HDP Grup Başkanvekili Oluç: Türkiye’de hukuk yok, yargıda tuz koktu

0

HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Mecliste düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin konuştu. Türkiye’de hukuk yok artık biliyoruz; yargıda ‘tuz koktu’ diyoruz.” diyen Oluç, şunları söyledi:

“Fakat yine de hukuk alanında yaşanan kepazeliklere değinmeden duramıyoruz. Bunlardan biri de Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanımız Selçuk Mızraklı ile ilgilidir. Bunu daha evvel de dile getirdik ve bir kez daha ortaya çıktı ki, biz haklıyız. Dedik ki, ‘görevden alınması hukuksuzdur’; İçişleri Bakanı’nın halkın iradesini gasp etme anlayışıyla gerçekleşmiştir; İleri sürülen iddialar yersizdir, mesnetsizdir.

Biliyorsunuz iddialardan bir tanesi, cerrah olan Selçuk Mızraklı’nın bir hastanede ameliyat yaptığı, bir hastanın bağırsaklarını kestiği ve ertesi gün de o hastanın yürüyerek hastaneden çıktığıydı. Gizli tanık ifadesiydi bu. Bu, tıptan biraz anlayan birinin, hatta bırakın tıptan anlayanı, bir çocuğun bile anlayabileceği bir yalandı.

Bu yalanın bir belgesi de ortaya çıktı. Dosyadaki kısıtlılık kararı kalkınca, avukatlar SGK kayıtlarını inceledi ve gizli tanığın Mızraklı’nın ‘ameliyat etti’ dediği hastayla ilgili verdiği dönem tarihi ‘ya 2012 sonu ya da 2013 başı’ydı. Fakat ortaya çıktı ki, bu gizli tanık 15 Eylül 2011’de sözü edilen hastanede çalışmaya başlamış, 2 Mart 2012’de de hastaneyle ilişiği kesilmiş. Yani ‘2012 sonu ya da 2013 başı’ dediği tarih zaten gizli tanığın hastanede çalıştığı bir tarih değil. Yani yalan ikinci kez ortaya çıktı.

Selçuk Mızraklı bugün Kayseri Bünyan Cezaevi’nde tutukludur. Yalanlara dayalı gizli tanık ifadeleriyle bir iddianame düzenleyip Selçuk Mızraklı’yı cezaevine atmış olan İçişleri Bakanlığı’dır. Elbette ki, Adalet Bakanlığı’na bağlı çalışan hakim ve savcıların da bu kepazeliğe yol vermelerine bir kez daha işaret etmek gerekir.

Bir konu daha var. Yine bunu söylemiştik, yine haklı çıktık. Ortaya çıktı ki, 103 kişinin yaşamını yitirdiği 10 Ekim Ankara Gar Katliamının 21 Kasım’daki son duruşmasında, yani 4 yıl sonra, savcılık 9 klasörlük delil dosyasını mahkemeden ve müştekilerden saklamış. 9 klasörlük delil dosyasında ne var önemli olan? Katliamı gerçekleştiren IŞİD’lilere Ankara’ya kadar eskortluk yapan Yakup Şahin’in Gaziantep’te bir gübre bayisinden 2 ton 33 Nitrat almaya çalıştığı, kimliği istenince vazgeçtiği, şüphelenen gübre satıcısının bu olayı Emniyete bildirdiği, kamera kayıtlarından şüphelinin tespit edildiği. Bunlar var klasörlerde. Terörle Mücadele ve İstihbarat Şubesinin katliamdan 8 gün önce kendisine bildirilen bu duruma karşı hiçbir işlem yapmadığı da.

Biz ne demiştik o zaman? Türkiye’deki en büyük katliamlardan biridir Ankara Gar Katliamı. Türkiye’de bu kadar büyük bir katliam yaşanırsa, devletin bazı odaklarının bu katliamdan haberinin olmaması mümkün değildir demiştik. Bize o zaman çok kızmışlardı bunu söylediğimiz için. İşte ortaya çıktı, haklıyız. 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın arkasında karanlık odaklar var. Bu karanlık odaklar ilk günden beri gizlenmeye çalışıldı. İşte bu da Türkiye’deki bir başka hukuk felaketidir.

Geçtiğimiz hafta bir deklarasyon açıkladık ve bir erken seçim talebinde bulunduk. Çünkü iddiamız odur ki, biraz evvel saydığım örnekler de buna dairdir, ki konuşmaya başlasak yüzlerce örnek daha sıralanır; demokratik meşruiyetini yitirmiş bir iktidar vardır karşımızda. Birincisi, kayyım atamaları ile yerel seçimlerde özellikle bizim kazandığımız belediyelerdeki seçimlerin sonuçlarını yok saymak, halkın iradesini gasp etmek, seçim iradesini gasp etmek, sandık hukukunu ve adaletini yok saymak konusunda atılan adımlar, bir kez daha vurgulayalım ki, bu iktidarın demokratik meşruiyetinin tamamen ortadan kalktığını göstermektedir.

Reklam

İkincisi, ekonomide hiçbir şey çizmeye çalıştıkları pembe tablolar gibi değildir. 2019 bütçe açığının vardığı nokta bellidir, rakamlar ortadadır. Öngörülenin çok üzerine çıkmıştır bütçe açığı. ‘Enflasyon düştü’ diye palavradan TÜİK sayıları açıklamaktadırlar, ama hayat pahalılığının ne durumda olduğunu halkın kendisi çok iyi bilmektedir, her gün yaşamaktadır. Ard arda gelen zamların insanların yaşamını ne derece zorlaştırdığı ortadadır. Yani ekonomideki gelişmeler olumluya gitmemektedir.

Daha yeni, geçtiğimiz hafta Genel Kurul’da 2019 bütçesi için ek borçlanma yetkisi verildi Cumhurbaşkanı’na, 70 milyar lira. Bu bile aslında ekonomide ne kadar büyük bir felaketle karşı karşıya kalındığının en açık göstergesidir. Boşalmış kasaları doldurmak için ardı ardına vergi yasaları çıkarmaktadırlar. Yine geçtiğimiz hafta çıkmış olan yasaların önemli bir kısmı halka yönelik dolaylı vergilerin artırılmasının çok açık göstergeleridir.

Üçüncüsü, yine bazı örneklerini verdim, hukuk yerlerde sürünmektedir. Yargıda tuz kokmuştur. Bu iktidar bu hale getirmiştir. Şimdi, bütün bu durumlar ortadayken, demokratik meşruiyetini yitirmiş bir iktidarla karşı karşıyayken; neden erken seçimden korkuyorsunuz? Neden halkın iradesine başvurmaktan korkuyorsunuz?

Çünkü sizin elinize gelen kamuoyu yoklamaları da gösteriyor ki, iktidar sadece demokratik meşruiyetini yitirmedi. Aynı zamanda halktan aldığı desteği de büyük ölçüde yitirmeye başladı. Kamuoyu yoklamaları baş aşağı gidişi gösteriyor. Aslında halkın iradesinden korkmanızın temel nedeni budur.

Bu ülkeyi bir ‘Atanmışlar Rejimi’ ile yönetmek isteyen bir iktidarla karşı karşıyayız. 24 belediyemize kayyım atandı. Halkın iradesi çiğnendi. Öte yandan atanmış teknokrat bakanlar hiçbir şekilde hesap sorulabilir durumda değil. Bütçe tartışmalarında da, Meclis’teki çalışmalarda da görüyoruz. Atanmış teknokrat bakanlar halka, Meclis’e hesap vermeyen bir yönetim tarzına sahip. Topluma tepkisini gösterecek zemin bırakmıyorsunuz. Yasaklarınızla, her gün yapılan gözaltı tutuklamalarla, sosyal medyada bile düşünce ve ifade özgürlüğüne izin vermiyorsunuz. Bu tür koşullarda seçimler bazen bir sivil itaatsizlik örneği olur.

Biz diyoruz ki, erken seçim demokratik meşruiyetini yitirmiş olan iktidar açısından, eğer hakikaten halkın desteğini alıp almadığını test etmek istiyorsa, başvurulacak en iyi kamuoyu yoklamasıdır. Önümüzdeki yıl Meclis’in 100’üncü yılıdır. 100’üncü yılında Meclis yeniden Yürütme karşısında gücüne sahip olmalıdır. 100’üncü yılında Meclis Yürütme’nin tahakkümünden kurtulmalıdır. 100’üncü yılında Meclis adeta bir kurucu meclis gibi çalışıp Türkiye’de yeniden güçlü bir parlamenter rejimi, kuvvetler ayrılığını sağlayacak, güçlü bir yerel demokrasi üzerinde yükselen bir demokratik cumhuriyet için adım atacak iradeye sahip olmalıdır.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here