

Ortalama ücret 3 bin lira, asgari ücret 2324 lira. Ortalama emekli maaşı 2.500 lira. En düşük emekli maaşı 1250 lira. Hala bu ülkenin yüzde 8’i yeşil kartlı. Hala bu ülkenin yüzde 18’i sosyal güvenlik hakkından yoksun. Kara delik büyük, kara deliği örteceğiz diye bu SGK yasasını çıkardılar. Kara delik, kara çukur oldu. Sosyal yardım ile yaşamak zorunda kalan aileler toplam ailelerin üçte 1’i ve bu sosyal yardımların ortalama asgari ücretin yarısı. İşte sefalet tablosu işte yoksulluk tablosu. İşte hakların nasıl gasp edildiğinin tablosu. Ne için gasp ediyorlar hakları çünkü yoksulluk ekonomisi lazım. Bir rant ekonomisi, bir yolsuzluk ekonomisi var. Bundan beslenen bir Saray onun etrafında silah tüccarları ve beton müteahhitleri var.

Bir yasa düzenlemesi geliyor meclise. Yüksek binaları kaldıracaklarmış. Huylandım tabii. Bu bunların yapacağı bir şey değil. Meğerse arada bir örtülü kayyım hikayesi var. Yani belediyelerin imar planlarına ve imar hukukuna müdahale var. Araya başka bir şey daha sıkıştırmış Ahlat Sarayı. Anayasa Mahkemesi iptal etti. Bunlar yine torbanın içine koydu. Biliyorsunuz bunlar torbacı, torbaya Ahlat Sarayı’nı koymuş. Saraysız yapamıyor. İstanbuI’a gidiyor Dolmabahçe, Moskova’ya gidiyor Kremlin, Amerika’ya gidiyor Beyaz Saray, İngiltere’de Buckhingam, saraysız yaşayamıyor. Saraylı çünkü.

Hep diyor ki biz yapıyoruz, yaptık. Kamu projelerinde nasıl yaptığın önemlidir tabii ki yapılır bu kadar kaynağı kime verseniz yapar ama nasıl yaptığın önemlidir. Bu kaynakları çarçur ederek toplumun ihtiyaçlarını karşılayarak değil toplumu yoksullaştırarak yaptığınız şeylerin maliyetlerine hem bugün yaşayanlar hem de doğmamış bebekler katlanıyor, katlanacaklar. Bir başka proje Kanal İstanbul. Ekolojik yıkımın farkında değil, diplomasi bilmedikleri gibi ekolojiyi de bilmiyorlar. Bildikleri tek şey inşaat, dolayısıyla sanki bilgisayar oyunuymuş gibi oturmuşlar çizmişler orada bir kanal. Bunu öyle bir anlatıyor ki (onların isimlerini sakladığı 200 bilim insanı dışında kalan) bütün bilim insanları itiraz ediyorlar.

Marmara ölür, ölmez. Karadeniz ölür, ölmez. Risk artar, artmaz ama o kadar uyanıklar ki bu arada Montrö meselesini de halletmek için Saros Körfezi ile Gelibolu yarımadası üzerinden de bir kanal çalışması başlatmışlar. Bunu saklıyorlar hani bir Çanakkale Köprüsü yapıyorlar ya bir de Kanal Çanakkale gündemlerinde var. Neden çünkü biliyorlar ki Kanal İstanbul açılırsa Montrö kadük kalır. Önlem alıyorlar, hepsi uyanık ama esas mesele ekolojik yıkımdır. Bu sadece bölgesel anlamda da sınırlı kalmayacak. Küresel iklim krizine zaten en büyük katkıyı yapan ülkelerden biri Türkiye’dir. Küresel iklim krizine çok büyük katkı yapacaktır.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here