HDP Grup Başkanvekili Oluç: Barış ve müzakere tek geçerli yoldur

0

HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik işgal girişimine ilişkin bilgilendirme yaptığı Meclis oturumunda söz aldı.

“AKP iktidarı, istikrarlı bir şekilde dış politikada yanlışlar yapma istikrarına sahiptir.” diyen Oluç, şunları söyledi: “Dış politikada son derece sorumsuz davranan bir iktidardır. Diplomasi yerine kabadayılık yapan, rasyonel devlet aklı yerine akılsızlığı koyan, iç iktidar hesapları ile dışarıda savaşa giren bir zihniyet… Yani adeta ‘yurtta sulh cihanda sulh’ yerine ‘yurtta savaş cihanda savaş’ diyecek noktaya geldiniz.

2011 yılı itibariyle bu iktidarın ‘sıfır sorun’ dönemi bitti ve ‘herkesle sorun’ dönemi başladı. Neo Osmanlıcılık safsatası ile bölge halklarını hakimiyet altına alma isteği ve hami olma hevesi zuhur etti. Ama bölge halkları bu hakimiyeti benimsemeyince, konunun mimarları büyük yanlışlara imza atarak ülkeyi de kendisini de ‘değerli yalnızlık’ içine sürükledi. Sonrasında ‘dostları çoğaltalım’ politikası da çok sürmedi. Hani diyorsunuz ya ‘yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır’ diye. Sizinki yenilgi yenilgi büyüyen bir çöküştür. Bizlerin çabası ise siz çökerken ülkeyi ve toplumu da büyük acılara sürüklemeyin diyedir.

Kuzey ve Doğu Suriye işgal girişimi ile birlikte bugün bütün dünya AKP iktidarına karşı bir tutum almıştır. Sadece tek tek devletler değil, Türkiye’nin üyesi olduğu bütün uluslararası kurum ve kuruluşlar da bu savaş politikasının karşısında yer almışlardır. Bakınız dünkü IPU kararı. Uluslararası Parlamentolar Birliği daha dün 677’ye karşı 73 oyla karar aldı ve Türkiye’yi kınadı. Adeta otoyolda ters giden şoför gibisiniz.

Biz bu kürsüde işgal girişimine ‘hayır’ dediğimizde hop oturup hop kalkanlar, bakın dünya ülkeleri bu yaptığınızı İngilizce’de ‘invasion, occupation’ veya ‘incursion’ diyor, kullandıkları kavramları bunlar. Yani istila, işgal veya zorla girme. Seçin seçin alın. Hangisini istiyorsanız.

Suriye, Suriye’de yaşayan halklarındır. Öncelikle bu halkların iradesini hiçe sayan her girişim, her saldırı haksız ve hukuksuzdur. Savaş ve işgal politikalarının derinleşmesi, yıkım politikalarının devreye girmesi, yılları bulacak insanlık trajedilerinin sürmesi demektir. Bu anlamda en başından beri söylediğimiz gibi, egemen devlet ve iktidarının izni ve talebi dışında Suriye topraklarında bulunan güçler buralardan çıkmalıdır.

Suriye halkları geleceklerine ve demokratik Suriye rejiminin yeni toplumsal sözleşmesine birlikte ve müzakereyle karar vermelidir. Barış ve müzakere tek geçerli yoldur. Suriye’nin toprak bütünlüğü içinde güçlü bir yerel demokrasi üzerinde yükselen bir demokratik rejim inşası adımları atılmalıdır. Bütün etnik, toplumsal, inançsal ve kültürel oluşumların kendilerini kurumları aracılığıyla ifade ettiği, toplumsal mutabakata, demokrasiye ve çoğulculuğa açık; Suriye’nin toprak bütünlüğüne ve insan haklarına saygılı bir rejimden söz ediyorum. Türkiye, elindeki bütün imkanlarla bu yöndeki adımları desteklemeli, komşusunun geleceğini barış içinde inşa edebilmesinin yollarını kolaylaştırmalıdır, zorlaştırmamalıdır.

Savaşın korkunç yıkımını bilmeyenler barışın kıymetini de bilemez. Hâlbuki bugün en çok zayıflatılan ‘barış ve müzakere’ politikası elimizdeki en güçlü silahtır. Zaten sizin barışa, barış diyenlere öfkenizin nedeni de kendi iktidarınızı sürdürmek için başlattığınız bu yapay savaşın fiyaskoyla sonuçlanmasından duyduğunuz korkudur. İktidarınız zayıflıyor diye halklara acı çektiriyorsunuz.

Reklam

Barışı değil savaşı savunmak suçtur. BM Siyasi ve Medeni Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 20. Maddesi der ki; ‘Her türlü savaş propagandası hukuk tarafından yasaklanır.’ Savaşa karşı çıkıp barış isteyenler suçlu değildir ve olamaz. Bugün Türkiye, iktidar tarafından öyle bir savaş histerisine sürüklenmeye çalışılıyor ki, sadece ‘barış’ demek bile doğrudan soruşturma, kovuşturma nedeni haline getiriliyor. İktidar kendi işlediği suçlara bütün toplumun ortaklık etmesini bekliyor. Ama bizler bu savaşın ülke ve toplum yararına olmayacağını bildiğimiz için karşı çıkıyoruz.

Kürt sorununa demokratik ve barışçı çözüm yerine savaş ile çözümde ısrar sorunu ağırlaştırmaktadır. Bu sorun savaş ve gözyaşı ortasında değil, diyalogla bu Meclis’te tartışılmalıdır. Olan bu savaşta yitip giden evlatlarımıza, tükenen kaynaklarımıza oluyor. Bütün bunların sebebi iktidar hırsı ve Kürt düşmanlığıdır. Çare Washington’da, Moskova’da değildir. Kendi sınırlarında yaşayan Kürtlerle, komşu sınırlarda yaşayan Kürtlerle barışmayan bir zihniyet çözümsüzlük üretir. Bu topraklar bu bölge hepimize yeter, kavgaya değil diyalog ve müzakereye ihtiyaç vardır.

Bu Meclis’te iktidarın yanlış politikalarına gönüllü ya da gönülsüz verilen destek, sadece ve sadece yürütmenin bugün bu Meclis’in iradesinin üstünde bir güç olma arzusuna hizmet eder. Bu durum Meclis’in iradesinin ipotek altına alınması değil de nedir? Türkiye’de iktidarın ülkeyi ve toplumu sürüklediği tehlikeli ve tehditkâr ortama karşı demokratik mücadele meşrudur. Kürt, Türk ve Arap halklarını birbirlerine düşürecek her adım bir suçtur.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here