HDP Sözcüsü Günay: Ordu, istihbarat, jandarma ellerinde; darbe konusunda somut bilgi varsa açıklasınlar

0

HDP Sözcüsü Ebru Günay, haftalık olağan basın toplantısında gündemi değerlendirdi. “Bizler açısından demokratik, adil, özgür bir Türkiye özleminden ve tüm halkların eşit koşullarda yaşama mücadelesinden vazgeçmemek; demokrasi, özgürlük ve eşitlik için yaşamını yitirenlerin anısına sahip çıkmanın en doğru yoludur.” diyen Günay, şunları söyledi:

“Salgın yayılmaya devam ediyor ve salgının yol açtığı kayıplar da maalesef artıyor. Ancak buna rağmen hükümet pandemide ‘normalleşme süreci’ adı altında kararlar almaya başladığını açıkladı. AVM’leri açacaklarmış. Toplum sağlığını esas almayan, sermaye odaklı yürütülen bir pandemiyle mücadele süreci yaşıyoruz maalesef. Muhalefetin, toplumsal kesimlerin ve bilim insanlarının önerileri dikkate alınmıyor.

AVM’ler açılıyor ama Meclis kapalı. Meclis neden kapalı? Bunun bir izahı var mı? Demek ki aslında ortada bir normalleşme yok. Hiçbir şey normal değilken, açıklamalar böyle şaibeliyken, hiç kimse kendini güvende hissetmiyorken sırf ekonomi toparlansın diye, para kazandıracak ama hayati önemi olmayan tüm sektörler insan hayatı hiçe sayılarak açılıyor fakat Meclis açılmıyor.

Böyle bir süreçte Meclis kapalı tutulmamalı. Meclis’in kapalı tutulduğu her gün hayatını kaybedenlerin vebali omuzlarımıza yüklenmektedir. Meclis bir an önce açılmalı, tek gündemi de salgın ve salgının olumsuz etkilerini azalltmak olmalıdır. Salgınla mücadele gündemiyle Meclis hemen toplanmalıdır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan yaptığı konuşmasında TTB, barolar ve TMMOB gibi meslek örgütlerini hedef aldı. Bu meslek örgütlerinin ve kurumların yapısında değişiklik yapılacağını söyledi. AKP aslında uzun süredir planladığı meslek örgütlerine yönelik müdahaleyi, pandemi süreciyle beraber yeniden gündemine aldı. Salgın sürecini kendisine nimet olarak gören iktidar baroların sesini kısmak, STK’leri ele geçirmek için bu değişiklikleri planlıyor.

İktidarın, Türkiye demokratik muhalefetinin önemli bir parçası durumunda olan TMMOB ve barolar gibi kurumları hedef almasına şaşırmadık. Salgınla mücadele ederken onlarca üyesini yitiren TTB’nin hedef seçilmesi de tesadüf değil. Çünkü bu kurumlar hakikatleri söylüyor; çünkü bu kurumlar üretiyor, çünkü bu kurumlar muhalefet ediyor iktidara. Daha da önemlisi halk sağlığı için salgınla mücadele ediyorlar.

Bir kez daha gördük ki muhalif olan tüm kesimler iktidarın saldırısının hedefindedir. Bu saldırılara karşı, sıranın bize gelmesini beklemeden, hemen dayanışma ve güçbirliği geliştirmek durumundayız. Çok geç olmadan dayanışma ve güçbirliği için adım atmalıyız. Bunun için partimiz üzerine ne düşüyorsa yapmaya, demokratik güçbirliği için adım atmaya hazırdır. Bu tür saldırılara karşı mücadele etmekten bugüne kadar geri durmadık, bundan sonra da geri durmayacağız.

Bizler HDP olarak tarihimiz boyunca darbelere karşı durduk ve darbelerin sadece askeri değil yürütme erkiyle de gerçekleşebileceğini düşünüyoruz. Nitekim dünyada artık gücü eline alan iktidarın hukuku askıya alarak gerçekleştirdiği politikaların da bir darbe olduğu tartışılıyor artık. Dolayısıyla bizler hem askeri hem de sivil darbelere karşıyız.

Reklam

Türkiye’de 15 Temmuz’u yaşadık. 16 Temmuz sabahı Meclis ortak bir irade koyarak darbe karşıtı bir bildiri yayımladı. O bildiride Binali Yıldırım, Devlet Bahçeli, Kemal Kılıçdaroğlu ve Sevgili İdris Baluken’in imzası vardı. Peki sonra ne oldu? Darbe karşıtı tek vücut olmuş parlamentoya darbe yapıldı. Darbe karşıtı bildiriye ortak imza attığı için, darbe karşıtlığı sebebiyle tebrik edilen İdris Baluken -ki 4 ay sonra 16 yıl 8 ay ceza aldı- tutuklandı.

İktidar veya bir parti darbeye karşı ise öncelikle samimi olacak. Otoriter politikalarını sürdürmek için kriz algısı yaratmaya ihtiyaç duyarak darbe söylentisi çıkarmayacak. Varsa bir darbe hazırlığı partimiz her zaman bu darbe mekaniğine karşı, demokrasiden ve demokratik değerlerden yana tavır almaya, darbecilerle mücadele etmeye hazırdır. Ama darbeye karşı samimi mücadele edilmelidir. Samimi mücadele Türkiye toplumuna ve halklarına karşı dürüst olmakla başlar.

Ordu, istihbarat, jandarma hepsi bugün AKP iktidarının elinde. Ellerinde somut bilgi varsa açıklasınlar. Ortada dolaşan dedikodular üzerinden halkı panik havasına sokmak toplumu kutuplaştırmaktan başka bir işe yaramaz. Bir siyasi iktidar, devleti dedikodularla yönetemez, yönetmemelidir. Dolayısıyla varsa bildikleri açıklasınlar.

YKS sınavına 2,5 milyon öğrenci girecek. Ailelerle birlikte 10 milyondan fazla insanı ilgilendiren bir konu. İktidar süreci yönetemediği için gençler ve aileler mağdur edildi. Sınav ertelendi, tekrar erkene çekildi. Milyonlarca gencin dolayısıyla ülkenin geleceğini doğrudan ilgilendiren bir mesele sırf Turizm Bakanının şirketleri kazansın diye kurban edildi, sınav erkene alındı. Ülkenin geleceğini düşünmek yerine şirketlerin cirolarını düşünen bir iktidar pratiği ile karşı karşıyayız. İktidarı yeniden ülkenin geleceğini düşünmeye davet ediyoruz.

Salgın süreci ile beraber pek çok önerimiz oldu iktidara. Bunlardan en önemlisi bütçenin yeniden düzenlenmesi idi. Türkiye’de ağır ekonomik tablonun yarattığı tahribatı onarmak için Meclis acilen adım atmalıdır. 2020 yılı bütçesi salgınla mücadele eden vatandaşların temel ihtiyaçlarını güvenceye almak için yeniden ele alınmalıdır. Buna ilişkin önerilerimizi paylaşmak istiyorum.

İçişleri Bakanlığına ayrılan bütçenin bir kısmının İşsizlik Fonuna aktarılarak, başta geliri olmayan kadınlara olmak üzere aylık 2 bin 500 tl doğrudan gelir desteği sağlanması,

Cumhurbaşkanlığı bütçesinin bir kısmı ile işyeri kapatılan esnafa 6 ay boyunca ayda 2 bin 500 tl doğrudan gelir desteği sağlanması,

Milli Savunma Bakanlığı bütçesinin bir kısmı ile çiftçi borçları ve desteklerinin ödenmesi,

Reklam

Yandaş vakıflara ve derneklere ayrılan kaynakların tamamının gençlerin KYK borçlarının silinmesi için harcanması,

Yandaş şirketlere aktarılan transfer ödemelerinin durdurulması, elde edilen kaynakla elektrik, doğalgaz, su ve internetin ihtiyaç sınırına kadar ücretsiz olması,

Yandaş şirketlere yapılan garanti ödemelerin durdurularak elde edilen kaynağın bütün sağlık hizmetlerinin ücretsiz kılınması için harcanması,

Kamuda lüks araç ve uçak saltanatına son verilip en düşük emekli maaşının 2 bin 500 tl yapılmasını öneriyoruz.

Yandaşlar ve Saray’ın bütçesi kesilirse eğer vatandaşın mağduriyetini giderecek kaynak sağlanır

Peki, nereden gelecek bu kaynak? Bütçedeki değişiklikler ile 200 milyar TL tasarruf sağlanacak. Barış Sürecinin devam ettiği 2014 yılında güvenlik bütçesi toplamı 50 milyar TL idi. 2020 yılında ise bu bütçe 200 milyar TL oldu. İçeride dışarıda barış yoluna devam etseydik 100 milyar lira ile güvenlik sağlanacaktı.

İkincisi bütçeden 70 milyar TL yandaş şirketlere, köprü ototyol projelerine garanti ödemeleri ve transferler adı altında aktarılıyor. Bu ödemeler bu olağanüstü dönemde durdurulmalı. Cumhurbaşkanlığı ve yan kuruluşlarına 40 milyar TL harcanıyor. Bunun 30 milyarının kesilmesini öneriyoruz. Bu bütçeler kesildiğinde vatandaşın mağduriyeti giderilecektir.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here