HDP Eş Genel Başkanı Temelli: Şiddet savaş sarmalıyla iktisadi zorun birleştiği meseledir Kürt meselesi

0

HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, Ankara’da konuştu. “2008 krizi sonrası post neo-liberal dönem diye bir kavram ortaya atıldı ama o post bir türlü gerçekleşmedi.” diyen Temelli, şunları söyledi:

“Neo-liberalizm dinamikleri hala kendisini koruyor ve korudukça da o büyük yıkımı, insanlığın, emeğin, doğanın üzerindeki o büyük yıkımı sürdürmeye devam ediyor. Bu sürekli neo-liberal kriz hali aslında kapitalizmin kendine özgü yapısıyla birebir alakalı. Zaman zaman neo-liberal kapitalizmi, kapitalizmin genel dinamiklerinden ayırarak ele almak aslında kapitalizme karşı mücadelenin de yeterince tanımlanmasını engelledi.

Bir yanıyla yoksulluğu yönetirken, bir yanıyla borçlanma mekanizmaları yaygınlaşırken, öbür tarafta kamu düzeni adı altında bir kontrol toplumunun, bir tedbir toplumunun ve bir şiddet sarmalının her yeri sarıp sarmaladığını görüyoruz. Hak yitimlerinin had safhaya ulaştığı bir düzen içindeyiz. Bunun dünyada en ciddi yansımalarının olduğu ülke Türkiye’dir. Evet, tam 17 yıldır AKP dönemiyle özdeşleştireceğimiz bir neoliberal laboratuvarda yaşıyoruz. Daha öncesinin iyi bir şey olduğunu söylemiyorum. Ama bu 17 yıla baktığımızda AKP’ye dair konuşacaksak eğer AKP’nin Türkiye’yi bir neoliberal laboratuvara çevirdiğini mutlaka söylememiz lazım. Yani kapitalizmin bu formuyla bu denli barışık, kapitalizmin bu formuna uygun bir kamu düzeni inşa etmede bu denli ‘kararlı bir iktidar’ aslında tüm dünyaya bir neoliberal laboratuvar sunmuştur.

Yıkımın her türlüsünün yaşandığı ve bu yıkım sürecinin ciddi bir şiddet sarmalıyla örüldüğü bir AKP döneminden bahsedebiliriz. Ne yapmıştır? Tam da finansal sermayenin gereklerine uygun ekonomi politikayı yapılandırmıştır. Tam da yoksulluğun yönetilmesine dair gereklilikleri harfiyen yerine getirerek aslında toplumsal çöküşü hızlandırmıştır. Tam da kamu düzeni adı altında güvenlikçi mekanizmalarla toplumu şiddet girdabına sürüklemiştir. Evet, tüm bunlara baktığımızda bunların bütün yansımalarını görmemiz mümkün.

Bugün Türkiye dünyada en borçlu ülkelerinin başında geliyor ve halkın büyük çoğunluğu bu denli borçlandırılmış -ki bunu bütün istatistiklerde görmemiz mümkün. Kredi kartları borçlarından diğer bütün borç ağlarına baktığımızda finansal sermaye ile toplumsal ilişkileri bu anlamda görmemiz mümkün. Neden önemlidir? Çünkü finansal sermaye dinamiklerinin toplumun bütün hücrelerine nasıl sirayet ettiğini buralardan okumak olanaklı. Diğer taraftan yoksulluğun yönetilmesi dediğimiz mesele var. Burada karşı hak gasplarının nasıl ortaya çıktığını gösteriyor.

Ekonomik kriz ve buna bağlı olarak bütçenin bu konferansta ele alınması aslında bütçe hakkı yitimine bağlı tüm hak yitimlerini bize getiriyor. Bu hak yitimlerine karşı nasıl bir yoksulluk yönetilme yöntemiyle karşı karşıya kaldık? Bir sosyal yardım programıyla. Sosyal yardımlar da bir hak olarak görülebilir ama sosyal yardım düzeneğinden aslında tam da o mezhepçi/cemaatçi ağlar üzerinden nasıl da o neoliberal dönemin inşa edildiğini görmemiz mümkün.

Türkiye’nin yoksulluk haritasına bakarsanız Kürt illerini görürsünüz. Yoksulluğun yönetilmesinde Kürt illerindeki sömürü mekanizmaları ve bu alanlar arasındaki transferlere baktığımızda artı değerin nasıl transfer edildiğini görürsünüz. Sadece gidip oraya kayyım atamak değildir, kayyım atamak da bu mekanizmanın bir parçasıdır. Kürt meselesine dairdir. Kayyım atayarak bir yanıyla sömürü düzenini daha net hayata geçirir ama öbür tarafıyla da şiddet mekanizmasını üretir.

Bir başka konu daha vardır. Artı değer transferi üzerinden baktığımızda, bugün işçi sınıfının katmanlarına baktığımızda en yoksulların Kürt emekçiler olduğunu görürüz. İnşaat sektörü ki bu dönemin finanslaşma ile en barışık sektörüdür. Diğer taraftan turizm ve mevsimlik tarım işçileri. Sadece bu 3 sektörde bile Kürt emekçilerinin sömürüsü üzerinden nasıl bir artı değer transferinin yaşandığını görmemiz mümkündür.

Reklam

Kürt meselenin çözümsüzlüğünde bu zoru da görmek sorundayız. Yani iktisadi zoru da iktisadi şiddeti de görmek zorundayız. Kayyım bu ikisini birleştiren bir meseledir. Kayyımsız yapamamalarının bir diğer nedeni de budur. Kürt illerinin kalkıp kendi zenginliğine sahip çıkmasının engellemesinin yolu bu şiddet sarmalının her yeri kaplamasından geçer. İktisadi zora, siyasi zor ve şiddet de eşlik ediyor. Her gün yaşanan gözaltılar, tutuklamalar, katliamlarda ve daha büyük boyutta Suriye savaşında bunu görmek mümkündür.

Şiddet savaş sarmalıyla iktisadi zorun birleştiği meseledir Kürt meselesi. Kürt meselesi çok doğal, herkesin hakkını teslim ettiği gibi sadece Kürtlerin meselesi değildir, Kürt meselesi aslında hepimizin meselesidir. Bu meseleyi çözmeden, bu mekanizmanın dışına çıkamıyoruz. Çünkü şiddetin referansları iktisadi zorun referansları böyle bir sıkışma alanına taşınmışsa o zaman topyekün bu sıkışmayı aşmanın zamanı gelmiştir. Bunun yolu da aslında Türkiye’de bir demokrasi mücadelesidir.

Biz hem ekonomiye dair hem de siyasete dair tüm sözlerimizi bir araya getirme çabasındayız. Yani iktisadi alanla siyasi alanı mutlaka buluşturmak durumundayız. Demokrasi meselesini ele aldığımızda bunun iktisadi alanı da kapsaması gerektiğini inanarak çözüm üretmenin derdindeyiz.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here